E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Selimiye Kışlası'nı PKK mı ıskaladı?/İbrahim Karagül
- Gerçek bombacı serbest
- HPG'den çatışmalara ilişkin açıklama
- Bismil'de 10 bin kişi HPG gerillası için yürüdü
- Türkiye'deki rütbeliler köşe oldu!
- Buldan: Eşimi Devletin Öldürdüğü Açık, Ergenekon Davasına Müdahilim
- Yanındakini de öldürecek
- Bahoz Erdal: Ekonomik kaynaklara saldırı sürecek
- 28 Şubat'ın aktörleri şimdi nerede?
- Bir tuhaflık var/Ahmet Altan
22 Nisan 2007 tarihinde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimi, Fransa’nın iç ve uluslararası politikası bakımından oldukça önemlidir. Ortaya çıkacak sonuç, hem Fransa’nın hem de AB’nin uluslararası konumlanışını da nispeten etkileyecektir.
Seçimler daha çok sağmerkezi teksim eden Halk Hareketi Birliği(UMP)’nin adayı N. Sarkozy ile Sosyalist Parti adayı S. Royal arasında geçeceği düşünülmekle birlikte, Demokrasi İçin Birlik Partisi(UDF)’nin lideri M. Bayrou da mevcut politik dengeleri ciddi oranda etkileyebilir.
İç politikaya yönelik açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken Sarkozy, devletin bugünkü yapısının, küresel kapitalist sisteme uygun olmadığını belirtmekte ve değişimin kaçınılmaz olduğunu savunmaktadır. Bir kaç noktayı ön plana çıkarmaktadır. Birincisi ABD, Rusya, Türkiye’de olduğu gibi ‘Ulusal Güvenlik Konseyi’nin kurulmasını, yani devletin daha üst düzeyde merkezileştirilmesini, İkincisi, Ordu’nun askeri savaş kapasitesinin arttırılmasını, Üçüncüsü, polisin yetki alanını genişleterek bir bakıma ‘polis devleti’ne doğru bir geçişi, Dördüncüsü, devlet için stratejik olan sektörlerde ‘grevlerin’ yasaklanmasını savunmaktadır Beşincisi, ‘laiklik’ kavramını yeniden tanımlayarak, dinsel yapıların etkinliklerinin artırılmasına özel bir önem vermektedir. Bu aslında ‘medeniyetler çatışması’ tezinin Fransa’nın özgünlüğünde yeniden tanımlanmasına yol açacaktır.
En son olarak da ‘Göçmen ve Milli Kimlik Bakanlığı’nı kuracağını belirten Sarkozy’nin faşist
eğlimleri giderek belirginleştirmektedir. Le Pen’in "Sarkozy yine fikirlerimizi kes-yapıştır yapıyor" değerlendirmesi aslında Sarkozy ile Le Pen arasındaki ideolojik bağı ortaya koymaktadır. Komünist Partisi adayı Marie-George Buffet "Irkçılara hizmet eden Vichy hükümetini anımsatıyor" değerlendirmesi ile tepkisin ortaya koydu. Faşist hareketin güçlenmesinin ideolojik ve politik yapısını oluşturan bu değerlendirmeler, aynı zamanda, Sarkozy’nın ‘devlette reform’ dediği politikanın mantığını da ortaya koymaktadır.
Royal ve Baryou, Sarkozy’nin bu açıklamasını çizmeyi aşma olarak değerlendirirlerken, Fransa’nın askeri gücünün artırılarak uluslararası alanda daha etkin bir konuma gelmesi konusunda ise Sarkozy ile aynı parelelde düşünmektedirler.
Göçmenler hala iç politikanın önemli figüranlarından biridir. Sarkozy, 2005 yılında yaptığı bir açıklamada, ‘göçmenlerin en az yüzde 70’nin ülkesine gönderileceğini’ belirtmişti. Seçim propagandasında ise “Fransa’nın kaliteli ve nitelikli iş gücüne dayanan göçmenlere ihtiyacı olduğunu” sık sık vurgulamaktadır. Sakrozy ile faşist ‘Ulusal Cephe’nin savunduğu ‘göçmenlik politikası’ hemen hemen birbirinin aynısıdır. Dahası Sarkozy, öğretmeni Le Pen’nin politikalarını çalıp, yeni argümünlar ekleyerek piyasaya sürmektedir.
