E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Çete lideri: Ergenekon Erdoğan’a suikast düzenleyecekti
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- Polis: Çeber'e orantılı güç kullandık
- DTP batıda sol adayları destekleyecek
- Hava saldırısında 2 gerilla yaşamını yitirdi
- Selek, feminist kitabevi açıyor
- BİR YÜREĞE KAÇ MEZAR SIĞAR?
- Özgür Gündem gazetesi internet sitesi yasaklandı
- 14 TEMMUZ BÜYÜK ÖLÜM ORUCU (1982)
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Fransızca’da barışçı demek ‘pasifist’ anlamına gelir. İnsan yaşamı ile savaşın bütünleştiği Ortadoğu coğrafyasında ‘pasifist’ genellikle ‘negatif’ olarak algılanır. Barış’tan bahsettiğin anda tepkiler bazen en üst boyuta çıkar. O anda politikanın dili değil, yürek acısının dili konuşur. Evi yerle bir edilen, çocuğu katledilen, annesi veya babası işkencede öldürülen birileri, yüzünü gökyüzüne döndüğünde yüreğindeki öfkeyi gözyaşları içerisinde haykırırken, ona barışı anlatmak belki tüm zamanların en zor anıdır. Doğumla ölüm arasındaki zamanların savaşla geçtiği, bütün yaşamları boyunca barış kelimesinin unutulduğu, insan yaşamının sıradanlaştığı, bebelerin annelerinin kucaklarında yaşamını yetirdiği bir coğrafya’da ‘barış’ı istemek, bunu halkın dilinde bir umut haline getirmek gerçekten zordur. Umutların insan yüreğinde anlamsızlaştığı, küçüklüğünden beri bir başkasını düşman olarak gördüğü, geleceği yeşertmesi gereken umutların yerine kin ve nefretin yeşerdiği bir coğrafyada ‘barışı’ istemek çok zor, ama aslında bir o kadar da tarihisel bir değeri var. Clausewitz, ‘savaş siyasetin bir başka araçlarla devamıdır’ der. Aynı şekilde ‘barış’ta siyasetin ta kendisindir. Savaş ve barış zıt ama diyalektik olarak birbirini tamamlayan iki kavram. Savaşlar olmasaydı, barışa gerek kalmazdı. Biliyoruz ki, aslında savaşın en yükseldiği an barışında yakınlaştığı andır. Barış mücadelenin bir başka biçimidir, yani savaşın bir başka boyutudur. Savaşı başlatmak kolaydır, ama tekrar barışa dönmek ise çok zordur. İşte önemli olan ‘zor’u başarmaktır.
Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu coğrafyası hep barbarların savaşına sahne oldu. Halkarın hiçbir iradesi olmadan, ama onlar adına yıkımlar gerçekleştirip kan akıttılar. Barbarların savaşına karşı, özgürlük isteyenlerin savaşı başladı. Bu bakımdan barış gibi savaşın da politik bir kavram olarak kime nasıl hizmet ettiği önemlidir. Barbarların insanlığı yok etme savaşı olmasaydı, tarihten silinmek istenen hakların direnme savaşı olmazdı. Dünyanın her yanını kan gölüne çevirerek gezegenimize sınırsızca egemen olmak isteyen bir avuç küresel barbarın azgınlaşan şiddetine karşı, halkların kendi tarihsel değerlerini korumak için yaptıklar öz savunmaları da aynı şeyler değildir. Bunun için ‘tarafsız’lık politik bilimlerin doğasına ters düşer. Bu nedenle biz, dünyamızı yok etmek isteyen savaş kışkırtıcılarına karşı, halkarın özgürlüğünü sağlayan barışın dili olmak istiyoruz. Bizim barış talebimiz, onursuzca değil, bu topraklarda yaşayan halkların eşit koşullarda özgürce ve onurluca birlikte olması çağrısıdır.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün(SİPRİ) raporlarına göre; “2001 yılında dünyada 24 büyük silahlı çatışma oldu. 2000 yılında bu rakam 25, 1999 yılında 27 idi. Yıllık ortalama 25 çatışma sayısı ile on yılda 250 çatışma...” yaşandı. Aynı tarihsel dönem içerisinde “44 farklı bölgede farklı boyut ve şiddette tam 56 savaş yaşandı. Dünya, 20. yüzyıl içerisinde iki büyük dünya savaşı olmak üzere, bölgesel savaşların da içerisinde yer aldığı 250 savaşa sahne oldu ve bu savaşlarda yaklaşık olarak 110 milyon kişi yaşamını yitirdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dünya tam 194 savaşa tanık oldu. Bu savaşların hemen hemen tamamı uluslararası kapitalist güçlerin bölgesel alanları denetim altına alarak sömürgeleştirmek ve tek tek ülkelerin zenginliklerine el koymak için doğrudan veya dolaylı olarak yürüttükleri savaşlardır. Örneğin, “dünya üzerinde her 60 kişiye bir mayın düşüyor. Bu mayınlarla yarısı çocuklar olmak üzere her ay 2 bin kişi yaşamını yitiriyor. Mayının tanesi 3 dolardan aşağı fiyata mal olurken, yerleştirilen her mayının temizlenmesi için 1000 dolardan fazla para harcanıyor...” İşte bunun için barışı istemek tarihsel bir zorunluluktur. Savaşla beslenenler kesinlikle barıştan en çok korkanlardır.
