E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Şişli bombacısı’ ev kadını çıktı!
- PKK’nın silah bırakması “kimsenin yenemediği” anlamına gelir/Ruşen Çakır
- Kürtler AKP'ye güle güle diyecek
- “BEYİNSİZ TERÖRİSTLER”/ Cennet Bilek
- Özal'ın Kürtçe reformu nasıl yarım kaldı?
- DTP'li Belediye Başkan'ın makam aracı arandı
- Diyarbakır’da polislere yönelik eylemi HPG üstlendi
- Biz yeter demezsek.../YILDIRIM TÜRKER
- Karayılan: Süreç orta yoğunluklu savunmaya gidiyor
- Barzani’yle ilk görüşme yarın
Konuş benimle.
Bir şey söyle.
Ne olur susma öyle...
Bir şey söyle sonra git.
Sessizce gitme. İçime suçluluk duygusu yerleştirme. Beni sensiz bir hayatın mahkumu etme, böyle çekip gitme...
Bir şey söyle ne olur. Tamam; kimseler duymasın. Aşkımızın dilinden konuş duyanlar anlamasın.Yeter ki içine kapandığın derin sessizlikten çık ve konuş benimle.
Bir şey söyle.
Biliyorum, içinden bir çok ses yükseliyor.Yüreğinde fırtınalar kopuyor. Buna rağmen inatla ve ısrarla susuyor, beni derin acılara boğuyor, bir kez daha cezalandırıyorsun.
Biliyorum, konuşmak istiyor, konuşmuyorsun. İnat ediyor, bundan zevk alıyorsun. Susarak en güçlü silahlarını kuşanıyor, konuşmayarak öldürücü darbeler indiriyorsun. Gitmeden önce bana Çin işkencesi çektiriyor, canımı acıtıyorsun.
Susuyorsun...
Anladım gidiyorsun...
Bir daha dönmeyecek, asla geri gelmeyeceksin. Her şey bitti bitiyor, gitti gidiyorsun. Ama öyle sessiz ve suskun gitme.
Bir şey söyle...
Söyle de hayatın dili çözülsün. Bir şey söyle kelimeler özgürce dökülsün. Bırak kendini. Bırak ve ne söylersen söyle.
"Yaram kanıyor, canım çok yanıyor" diye bağır istersen. İstersen içinden yükselen sesleri suratıma haykır.
“Seni adam sanmıştım, meğerse aldanmışım” diye dövün, lanetle beni .Ama konuş lütfen. Konuş ve her zaman yaptığın gibi kelimelerle vur beni, cümlelerle göm.
Razıyım her şeye, ölüme bile, yeter ki bir şey söyle...
Güzel gözlüm, hızmalım, kalbi yaralım. Benden nefret ettiğini de biliyorum, bu nefretin geçici olduğunu da. Ancak bir şey söyle, söyle de dursun zaman akmasın, gökyüzü yerinde kalsın, dünyalar üstüme yıkılmasın...
Seni tanırım konuşmadan edemezsin. Şimdi söylemediklerini gittiğin yerde karşısına geçtiğin bir aynaya söyleyeceksin. Daha kapıdan çıkar çıkmaz da özleyeceksin. Özleyecek ve özlenmek isteyeceksin. Geceleri gizli gizli ağlayacak, gözyaşlarını herkesten saklayacak, hüznünü kaçırmaya çalışacaksın. Dönmek isteyecek dönmeyecek, dertleşmek isteyecek, dertleşemeyeceksin. Gittiğin için olduğu kadar, sustuğun için de pişman olacak, çok üzüleceksin.
Bu yüzden hayatın dönüş yolculuğunun hayaliyle geçecek. Akşamları yola çıkmaya karar verecek sabahları vazgeçeceksin. Sürekli eski anılara sığınacak, resimlerle oyalanacaksın. Beni yüreğinin derinliğine koyacak, gittiğin her yere götürecek, hayatının her karesine taşıyacaksın.
