TAŞKINLIKLARIMIZ...

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 25 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Ne zaman burada birinin ecelsiz öldüğünü duysam, tırnaklarım, dişlerim ve kirpiklerim üşür. Sonra gözlerim, parmak uçlarım sızlar. Ardından yüreğim kızgın ateşliğinde yanar. Çünkü ben savaşın sıcaklığını o sıcaklıktaki insanı kör eden yanını görmüştüm. Yani ölen öldüren insanın son anlarına çok tanık olmuş biri olarak her ölen biraz bende ölüyor.

TAŞKINLIKLARIMIZ... /GÜLAZER AKIN

Taşkınlarımız ölülerimizi bile mezarlarında uyutmuyordur. Derdinizden toprakaltı olup geldik yine huzur vermiyorsunuz deyip yakınıyorlardır. İnsanın insana yaptığı zulmü ölüler bile esef verici buluyorlardır.

Kim bu coğrafyanın üzerinde olsaydı, aklını yitirir, çıldırırdı. Hatta terk edip giderdi. Bu coğrafaya, bu topraklarda sökebileseydi bedenini, eminim söküp, sonra çekip giderdi.
Annemin canına tak ettiğinde hep derdi: 'Bir gün başımı alıp gideceğim u gideceğim.'
Ama gitmedi, gidemezdi. Çünkü biz vardık, biz kalırdık duvar diblerinde sonra. Öksüz, kimsesiz...

Yine de korkardık, ya bir gün giderse diye. Ama bu toprakların öyle söyleyebilecek bir sitemi de yok. Bedeni katlanmak zorunda. İnsan yaşarken, bir de ömrünün en güzel yıllarındaysa fazla ölüleri, ölümleri düşünmek pek hoş karşılanmaz ama benim aklımdan ölülerimiz çıkmıyor. Çünkü her gün çok insan ölüyor. Daha ölmemesi gereken yasta olmasina rağmen ölüyorlar. Bir çok hayali öylece bırakıp gidiyorlar. Sonra eli günahlara değmemiş çocuklar, çırpınmasına rağmen kanı durduramayan kadınlar ölüyorlar.
Sonra delikanlı erkekler de...

Her çağda bu kadar insan ölür müydü? İnsanın bu gezegen üzerindeki birbirini ortadan kaldırma savaşı hiç bitmeyecek mi? Bir de böyle tekniğin gücüyle yapılan savaşlar acımasız oluyor.  Binlerce yılın ürünü, sayısız uygarlığın yarattığı kültürü olan bir şehri bir anda havaya uçurabilen silahlar kullanılıyor. İnsanlar ölüyor, evler yıkılıyor, parklar, kütüphaneler, müzeler, hepsi yerle bir ediliyor. 

Kediler, kuşlar, güvercinler bile yok olup gidiyor. Sonra ormanları, dağları ateşe veriyorlar. O güzelim doğayı gözünü kırpmadan talan ediyor ve kimse bu talanı sorgulamıyor. Oysa ki tüm bunlar insan doğasına aykırı. İnsan bu kadar çirkinleşmeyi hak etmemişti. İnsanın insana zulmü... Bu neyin gazabı tanrım?...

İnsan doğanın en şanslı varlığı. Çünkü tüm canlılara göre en insiyatifli olanıdır. Yıkıma harcadığı aklını yaratılışa kullanabilir. Ölüm, öldürme insanı incitmelidir. Canını gereğinden fazla sıkmalıdır ki insan vasfını gereğince taşısın. İnsan olduğunun farkını yaşasın. Çaresizlik içinde kulağını kapatma yerine bir şekilde karşı duruşunu gösterebilmeli. Herkesin yapabileceği bir şey vardır. Mutlaka vardır. Ama işte güzellemelerle güzelleşmiyor insan.

Gücüm yetseydi de  ölülerimizi sayabilseydim. Sayamam ki.  Sadece benim ülkemdeki ölüler bu gün yeryüzünde yaşayan insanların sayısından kat be kat fazla olduğuna eminim. Bir gün dünyanın ülkemi içine alan yüzü, ölülerin ağırlığından çökecek diye korkuyorum. Çökmez mi!?

Ne zaman buralardan birinin ecelsiz öldüğünü duysam, tırnaklarım, dişlerim ve kirpiklerim üşür. Sonra gözlerim, parmak uçlarım sızlar. Ardından yüreğim fena yanar. Çünkü ben savaşın sıcaklığını o sıcaklıktaki insanı kör eden yanını görmüştüm. Yani ölen öldüren insanın son anlarına çok tanık olmuş biri olarak her ölen biraz bende ölür.
Soğuduktan sonra bütün yaralar sızlar. Şimdi yıllardır uzağından izlemek zorunda kalan ben, savaşın sızısını yaşıyorum.

Oysa ki ben savaşlara, ölümlere dair konuşmak istemiyorum. Barışı içine alan her ne varsa onlardan söz etmek isterim.  Güzel şeyler, sıcak şeyler, ölümün karasında değil, yaşamın pembesinden, mavisinden, lilasından bahsetmek, konuşmak isterim.  İnsanı mutlu edecek renklerden, sözlerden...

Tabi önce bu acıtıcı manzaralar ortadan kalkmalı. Ölülerimiz mezarlarında rahat etmeli. Ve ben dünyanın haline baktıkça her gün biraz daha ölülerimizi özlüyorsam, demek ki yaşamın en güzel renkleri katledilmiştir. Bana, sana, herkese yazık değil mi?

Yaşamak güzelse yaşatmalı insan o zaman...

E tipi kapalı cezaevi Adıyaman

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (3 Yazılmış)

  • Gönderen şermin, 04 Haziran, 2008 03:39:12
    acılarımızı hangi dil tarf eder, ölüleri özlemek,mezar taşı olmayı istemek,özlemek,kavuşamamak ve bir daha hiç görememek ne büyük acılar demi ve bunlar acıları sadece çeyreği.oysa hayat nasılda akıyor ve kimse bu hayatın içinde yok olup giden canın acısının farkında değil.yazmak ölüleri ne kaadr getirir?sorunun cevabı sanırm HİSSETTİĞİN KADAR..xelat'ım yaşam hediyem sen hep var ediyorsun onları seni çok seviyorum xelat'ım seni çok seviyorum
  • Gönderen mustafa, 10 Şubat, 2008 18:05:01
    kurdistanda ozgurce ve olumsuz yasama dilegiyle
  • Gönderen kawkaw, 15 Ocak, 2008 00:44:37
    ozgurlugunu ozgurce ozgur bir kurdistanda yasayan kurdistan .yasama guzeligiyle.

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com