E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Kürtler tarafından çözümün dili ne kadar da sade ve açık. Uniter yapı içinde resmi dili Türkçe ve mevcut bayrağı yerinde. Yeni anayasanın hazırlanması sürecinde ve tartışmaların gerek kurumsal, gerekse de halk düzeyinde yapıldığı bir dönemde çözümüm hoşgörüsüne ulaşmak Kürtlerin bu açık ve sade çözüm dili bedeli ağır olan bir fırsat, bir şans gibi durmaktadır. Bu dilin adı Demokratik Özerklik oluyor.
Çözümün Dili / İrfan BABAOĞLU
AMED
Kürtler tarafından çözümün dili ne kadar da sade ve açık. Uniter yapı içinde resmi dili Türkçe ve mevcut bayrağı yerinde. Yeni anayasanın hazırlanması sürecinde ve tartışmaların gerek kurumsal, gerekse de halk düzeyinde yapıldığı bir dönemde çözümüm hoşgörüsüne ulaşmak Kürtlerin bu açık ve sade çözüm dili bedeli ağır olan bir fırsat, bir şans gibi durmaktadır. Bu dilin adı Demokratik Özerklik oluyor.
Demokratik Özerklik aslında özgürlük ve kimlik mücadelesinde varılan bir aşama. Bu aşamaya varmak kolay olmadı. 20. yüzyılın son çeyreğindeki ilk teorik tespitler ayrılığa, kopuşa, bağımsızlığa vurgu yapıyordu. Bu vurgu bir çatışmayı, şiddeti de öngörüyordu kendisi ile birlikte. Örnek alınan Vietnamlar, Angolalar veya Nikaragualar bu çatışmanın zaferle sonuçlanan örnekleri oluyordu. Ve ulus devlet bu son örneklerle ezilenler ve emekçiler adına tarih sahnesinde yerini alıyordu.
Ancak ulus devlet tanımı uygulaması kendi içinde sonu gelmez çatışmaları de getiriyordu. Katı milliyetçilik sonuçta halkları ırk, etnisite esasına göre konumlandırıyordu. Bu da çatışmanın nesnel durumu oluyordu. Ulus devletin siyasi iktidarına bir kez sahip olmuş oligarşik yapılar bir daha onu bırakmamak için, ülkenin ve halkın demokrasiye doğru gidişini engellemek için her türlü önlemi çoktan almışlardı.
21. yy. dünya koşullarında ulus devlet aşıldı. Ulus devletin kapitalist ve sosyalist denemeleri birlikte aşıldı. Bunun yerini ekonomik ve sosyal gerçeklikle daha çok bağdaşan özgürlükçü ve demokratik sistemler aldı. Bu sistemler insan doğasına daha çok uygun olduğu anlaşıldı. Yüzyıllarca biriken sorunların çözüm yolunun var olduğu, karşıt sınıf ve etnisiteye dayalı çözümsüz sorunların bu demokratik gelişim içinde; birbirini ret etmeden, varlık değerlerini inkar etmeden bir düzen kurabilecekleri anlaşıldı. Çatışmaları onlarca, hatta yüzlerce yıl süren Avrupalı uluslar, halklar veya etnisiteler demokrasinin çözüm üreten yapısı içinde birbirlerini tanıyarak yaşamanın demokratik sistemini böylelikle oluşturdular. İrlandalılar ile İngiltere, Basklar ile İspanya, Korsikalılar İle Fransa, Qebekliler ile Kanada ve daha sayılabilecek onlarca demokratik çözüm örneklerini yarattılar.
Ancak bölgemiz Ortadoğu hala 20 yüzyılın karşıtlıklara vurgu yapan çatışmaları içindedir. Özellikle varlıklarını ulus devlet ile sürdüren, demokratik geleneğe sahip olmaya devletlerin demokratik değişime direnen yapıları çatışma ve çözümsüzlüğün ana kaynağı olmak durumundadırlar. Oysa burada da çözümün dilini oluşturmak için gerekli koşullar olgunlaşmış bulunmaktadır. Gerek merkezinde Kürtlerin bulunduğu çatışmalar, gerekse de Arap İsrail eksenli çatışmalar son elli yıla damgasını vuran çatışmalardır ve geçen yüzyıla ait olması gereken klasik tabirle “tarafların birbirlerini yok etme veya kesin yenilgiye uğratma” durumları olmadığından kendi “barış”larını da yapmak durumdadırlar.
Yüzlerce yıl birbirleriyle savaşan Avrupa böyle yapmadı mı?
Türkiye’de Ankara hükümeti de değişmek zorunda. Sürekli olağan dışı idare yöntemleriyle bugüne gele Türkiye kendini değiştirmek durumundadır. Soğuk savaş biterken tüm dünya devletlerinde bir demokrasi rüzgarı eserken ve liberal ekonomi toplumları canlandırırken Türkiye 12 Eylül darbesinin eseri olan anayasa ve diğer yasalar kıskacında yeni bir iç savaşa giriyordu. 1990’lı yıllar İngiltere’nin onayıyla Türkiye kendinden çok şey yitirecek olan bir sürece giriyordu. Türkiye kendi olamamanın, ulus devlet saplantısında kurtulamamanın sancısını çekişiyordu.
Şimdi, yine Ankara, AKP iktidarıyla yeni bir sancılı süreci denemek durumunda. Yine İngiliz planları, Amerikan desteği ve bölge ulus devletlerinin ittifakı ile Türkiye yeni yeni savaşların alanı olması hedefleniyor. Yürütülen iç politika dış senaryoların uygulama biçimleri oluyor. Milliyetçi kışkırtmalar, dini görüntü altında gerici örgütlenmeler, Türk islama monte dilen Kürt İslamcılık ve tüm bunlarla bütünleşen hava ve kara operasyonları Türkiye’yi çözümsüzlüğün merkezi yapmayı hedefliyorlar.
Tam da burada Kürtler, aynı süreçlerde barış diyor. Kardeşlik, dostluk diyor. Bir kısım insanlar barış istemindeki ısrara anlam veremese de sonuçta barışı, kardeşliği ve dostluğu içinde ihtiva eden demokratik özerklik projesi savaşta ve çatışmada ısrar eden kesimin elindeki silahı etkisiz kılıyor. Demokrasi ile hakları, özeklik ile de özgürlükleri yaşam alanına çeviren bu proje seçtiğimiz aylarda DTP genel kongresinde de kabul edilerek çözümün dilini oluşturmada önemli bir anahtar olmuştur. Bu dili konuşma ve anlaşma dili haline getirmek belki kolay olmayacaktır ama barış uğruna, toplumsal adalet ve özgürlük uğruna acı çekenler aynı özveriyi barışın ve gerçek demokrasinin gelişmesi için de göstermeleri gerekmektedir. Yaşamı uğruna ölecek kadar seven bir neslin devrimcileri olarak çözümün dili Demokratik Özerkliği yine kendi çabamızla her yerde gerçekleştireceğiz.
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen ali bagoki, 29 Aralık, 2010 19:45:26irfan bey sana bir yasanmisi hatirlatmak istiyorum