O zaman yapma ne olur! Hayatımızın hazinesi sevgimize yazık etme. Beni dinle, bir şey söylemeden çekip gitme...
Sen de bilirsin ki bazı aşklar vardır, başlar ve hiç bitmez. Sonsuza kadar sürer. Bazı aşklar da daha başlamadan biter.
Bizimkisi başlamadan biten bir aşktı. Çünkü biz, aşkımızı daha başlamadan bir egemenlik yarışına dönüştürdük. Onu daha ilk günlerinde giriştiğimiz güç savaşlarıyla tükettik. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmek yerine zapt etmeye kalkıştık ve ikimiz de kaybettik.
Ben bir özgürlük savaşçısıydım.
Ben kendine bile isyan etmiş bir asiydim. Ben ülkesiz bir sürgün, kimsesiz bir göçmen, bir garip ademdim. Zapt edilemez, fethedilemezdim. Sana sığınamaz, bir zavallı gibi senin kanatlarında çırpınamazdım. Ben ruhumu ve bedenimi elime almadan ben olamazdım. Böyle yaşayamaz, sana yapışıp kalamaz, özgürlük ateşinde yanmadan duramazdım.
Ben sana boyun eğemezdim. Kendimden ve değerlerimden vazgeçemezdim.
Şimdi sen vazgeçiyor, çekip gidiyorsun. Özgürlüğümü bana geri veriyor, karşılığında aşkımı alıyor, bana çok ağır bir bedel ödetiyorsun. Üstelik kadınlara özgü ustaca bir oyun oynuyor, susuyor, konuşmuyor, kendini kurban gibi sunuyor, bütün suçu bana yüklüyorsun.
Vicdanın buna nasıl el veriyor? Kadınsı duyguların insani yanını nasıl da gölgeliyor. Oturup düşünsen, kalıp konuşsan, öfkeni bir kenara bıraksan, sahibim gibi değil de, sevgilim gibi davransan, beni bir anlasan, böyle çekip gitmeyecek, bana hayatı zindan etmeyeceksin.
Ama görüyorum ki gidiyorsun.
Madem ki gidiyorsun, al zamanı da götür o zaman. Dursun zaman, akmasın. Gökyüzü yerinde kalsın, dünyalar üstüme yıkılmasın. Al götür her şeyi; güneşin ışığını, ayın şavkını, toprağın yaratıcılığını, suyun berraklığını da al götür...
Hepsi de; her şey ve herkes de seninle gelsin.
Yalnızca gözlerin kalsın.
Bana bir iyilik yapsan; gözlerini burada bıraksan!
Çünkü ben, yıldızlara yuva yapmış melekler gibi senin gözlerine yerleşmek, orada yaşamak, orada yaşlanmak istemiştim. Vakti geldiğinde, hayat son durağa erdiğinde de, bir damla yaş gibi yanaklarına süzülmek, orada ölmek, orada gömğlmek istemiş, bunu düşlemiş, seni güzel gözlerin için sevmiştim.
Şimdi gidiyor, gözlerini de götürüyorsun.
Üstelik susuyor, konuşmuyor, yüzüme bakmıyorsun. Böylece beni derinden yaralıyor, bana ağır bir ceza daha veriyorsun. Ele geçiremediği ülkeyi ateşe veren zalim bir sultan gibi davranıyor, her yanı cayır cayır yakıyorsun.
Bana yanan ve küle dönen koyu bir yalnızlıktan başka bir şey bırakmıyorsun.
Git...
Yolun açık olsun.
Ama konuş benimle.
Susma öyle ve sessizce çekip gitme.
Üstüme bu kadar acımasızca gelme.
Son kez bir şey söyle.
