ORTA-DOĞU’NUN BİTMEYEN SAVAŞI DİNMEYEN KAN VE GÖZYAŞI!/Mehmet ÖZCAN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Orta-doğuda bitmeyen savaşlar, dinmeyen kan ve gözyaşları yüz yıllardır sürüp devam etmektedir.
Orta-doğu’nun lanetlileri olarak anılan Lübnan, Filistin ve Kürdistan topraklarında yüzyıllardır ne savaşlar bitmiş, nede kan ve gözyaşları sona ermiştir. Ne özgür olabilmişler nede bağımsız olmuşlardır.
Orta-doğu’da her zaman emperyalizmin bir savaş alanı olurken, emperyalist ülkeler bölge ülkeleri üzerinde egemenliğini sağlamak için, dizayene ederek  suni sınırlara bölerek küçük, küçük mini parçalara ayırarak yapay devletler oluşturmuştur. Bu söylediğim  ’’Kürdistan’’ın dışındadır.
Kürdistan Orta-doğunun en talihsizi, en şansızı olarak dört parçaya bölünerek her parçası bir sömürgeci ülkenin sınırları içinde kalarak  bağımsız devlet olma şansını elde edememiştir.
Bulunduğu coğrafya gereği uzun süre Osmanlının boyunduruğu altında kalması, kapitalizmin şafağında ülkeler ulusal bağımsızlığını kavuşurken, Kürdistan’ın gerek milli, ulusal  burjuvaziden yoksun olması veya ulusuna sahip çıkmaması, ayrıca güçlü bir ulusal örgütlü bazda hareketin eksikliği, gerekse kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmemesi Kapitalizm şafağında ulusal bağımsızlığını ulaşamamıştır.
Dört parça biçiminde emperyalizmin suni ve taraflı olarak çizdiği sınırlar içinde kalarak her parçasında meydana gelen her uyanışı her ayaklanması kanla, barutla bastırılarak özgür bağımsız Kürdistan olmaları sömürgeci ülkeler tarafından yok edilmiştir.
Bu gün dahi, Güney Kürdistan’ da oluşacak Kürt devleti, Türkiye, İran, Suriye tarafından engellenmektedir. Türk militer devleti tarafından sınır ötesi hareket adı altında bombalayarak amacı; Güney Kürdistan’ın bağımsız devletine karşı olmak için, ABD emperyalizmine her istediğini vererek şimdilik Güneye de Kürdistan devletinin kurulmasını engellemiş bulunmaktadır.
Arap ülkeleri aynı dili, aynı kültürü, aynı toprakları paylaşmasına rağmen emperyalist ülkeler tarafından küçük mini parçalara bölünerek suni sınırlarla ayrışmışlardır.
Emperyalizmin istediği de budur, böl parçala yönet çünkü, hepsi bir arada olsa baş etmesi,  yönetmesi zor olacaktır.
Orta-doğunun ve Arap ülkelerinin işgali Birinci, paylaşım savaşı ile İngiliz ve Fransız emperyalist ülkeleri Osmanlı İmparatorluğundan yenilgisi ile savaş sonrası savaşı kazanan İngiliz ve Fransız emperyalistleri Orta-doğuda Osmanlı’nın yerini aldılar.
İngiltere, Filistin, Irak, Ürdün egemenliği altına alırken, Fransa da Lübnan, ve Suriye topraklarını işgal etti. Körfez bölgesi ise Mısır’da ingiliz emperyalizmin boyunduruğu altına girmiş oldu.
İngiliz ve Fransız emperyalizmi, savaş sonrasında ikili bir plan yürürlüğe koydular. Birincisi, Arapları küçük birimlere böldüler. Örneğin, Suriye topraklarından Lübnan ve Ürdünü bölerek minicik yapay devletler oluşturdular.
Kuveyt’i Irak dan kopardılar  başlarına da kimisine Kral atadılar kimisine kukla yönetimler oluşturdular.
Aynı şekilde Güney Kürdistan’ı Musul’u Kerkük İngilizler tarafından işgal edilerek Osmanlı’nın elinden almış oldular.
Birinci paylaşım savaşından sonra bu dengeler yer yer el değiştirmesine rağmen, Fransız ve İngiliz emperyalizmi artık görevlerini İkinci paylaşım savaşıyla birlikte emperyalist dengeler değişirken, görevleri ise, ABD emperyalizmine bölgede destekleme yardımcı olarak bölgede pastadan paylarını almaya devam edeceklerdi.
İkinci paylaşım savaşından sonra ABD’nin dünyanın süper gücü olarak kabul görmesiyle beraber  Orta-doğu’da 1948’de İsrail’in yapay devlet olarak kurulmasıyla birlikte, adımını atmış olurken, var gücüyle uluslararası alanda İsrail devletinin kuruluşunu onay vermesi için çalışıyordu.
