E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Bezele karakoluna eylemin ayrıntıları belli oldu
- 9 HPG’linin cenazesi Şemdinli'ye getirildi
- Ey Türk, biraz ürk/Ahmet HAKAN
- HPG: Kayıp 2 asker elimizde değil
- Bitirin artık bu savaşı.../Ahmet Altan
- Bana normal gelmiyor/ Mehmet ALTAN
- Dağlıca’dan daha kritik bir saldırı/Ruşen Çakır
- Bezele karakoluna saldırıda,15 asker öldü 2 asker kayıp
- Kürt karşıtı gösteriler başladı, DTP sağduyuya çağırdı
- Lice katliamından Başbuğ çıktı
Bu açıdan bakıldığında türban tartışmalarının Kemalizmle demokrasi ve insan hakları temelinde bir hesaplaşmaya yol açması gerekiyor. Ancak bu yapılmıyor. DTP de türban konusunda temel hak ve özgürlükleri temel alan bir politik duruş sergileyeceğine AKP ve MHP’nin kuyruğuna takılıyor. DTP doğrusu ne yapacağını bilmiyor. ,
Bir yandan dinci gericiliğe taviz veriyor, diğer yandan da Kemalist gericiliğe ‚karşılıklı tanıma ve tanışma‘ çağrısı yapıyor!
DTP türban tuzağına düşmemelidir/Günay Aslan
Türk Meclisi bugün ‚türban yasağının kaldırılmasını‘ sağlayacak olan Anayasa değişikliğini görüşüyor. Bu bile tek başına Türkiye’nin tek tipçi ve tepeden inmeci 85 yıllık ‚aydınlama projesi’nin çöktüğünü; ‚Kemalist aydınlanmanın‘ iflas ettiğini gösteriyor.
İnsanlığın özgürleşme yolunda önemli aşamaları geride bıraktığı günümüzde Türkiye de, ‘özgürleşme’ adına geriliyor ve karanlığa doğru yelken açıyor! 85 yıldır ite kaka sürdürülen despotik sistem bugün iflas ediyor. Türkiye semalarında bugün iflasın bayrağı dalgalanıyor.
Aslında bu sonucu olağan karşılamak gerekiyor.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti dayatmayla kuruldu. Sistem her türlü yol ve yöntemin mübah sayıldığı anti- demokratik yöntemlerle oluşturuldu. Daha işin başında demokratik karaktere sahip bir sisteme geçit vermemek esas alındı.
Kaldı ki ortada demokratik bir düzen icin öncülük edecek; bunun mücadelesini verecek burjuva sınıfı da yoktu. Kemalist elit, Batı’dan ‚ ulus devlet‘ modelini aldı ve bunun o topraklarının tarihsel birikimine uygun olup olmadığına bakmadı. Aldığı modeli de şiddeti araç olarak kullanarak, halkını idam sehpasında sallandırarak uyguladı.
Oysa ‘ulus devlet’ modeli Batı’da tarihsel birikimin sonunda gündeme gelmişti. Böylesi bir devlet için gerekli olan iç birikim zaman içinde yaratılmış ve olgunlaşmıştı. Bütün dayanakları hazırdı. Türkiye’nin elinde ise sadece kan ve Osmanlı’dan geriye kalan enkaz vardı. Yani süreçler birbirinden çok farklıydı.
Üstelik Osmanlı’yı çöküşe götüren de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran da aynı kafaydı. Bu kafanın en önemli özelliği rasyonel anlamda bir ulus bilincine sahip olmamasıydı. Ayrımcı, kafa tascı, halk ve hak karşıtıydı. Kendini ulusun yerine koymakta, kendi çıkarlarını esas almaktaydı. Öyle olmasaydı eğer Atatürk daha yolunda başında kendi egemenliğini tanımaları karşılığında Musul’u İngilizler’e bırakmazdı.
Demek istediğim Batı’da tarihsel koşulların sonucu olarak ortaya çıkan ‘ulus devlet’ modeli Türkiye’de kurulamazdı. Bunun koşulları yoktu. O topraklarda farklı bir modele ihtiyaç vardı. Fakat Kemalist elit farklı modele kapalıydı. Hal böyle olunca kurdukları ‘ulus devlet’ ulusun değil, onların çıkarlarına hizmet eden ‘özel bir araç’ olarak kaldı.