Bir şey söyle sonra git...
aslanay@hotmail.de
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen serdar, 27 Ocak, 2008 14:28:13Git tabi git... Kirpiklerime bir kara diken de sen ekle... Henüz sokaklarına bile alışamadığım, Bu kente ver beni... Ve bakışının talan ettiği yerlerimi al, Öyle git... Gidersen git tabi... Yıkılmaz bu şehir... Yalnızca dokunduğum bütün kelebekler ölür... Ellerim üşür, Korkarım yağmur yağarsa, Ellerimi de götür..." Git" demek kolay değil hani hasretler vardırya hep gider... Sesine, kokusuna, varlığına bu denli alışmışken sebepsiz yere en gerçek alışkanlığını azat etmek kolay değil. Kolay değil artık "o" ve yalnızken yüzüne bu kadar çok yakışan en içten gülümseyişinin olamayacağını bile bile "git" diyebilmek zor değilmi... Onun mutluluğu ve sıradanlıkları arasında bir seçim yapabilmek... Ve onun mutluluğu için herşeyden vazgeçebilmek... "İnsan kendinden vazgeçerse yaşlanır" demişti gidenlerin en can yakanı. Yaşlandın mı şimdi? Bu yorgunluk, bu bitkinlik, bu umutsuzluk yaşlılıktan mı yoksa acı çekmekten mı? Bilmiyorum... Tek bildiğim koca bir umutsuzluğun kapladığı gidenlerden arta kalan yerleri... O umutsuzluk burnunun dibindedir aslında sen "git" derken... "Madem mutlu olacaksın git o zaman" diyebilirken umutsuzluğun o meşhur buz dağı kadar yakınındadır, hissedersin ama aldırış etmezsin. Kalansındır sen çünkü. Gitmeyi kafasına koymuş olanı azat edersin. tıpkı bir kuşu dört duvar arasından salıvermek...Yaşadığın o güzel anıları bir daha hiç yaşamayacağını bilmenin ağrısını, sızısını sol yanında en çok hisseden tarafsındır. Ne yapacağını, nasıl iyi olacağını bilemeyensindir. Bunca sıkıntının arasında iki eksik beş fazla bir umuda kafa yormazsın. Sonra mutlu ol der azat ettiğin, vicdanı rahat etsin diye. "Benden sonra mutlu ol"... Çünkü ben senden sonra mutlu olacağım demenin üstü kapalı bir ifade şeklidir bu. Gidenin gitmeye ne kadar hazır olduğunun ölçütüdür. Acımayla karışık bir vicdan sesi vardır bu sözde iyi dilekte... "Senden sonra mutlu olmamı bekleme, en azından bir süre..." diyebilirsen şanslısındır küçük de olsa bir sitemi dile getirebildin diye. Ondan sonra mutlu olamayacağını bile bile onun mutluluğu için ondan vazgeçebilmek onun anlayamacağı erdem ister... Kolay değildir o erdemi taşıyabilmek. "Gitme, kal" diye yalvaran kalbine hüzünler içinde kulaklarını tıkayıp "git" diyebilmek kolay değildir. Hem de öylesine saf, öylesine temiz severken. Hem de ayrılığı hiç hesaba katmamışken... Yarım kalmışlığı hiç aklına getirmemişken... Ondan sonra geçmek bilmeyen günleri, geceleri hiç düşünmemişken. Her telefon sesinde, her mesaj gelişinde, her kapı çalışında kalbinin boş bir umutla nasıl çarpacağını hiç tahmin etmemişken... Şarkılarda, şiirlerde geride bıraktığın duyguları arayacağın zamanların vereceği acıyı hiç aklına getirmemişken... gerçekten bu yazınız beni çok duygulandırdı.öylesine güzel imgeler bulmuşsunuzki bu yazınız karşısında aslında ne yazacağımı bilemiyordum. yazınızı okurken kanatıyordu duygularımı ve huzunlerimi...bu yazınızdan dolayı size ne kadar teşekkür etsem azdır...



Güncel