Özgürlüğün Öyküsü

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 4 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031





Adı Benav'dı.
Botanlı bir çobandı.
Kendisine bir pire verene bir yorgan verecek kadar mert, bir çiçek verene bir ülke armağan edecek kadar da gönlü yüce bir insandı.
Sınırda bir köyde yaşardı.
Etrafı yalçın dağlarla çevrili olan ülkesi İran ve Turan sultanlarının üzerine kanlı gölgelerini yaymak için sürekli savaştıkları bir yıkım ve talan sahasıydı.
Yıkım ve talan sahası ülkenin adıysa Kürdistan’dı.
Her savaş sonrası el değiştiren, kah İran Şahı‘nın, kah Turan Sultanı‘nın hükümranlığına geçen bu uzaktaki tarihsiz ve talihsiz ülkenin bey ve ağaları arasında birlik sağlanmaz, dirlik olmazdı. Ağa ve beylerin bir kısmı Şah’ın, bir kısmı da Sultan’ın yanında yeralır ve birbirleriyle savaşırlardı. Bu yüzden de ülkenin çektiği acılar bir türlü sona ermez, halk acılar deryasında yaşamak zorunda kalırdı.
Çoban Benav da halkının ve ülkesinin yaşadığı acıları etinde ve kemiğinde hisseder,yüreğinin derinlerinde dilsiz kalmış acılarını elinden hiç düşürmediği kavalıyla ifade ederdi.
Günlerden bir gün koyunlarını su içmeleri için nehre götüren Benav, nehirde sürüklenmekte olan bir elma gördü. Kankırmızısı iri elma iştahını kabarttı. Uzanıp aldı. Alır almaz ısırmaya başladı. Isırır ısırmaz da boğazı tıkandı kaldı.
„ Elmayı sahibinden izinsiz olarak yediğim için boğazımdan geçmiyor“ diye düşündü ve yaptığından utandı.
Kararını verdi. Elmanın sahibini bulacak, helallik isteyecekti. Koyunlarını alıp köye döndü. Ağasının rızasıyla ailesinin hayır duasını aldıktan sonra da yola çıktı.
Nehrin kıyısında günler geceler boyu yürüdü.
Sarp dağlardan, derin vadilerden geçti. Derken nehrin kıyısında kocaman bir elma bahçesiyle karşılaştı. Bahçedeki bütün elmalar iri ve kankırmızısıydı. İzinsiz ısırdığı elma bu ağaçlardan birinden düşmüş olmalıydı. Doğruca bahçenin sahibine gitti.
Bahçenin sahibi yaşlı ve nur yüzlü bir ihtiyardı. Çobanın tavrını saygıyla karşıladı. Hakkını helal etmek isterdi ancak istese de bunu yapamazdı.
Zira yaşlı adamın bir şartı vardı.
„Seni helal edebilmem için kızımla evlenmen gerekiyor. Bu teklifimi kabul etmezsen, ben de hakkımı helal edemem“ dedi.
Botanlı çoban Benav teklifi düşünmeden kabul etti. Köyün imamı çağrıldı ve nikah kıyıldı. Gerdek hazırlıkları başladı. Yaşlı adam artık damadı olan çobanı bir köşeye çekip uyardı.
Kızımın yüzü yedi peçeyle örtülmüştür dedi ve anlattı:
Benim kızım, senin de eşin olan gelin aslında bizim kaderimizdir. Senin, benim; bütün halkımızın kurtuluşu ondadır. Ancak kötü ruhlar onu teslim almış ve yüzünü yedi değişik peçeyle kapatmışlardır. Senin görevin bunları teker teker kaldırmaktır. Bu peçeler kalkarsa sen eşine kavuşacaksın, halk da özgürlüğüne.
Peçelerden ilki ateşten yapılmıştır.
Onu kaldırdığın an alevler bütün bedenini saracak ve anında kül olacaksın. Orada tam dört bin yıl kül olarak kalacaksın. Dört bin yıl sonra berivanların üflediği diriliş sur’uyla ayağa kalkacaksın. Gelini orada seni bekliyor göreceksin. Sıra ikinci peçededir artık.