Filistin toprakları üzerinde yapay İsrail devletinin doğmasıyla birlikte Orta-doğu da dengeler değişiyor, Filistin halkı kendi topraklarında mülteci durumuna getirelerek ulusal haklarıda eliden alınmış olunuyordu.
Dünyada iki kutuplu olarak ikiye bölünmüştü, kapitalist-emperyalist blok, Sosyalist blok olarak ayrışmıştı, ya ondan olacaksın veya diğerinden olacaksın başka ülkelerin arlığını sürdürmesi biraz zordu.
Orta-doğu da bu gelişmelerden bağımsız değildi. Bölgede güçler dengesi çarpışıyordu, Sovyet sosyalizmi Marksizm dışı teori geliştirerek Kapitalist olmayan yoldan kalkınma adı altında Orta-doğu da Mısır, Suriye, daha sonra Irak’da Baas partileri ile ilişkiye geçerek Baas partilerin iktidar olmasını  desteklerken, askeri ve ekonomik yardımları artıyordu.
ABD emperyalizmi ise, aynı şekilde işbirlikçiler vasıtasıyla Mısır’ı boş bırakmazken, Mısır devlet başkanı olan’’Nasır’’  daha çok Arap milliyetçiliğini geliştirme yönünde çaba içerisindeydi.  Tüm Arapların bir çatı altında birleştirmek istiyor ’’ Pan Arabizm’’ bölgede yükseliyordu gerek 1957 de ki, Suriye’de Baas partisi yanlısı asker darbenin haberi ABD emperyalizmini telaşlandırırken, 1958’de Irak’da Kasım askeri darbe ile Irak devlet Başkanı oluyordu.
Sovyetler ise her ne kadar anti-komünist olan Baas partisinden uzak durmak istiyordu ama, ABD’nin elinede bırakmak istemiyor zorunlu olarak Baas partileri ile ilişkileri geliştiriyor ve destekliyordu. 1958’de Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin ’’BAC’’ kuruluşu ve ilk devlet başkanı da Nasır oluyordu.
Kasım Arap milliyetçisi olan Nasır’a hayranlık duyuyor ama, Nasır’ın emrinde olmak istemiyordu. Bu durum daha çok Nasır’ı rahatsız ediyordu.
Irak Komünist partisi Kasımı yüceltiyor ama Nasır’a sıcak bakmaması Irak içinde Nasırcı Baas partililer her gün Kasım’a karşı eylemler düzneliyorlardı. Sonuç Nasır’ın istediği oluyordu. 8 şubat 1963’de Baas tarafından ordu içinde örgütlenmiş subaylar tarafından Nasırcılar Kasım rejimine karşı harekete geçerek üç gün süren sokak çatışmaların Komünist partilileri tek tek infaz ederek, sonuçda Kasım’ı da öldürerek Nasırcılar yönetimi ele geçirmiş oldular. Giderek Arap milliyetçileri ve Baas partisinin arası açılıyordu.
1961’de Suriye’de askeri darbe yapılarak Baas partisinin istediği doğrultusunda BAC’ dan ayrılmış oluyordu. 1968’de Bass partileri darbe darbe üstüne darbe yaparak Suriye’de Hafız Esad’a yol açılırken, aynı şekilde Irak’da ise, Saddam Hüseyin’e doğru Baas partisi ve Irak yönetimine doğru yol açılıyordu. Mısır’ın Nasır’ın Arap milliyetçiliğide iflas ederek sonlanıyordu.
ABD emperyalizmi ve İsrail günden güne Siyonist örgütlenmeyi büyütüyor, Orta-doğuda gücünü göstermesinin zamanıda gelmişti.
İsrail 5 Haziran 1967 sabahı aniden saldırıya geçerek Mısır’ın hava gücünü imha ederek Siyonist ordunun ABD’nin desteğinde önünde duracak güç kalmamıştı, İsrail ordusu hızla bütün Sina yarımadasını ve Gazze Şeridi’ni işgal etti. Ürdün ordusu hemen dağıldı ve Kudüs ile Batı yakasında kısa zamanda kısa zamanda düşmüştü. Ayın 10’unda, uzun zamandır göz koyduğu stratejik Golan Tepeleri’ni işgal etti İsrail ordusu. Böylece Şam’a giden yol da açılmıştı. Sadece 6 günde, yani bütün Arap ülkelerinin ordularını hezimete uğratmış oldu.
ABD emperyalizmi bölgede böylece artırmış oluyor, İsrail Arap ülkelerin korkulu rüyası olurken, her gün yeni katliamlar yaparak canileşiyor Filistin  Lübnan halkının kan ve gözyaşı birbirine karışıyordu.