Batı burjuva devrimlerinden aşırılmış Türk devriminin ayakları yere basmadığı içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti daha kurulur kurulmaz devlet-millet çatışması yaşanmaya başladı. Devlet milletini İstiklal Mahkemeleri, idam sehpaları, suikastler, cinayetler ve toplu kıyımlarla bastırarak egemen olabildi.
Bugün bile İstiklal Mahkemeleri’nde kaç kişinin idam edildiği bilinmiyor. Yeri gelmişken; türbanın Meclis kararıyla serbest bırakılıyor olmasını şapka giymediği için idam edilenlerden af dilenmesi olarak okumak da gerekiyor.
Bu açıdan bakıldığında türban tartışmalarının Kemalizmle demokrasi ve insan hakları temelinde bir hesaplaşmaya yol açması gerekiyor. Ancak bu yapılmıyor. DTP de türban konusunda temel hak ve özgürlükleri temel alan bir politik duruş sergileyeceğine AKP ve MHP’nin kuyruğuna takılıyor. DTP doğrusu ne yapacağını bilmiyor. ,
Bir yandan dinci gericiliğe taviz veriyor, diğer yandan da Kemalist gericiliğe ‚karşılıklı tanıma ve tanışma‘ çağrısı yapıyor!
DTP türbanın Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesinden bağımsız ele alınamayacağında ısrar etmeliydi. Toplum özgürleşmeden, ülkede demokratikleşme sağlanamadan türban sorunu çözülemez. Türbanın bu durumda serbest kalması toplumun gericileşmesine; Türkiye’nin karanlığın içine itilmesine, Kürtlerin özgürlük kavgasının kuşatılmasına hizmet eder.
Ayrıca DTP, AKP’yle ‚Müslümanlık‘ yarışına girerek mücadele edemez. Aksine ona karşı tutarlı bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermesi gerekiyor. Kadının özgürleşmesi yolunda önemli mesafe kateden Kürt siyasetinin AKP‘yle MHP’nin kadınları dini üniforma içine sokmasına destek sunması aslında kendi çabasını boşa çıkarması anlamına da geliyor.
DTP‘nin tam da bu dönemde kadını köleleştiren dinci örgütlere, tarikatlara ve bunlarla birlikte de töre cinayetlerine karşı etkili mücadele bayrağı açması gerekiyordu. Bunu yapacağına AKP‘yle MHP‘nin temel hak ve özgürlüklere karşı düşmanca politika izledikleri bir dönemde, üstelik de demokrasi karşıtı bir uzlaşma temelinde gündeme getirdikleri ‚türban serbestisi‘ne destek veriyor.
Türban yasağının demokrasi karşıtı bir uzlaşma temelinde gündeme getirilmesi bile bu değişikliğe karşı çıkılması için yeter ve artar sebeptir. Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyen ve Kürtlerin özgürlük mücadelesini tasfiye etmeye girişen AKP-MHP işbirliğine yardım etmek değil, karşı çıkmak gerekir.
Evet; Türk Meclisi bugün türban konusunu görüşüyor. Sistemin yaşadığı çöküş hızlanarak devam ediyor. Ordu çöküşün önünü Kürtleri baskı altına alarak kesmeye çalışıyor. Bu amaçla şiddetin dozunu artırıyor. Şiddeti içeride pervasızca kullanmakla kalmıyor, sınırların dışına da taşıyor.
Ordu Kürtlerle savaşırken AKP de aradan sıyrılmaya; politikalarını uygulamaya, hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Dinci AKP ırkçı ordunun ‚anti-Kürt‘ saplantısını ustaca kullanıyor. Ordu Kürtlere saldırırken o da Türkiye‘nin toplumsal dokusunu değiştirecek adımlar atıyor. Türkiye’de sistemin çöktüğünün farkında olan AKP, kendi değer yargılarına uygun; din eksenli yeni bir sistem oluşturmaya çalışıyor.
Türkiye’nin ezilen dinamiklerini ortak ve özgür bir gelecek etrafında birleştirmesi gereken Kürt siyaseti ise bu tarihsel misyonuna sahip çıkamıyor. Kürt siyaseti bir eğilimiyle dinci AKP’ye, öbürüyle de ırkçı Kemalizme gör kırparak süreçten çıkmaya çalışıyor.
Kürt siyasetinin geleceği kucaklayabilmesi için kırk katır mı yoksa kırk satır mı ikileminden çıkması; her türlü gericiliğe karşı etkin ve tutarlı demokrasi kavgası vermesi gerekiyor.
05.02.08
aslanay@hotmail.de



Güncel