İki peçe kandır.
Kandan oluşan ikinci peçeyi kaldırdığın anda ise kendini kan deryasının içinde bulacaksın.Yedi asır boyunca da bu kan deryasında çırpınıp duracaksın. Sürekli kan içecek, kan işeyeceksin.
Yedi asır dolduktan sonra kan çekilecek ve sen yeniden ayağa kalkacaksın. Şimdi sıra üçüncü peçededir.
Üçüncü peçeyse rüzgardır.
Bu peçeyi kaldırdığın an esecek olan şiddetli rüzgar seni arşa kadar uçuracak ve orada gebe bir devenin ayağına göbeğinden bağlanacaksın.
Yetmiş yılda arş-ı alada sallanıp duracaksın. Yetmiş yıl sonrası bütün gücünü ellerinde toplayacak, kendi göbeğini kendin kesecek ve hızla yere düşeceksin.
Düştüğün yer seni beklemekte olan gelinin ayaklarının dibi olacak. Kalkacaksın ve hiç vakit kaybetmeden dördüncü peçeyi açacaksın.
Bu peçe ise bir sestir.
Bu ses Acı Kuşu Arkea’nın sesidir.
Acı Kuşu Arkea çektiğimiz acıların toplamından yaratılmıştır. O öttüğünde sesi gökkuşağından bir çığlığa dönüşecek ve dünyanın dört bir yanından yankılanacaktır. Acı Kuşu Arkea öttüğü her defasında sen de dirhem dirhem eriyeceksin. Öyle bir an gelecek ki, tırnaklarının ve kemiklerinin yağı bile eriyecek, kupkuru bir iskelete dönüşeceksin.
Yedi yılda yalnızca kuru bir iskelet olarak kalacaksın.
Yedinci yılın sonunda ise Botan’da yanmakta olan Newroz ateşlerinden bir parça alev senin üzerine düşecek ve yeniden dirileceksin. Beşinci peçeyi kaldırma vakti gelmiştir artık.
Beşinci peçe bir karıncadır.
Karıncayı izlemelisin. Onun gittiği yollardan, geçtiği geçitlerden geçecek, onun yuvasına konuk olacaksın. Yedi ayda burada kalacaksın. Bu sürede karınca ne yerse sen de onu yiyecek, ne içerse, sen de ondan içeceksin. Çoğunlukla da meşe yaprağı yiyip, kar suyu içeceksin.
Yedi ay dolduktan sonra karınca yeniden sana öncülük edecek, onu izleyerek geline geri geleceksin. Gelini bıraktığın yerde seni bekliyor göreceksin. Sıra altıncı peçededir.
Altıncı peçe kırmızı bir güldür.
Gülün yaprağına bir söz gizlenmiştir. Bu saf sevginin sözüdür. Bütün insanları renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri ve düşünceleri ne olursa olsun ayrımsız sevmeyi ve sevgide çıkar gözetmemeyi öğütleyen bir sözdür bu. Onu gelinin yüzünden alıp kendi oradan boynuna asacaksın. Bu söz senin boynunda sonsuza kadar asılı kalacaktır.
Şimdi sıra yedinci ve son peçededir artık.
Yedinci ve son peçe ise bir kelebektir.
Esasen bu kelebek kavmimizin kalbidir. Onu sakın incitme. Aksine bir inci gibi okşayıp sev ve her kanadını yetmiş kere öptükten sonra da uçur gitsin. Kelebek sizin etrafınızda yedi kez dönecek ve çekip gidecektir. O gittikten sonra da senin güzeller güzeli bir eşin, bizim de özgür ve mutlu bir ülkemiz olacaktır...
Adı Benav'dı...
Botanlı bir çobandı...
Kötü ruhların esir aldığı bir gelinin önünde durmakta ve altıncı peçeyi kaldırmaktaydı...

Günay Aslan

aslanay@hotmail.de

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com