Suriye ve Mısır gizli hazırlıklar planlar yaparak 6 Ekim 1973 günü Mısır savaş uçakları Sina’daki İsrail hedeflerini bombalayarak etkisiz hale getirerek Golon Tepelerini geri aldılar ama, ABD emperyalizmi yine İsrail’in yardıma koşarak kurtararak golon Tepelerini tekrar aldılar. Artık savaşın bir tarafın da Sovyetler, diğer tarafında ABD emperyalizmi diğer emperyalist ülkelerde İsrail’in yanında yerlerini alıyorlardı. Filistin Kurtuluş Örgütü ’’ FKÖ’’ Filistin halkı adına barış masasında artık yerini alıyordu. Mısır savaş dan sonra yönünü ABD’ye çevirerek Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ABD Dış işleri Bakanı Kissinger’le anlaşarak barış çubuğunu tüttürüyordu. Arap ülkelerin tüm yöneticilerine baktığımızda ikili oynayarak işbirliğini seçerek Arap halkının gerçek güvenilir birer yöneticileri olabilmesini becerememişlerdir.
Bundan sonrada savaşlar hız kazanmış, Filistinli mültecilerin ve Filistin örgütlenmesi Lübnan’dan gerçekleşmesi her zaman İsrail Siyonist devletinin hedefi olmuşlardır.  Lübnan zaman, zaman  kan gövdeyi götürerek yakılıp yıkılımış kan ve gözyaşı durmamıştır.
1977’de ’’Ulusal Cephe’’nin önemli unsurlarından Dürzü lider Kemal Canpolat öldürüldü. 1978 15 Mart’da İsrail tekrar güney Lübnan’nı işgal ederek bölgeyi Filistinlilerden temizlemek için yaktı yıktı.
Filistin gerillalarına karşın İsrail  ve ABD emperyalizmi sağcı Şii dinci Lider Musa Sadr’a bağlı Amal silahlı milisler de İsrail sağcı Hıristiyanlarla işbirliğini geliştirerek FKÖ’ye diğer devrimci Filistinli örgütlere karşı savaşıyorlardı.
6 Haziran 1982’de İsrail yine bir kere daha Lübnan’ı işgal ediyordu çok şiddetli bir biçimde yakılıp bombalanıyor yine kan ve gözyaşı birbirine karışıyordu.
İsrail tekrar Batı Lübnan’ı işgal ederek Filistin kamplarını basarak Sabra ve Şatila kamplarında ki, korkunç bir katliama girişerek Beyrut Kasabı olarak anılan Ariel Şaron direktifi doğrultusunda yaşlı, çoluk, çocuk demeden katliam yaparak bir kez daha kan ve gözyaşını birbirine karıştırdılar.
Filistin  Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser  Arafat ABD emperyalizmin poltikaları ile uzlaşarak Filistin devletini kurmak için, Filistin’e döndüler ama, kurulan geçici hükümetleri İsrail’in kuklası haline getirmeye çalıştılar ve öylede oldu.
Haftalarca Yaser Arafat’ın Karargahın da hapis ederek ateşe tutular ve Yaser Arafat’ın ölümünden sonrada yerine ABD ve İsrail’in uydusu olarak Mahmud Abbas İsrail’in memuru gibi hareket ederken, Hamas’ın seçimle hükümeti kurarken, Mahmud Abbas ve İsrail’e birlikte hareket ederek İsrail askerleri istediği gibi Filistin topraklarına girerek yakıp yıkarak her gün öldürmeler karşısında Hamas buna karşı çıkarak sonunda İsrail’in ve ABD’nin istediği gibi, ikiye bölünerek bir tarafda Hamas diğer tarafda Mahmud Abbas ve sonunda Hamas tarafı elektirigi, gazı, suyu ve ekonomik ambargo sonuncu açılık susuzlukla mücadele ederken, Mısır sınırlarını aşarak on binlerce Filistinli ülkesini terk ederek Mısır’da mülteci durumuna yaşamayı seçerken, göç devam etmektedir.
Mahmud Abbas ise İsrail’in emrinde memurluğa devam ederken, İsrail Lübnan’lı yakıp yıkarak katliamlarını yenilemekte, kafası bozulduğu zaman tankların ve bombaların namluları Lübnan’a ateş etmeye devam ediyor, Filistin aynı şekilde her gün yeni ölümlerle kan ve gözyaşı akıtmaya devam ediyor.
Irak’da her gün yüzlerce insan hayatını kaybederken, ABD emperyalizmi tüm hızıyla savaşa devam diyor.  Türkiye Militer devleti ise, Kuzey ve Güney Kürdistan’ı uçaklarla bombalamaya devam ederken, Orta-doğunun savaşları, dinmeyen kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor. Kısaca Orta-doğuyu özet olarak anlatmaya çalışdım.  Orta-doğu nun Filistin’in devrimci önderi  Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin Lideri    Dr. George Habaş’ın ölümünden derin üzüntü duyarken, Filistinli ve Tüm dünya devrimci  harekete sabırlar dilerken, Orta-doğu ve dünyada sosyalist hareketlerin safında mücadele etmeye, omuz vermeye sahip çıkmaya çağrıyorum.

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com