E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- BİR 'TÜRK' OLARAK 'KÜRTLER'E SORUYORUM...
- “BEYİNSİZ TERÖRİSTLER”/ Cennet Bilek
- PKK çevrelerinden gelen itirazlar ve cevaplarım/Ruşen Çakır
- HPG eylem ve üslenme bölgelerini sivillere yasakladı
- Diyarbakır’da polislere yönelik eylemi HPG üstlendi
- Sayın Başbakan, yoksa teslim olma sırası sizde mi?/Hasan Cemal
- Türk uçakları Amediye’deki köylerini bombalıyor
- Sadi Berzenci: Kürt halkı operasyona şiddetle karşılık verir
- PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
- Türkiye'ye kötü haber!
Geçen haftaya birbirinden önemli iki gelişme damgasını vurdu. Önce Hizbullah'ın efsanevi komutanı İmad Mugniya Şam'da düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti. Ardından da yıllardır uluslarası toplumun gündeminde olan Kosova bağımsızlığını ilan etti.
Mugniya'nın öldürülmesi Ortadoğu’da yeni saflaşma ve çatışmaların yaşanacağını gösteriyor. İran Dışişleri Bakanı Mottaki’nin Şam ziyaretine denk gelen saldırıyla birlikte İran -İsrail gerginliği de tehlikeli bir biçimde tırmanıyor. İran sert tepki vermeye devam ediyor.
Ufukta ön cephede Hizbullah-Hamas ikilisinin yeralacağı yeni bir savaş görünüyor. Kaldı ki Hizbullah savaş hazırlıklarına başlamış da bulunuyor. Dünya çapında yüksek düzeyde alarma geçen İsrail de hazırlıklarını sürdürüyor.
Öte yandan Mugniya suikasti Suriye'nin saf değiştirmeye başladığını da gösteriyor. Suriye’nin suikaste göz yumduğu iddia ediliyor. Bu ülkenin İran’dan uzaklaşmaya çalıştığı ve Amerika-Arap cephesine doğru yol aldığı söyleniyor. İsrail ile Suriye arasında epey bir süredir ‘arabuluculuk’ yapan Türkiye’nin bunda bir payının olup olmadığıysa bilinmiyor.
Ne var ki suikastin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın Ankara ziyaretine denk gelmesi bu yönde soru işaretleri doğuruyor. ABD-İsrail ve Mısır’ın başını çektiği Arap dünyası uzunca bir süredir Suriye’ye karşı ‘kamçı-şeker’ politikası uyguluyor. İçeride ve dışarıda kuşatmaya alınan ve yakında Hariri suikasti nedeniyle Lahey’de yargılanması gündeme gelecek olan Suriye, İran cephesinin zayıf halkasını oluşturuyor. Esad yönetimi bir süredir kendi geleceğinin güvenceye alınması halinde saf değiştireceğinin işaretlerini veriyordu. Suriye Annapolis Zirvesi’ne de bu amaçla katılmıştı. Türkiye burada da ikna etme görevi almıştı.
Ayrıca son zamanlarda Türkiye’nin Amerika ve İsrail’le ilişkilerinde ‘iyileşme’ yaşandığı da gözleniyor. Bu ikilinin Türkiye’ye yeni bir rol biçtikleri de anlaşılıyor. İsrail, Türkiye’ye PKK gerillalarına karşı askeri teknoloji desteğini bu nedenle veriyor. Irak Kürdistanı’na yapılan askeri operasyon izni gibi bu destek de Türkiye’nin İran konusunda ABD-İsrail çizgisine çekilmiş olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Yine anlaşıldığı kadarıyla Amerika, Afganistan’dan Lübnan’a uzanan hatta yoğun bir savaş için düğmeye basmış da bulunuyor. Cepheler genişleyeceğe ve savaş yayılacağa benziyor. Türkiye de ‘bulanık suda balık avlama’nın hesaplarını yapıyor. Türk devleti yeni durumda Kürtleri ve Kürdistan’ı denetim altına almanın peşinde koşuyor. Amerika’yla bunun pazarlığını yapıyor. Baharla birlikte kara harekatına başlamak, kuzeyi ve güneyiyle Kürtlere bir takım dayatmalarda bulunmak istiyor. Bunun hazırlıklarını yapıyor.
Türk ordusu, İran- Hizbullah ve Hamas’a karşı ABD-İsrail ikilisini destekliyor ve onlardan da Kürtlere ve Kürdistan’a karşı destek talep ediyor. Dengeleri Kürtleri aleyhine değiştirmeyi hedefliyor. Kürtlerin de bunun farkında oldukları gözleniyor. PKK direnişi yaygınlaştıracağından Barzani de ‘ Türkiye’ye karşı ‘silah kullanmaktan’ söz ediyor.
AKP Hükümeti’ninse ipi çekilmiş gözüküyor. Dışarıda ABD ve Avrupa’nın, içeride de Tüsiad ve liberal aydınların desteğini çektiği AKP, Kürtlere ve İran-Hamas -Hizbullah üçlüsüne karşı kullanılmak amacıyla ayakta tutuluyor. Ordu Amerika’yla uzlaşınca AKP’ye yol göründü. Erdoğan şimdi orduyla yaptığı uzlaşmanın bedelini ödüyor. Çankaya’ya çıkmanın ve türbanı serbest bırakmanın bedeli de Kürtlere ve İran’a karşı kullanılmak oluyor.
Kosova’nın bağımsızlığına gelince: Arnavut halkı Balkanlar’da ikinci devlete sahip oldu.
Batı dünyası Yugoslavya’nın bölünmesi sürecini böylece tamamladı. Bu karar önceden alınmıştı. Kosova daha 1990 yılında bağımsızlık ilan etmişti ama bunu hayata geçirememişti. 1996 yılında kurulan Kosova Kurtuluş Ordusu, Batı’nın itmesiyle harekete geçti. Toplama ordu Sırp yönetimine karşı savaş açtı. Sırplar birkez daha etnik temizlik yapmaya başlayınca Batı müdahalesinin de önü açıldı. Devreye ABD, AB ve NATO girdi. Bunlar Kosova’nın bağımsızlığını öncelikli hedef olarak belirlediler. Pazar günü de amaçlarına ulaştılar.
Kosova’nın bağımsızlığı Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bunun Kürtler için emsal teşkil edeceği de yazılıp çizildi.
Elbette Kürdistan Kosova değil. Kürdistan sorunu daha ağır bir sorundur. Ortadoğu’nun kalbinde yaşayan 40 milyona yakın bir halkın özgürce ve insanca yaşama sorunu da olsa, ahlaksız çıkarlarların yarıştığı, küresel ve bölgesel gericiliğin kullandığı bir sorundur da. Ancak bütün bunlara rağmen de uluslararası toplumun gündemine girmiş ve ertelenmesi gittikçe zor olan da bir sorundur.
Neredeyse her köyün otonom, her kasabanın federal, her ilin de bağımsız olduğu global süreçte Kürtlerin köle, Kürdistan’ın da statüsüz kalması düşünülemez. Sıra Kürtlere ve Kürdistan’a da gelecektir. Biçimi ne olursa olsun Kürtlerin de özgür olacağı günler yakındır. 2008 senesi de özgürlük kavgasının kader yılı olacaktır...
19,02,08
aslanay@hotmail.de



Güncel