Seçimin diğer favorileri olarak görülen Royal ve Bayrou’nun politikalarında tutarsızlıklar ve çelişkiler çok daha belirgindir. Göçmenlere yönelik uygulamaya koyduğu politikalar üzerinde oy toplamaya çalışan Sarkozy, Royal’a göre daha avantajlı bir konumdadır.
UMP hükümetinin uygulamaya koymak istediği ancak toplumun farklı kesimlerin tepkisine yol açtığı için geri çekilen; Sosyal Güvenlik, Kamu Kuruluşları ve Hizmetleri , Hastaneler, Milli Eğitim, Sosyal Konutlar ve Emeklilik, Sosyal Haklara İş Yasası, Toplu Sözleşmeler, CPE gibi yasalar yeniden çıkartacağını savunmaktadır.
Söz konusu yasalara karşı olduğunu sürekli vurgulayan ve sendikaların desteğini almaya başlayan Royal için önemli bir avantajı oluşturuyor.
Fransa’nın geleneksel De Gaulle çizgisinde bir ayrışmanın fiilen gündeme gelmiş olması, mevcut sistem partilerinde politik bir ‘kaosa’ yol açmış durumda. İlginiç olan UMP’nin kurucusu De Gaulle’cü politik geleneğininin değişmesi gerektiğini söyleyen kişi, UMP’nin başkanı Sarkozy’dir. Yıllardır UMP’ye karşı alternatif politikaları ile tanınan Sosyalist Parti’nin adayı ise 2.dünya savaşından sonra uluslararası gelişmelere göre belirlenen ve De Gaulle’cü çizgi olarak bilinen gelenesel politikanın devamından yana tutum almış durumda. Royal özellikle Fransa’nın iç politik dengelerinin hassasiyetine vurgu yaparken, aynı zamanda küreselleşme sürecinde daha dengeli bir politika izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Chirac ve Başbakan Villepen’in Sarkozy’nin savunduğu politikaların bir kısmına karşı oldukları bilinmektedir. Chirac’ın Cumhurbaşkanı olarak yapmış olduğu son konuşmasında kendi partisinin adayı Sarkozy ile diğer adaylara aynı mesafede yaklaşmış olması, politik çelişkilerin bir başka yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
De Gaulle çizgisiyle bütünleşmeye çalışan Royal’da, geleneksel ‘Fransız sol’u ile arasına çok açık bir çizgi çekmiş durumdadır. Komünist Partisi, Lutte Ouvirer, Yeşiller, LCR vb. çevrelerle seçim ittifakına girmeyeceğini belirtirken, tersten geleneksel sağdan oy almayı hedefliyor.
Hem UMP’den hem de SP’den bir kısım klikler, Sakozy’nin Fransa’nın geleneksel politikalarında yapmayı düşündüğü değişikliklerin, iç politikada ciddi sorunlara yol açacağı, ‘radikalizmi’ güçlendireceği endişesiyle, Royal’ın da devlet yönetme kapasitesinde sorunlar olabileceği gerekçesiyle dolaylı olarak Baryou’yu desteklemektedirler. UDF ise politik olarak UMP ile FN arasında duruyor. Baryou’nun bugünkü konjektürel durum nedeniyle, bir anda ön plana çıkarak 3. sıraya yerleşmesi, iç politik dengelerde ‘yeni’ bir durumu oluşturuyor.
Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen taylan, 18 Mart, 2007 16:20:49Sayin Pekoz, Fransa secimlerini iyi analiz etmis. Butun yazilarinda bilimsellige yer veren pekozu tebrik ediyorum. oldukca doyurucu ve bilgi dolu bir yazi. Yazilarinizin devamini bekliyoruz...



Güncel