Dünyadaki silahlanma oranı sürekli artmaktadır ve yıllık askeri harcama miktarı yaklaşık olarak 1 trilyon dolardır. Bunun 462 milyar doları ABD’ye aittir. Mevcut NATO ülkelerinin yıllık askeri harcaması yaklaşık olarak 743 milyar doları bulmaktadır. Bu oran dünyadaki askeri harcamaların yaklaşık yüzde 73’ünü oluşturuyor. Peki bu küresel güçlerin, halkların barışı için attıkları tek bir adım var mıdır? Yoktur. Bu nedenle barış bizim işimiz olmalıdır. Onların işi kolay, insanlığı yok eden silahlanmayı teşvik etmek için bütün olanaklarını kullanmaktadırlar. Çünkü kanla beslenmektedirler. Biz ise halkların özgür yaşamı için insanlığın felaketi olan savaşların durdurulması için savaşıyoruz, yani barışı istiyoruz. Biz geleceğimiz için onurlu bir iş yapıyoruz. Bizler Anadolu ve Mezopotamya topraklarında Newrozların, kardelenlerin yeniden özgürce yeşermesi için barışın sesi olmak istiyoruz. Bu onurlu yaşamı birlikte büyütmek için, hepimiz 26 Nisan’da Almanya’nın Düsseldorf kentinde olmalıyız.
Avrupa Barış Meclisi Kuruluş Kongresine karşı duyarlı olmak, güç vermek, Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez, Pomak, Alman, Fransız, Hollandalı vs halkların ortak sesi olmak, kardeşliği örmek, geleceğin umut türkülerini yeşertmek için ‘küçük’ ama önemli bir katkı sunalım.
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen Mavìn Herrwìg, 24 Nisan, 2008 18:25:57Bari$in dìlì ayriliktir ve samìmì ìseniz ayriliga sahìp çikar ve emelìnìze ula$abilirsiniz. Buda pek zor olmiyan bìr $ey. Ankara degil Amed Federal Tùrkìye degil federal Kurdìstan. TBMM yolcularina dur dìyelim. Ayrimcilik degil Ayrilik. Mavìn Herrwìg
-
Gönderen şerlek şiyar, 23 Nisan, 2008 15:20:13ıonsanoglu tekrar tekrar gelmeyecek dunyaya butun dunya bir olmuş kurtlere ceza vermiş ve devletı olmayan köle tek toplum biziz ,bize savas acanlara her yolu denıyorlar.vahsetsafhasında yapmadıkları yok korkusuz gerıllalarımız kandıle darphane kurup türk parası basarak türk ekonomısını cokertsınler.kürt yurt severlerı işadamı yapıp kürtleri ekonomik zafere tasısınlar.bizlerde her yolu denemelıyız adapazarı akyazılılar para basıyor da biz neden basmayalım.size komık gelebılır ama ban komık gelmıyor hemen darphane kurup birebir türk parası bassınlar.hatta kürtleri ezen almanya ekonomısını de cokertebılırız.ben e- mailimi yanlıs yazdım saygılar



Güncel