1. MAYIS İŞÇİ SINIFININDIR. FRAKSİYONCU ANLAYIŞIN TABUSU OLAMAZ!/Mehmet ÖZCAN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031


Türkiye yıllardan beri süre gelen sendikalar ve devlet arasında 1-Mayıs işçi bayramının, Taksimde yapılıp yapılmaması  konusunda kayıkçı döğüşü sürmektedir. Ben bu tabloyu bu ülkede, 35 yıldır Komünist-devrimci mücadele içerisinde dinleyen birisi olarak artık alışmanın ötesinde gına getiriyorum. 
18 yaşından bu yana dinliyorum. Şimdi; 53 yaşında oldum. Ve  Türkiye’de değişmeyen demokrasi anlayışı devam ediyor. 
Bu ülkede ne Kürt sorunu ne de demokrasi, işçi hakları konusunda adım atmış değiliz. Demirel’in O, zaman lar biz devrimcilere söylediği sözler aynı devlet anlayışı olarak devam ediyor. ’’Kaldırımlar yürümekle aşınmaz’’ demişti. ’’Devlet güçlüdür, devlete karşı gelinmez’’ demişti aynı anlayışı bu gün de Hükümetin, Başbakanı Erdoğan sürdürmekte işçiler, emekçi sınıflar ve Kürt halkı tehdit edilmeye devam ediliyor. 21 yüzyılın Türkiye’sinde tabular da bir değişiklik olmayarak. Milliter devlet anlayışında en ufak bir değişime uğramamıştır.
Kürt sorunu aynı, savaşlar diyorlar başka çözüm önermiyorlar. demokrasi, işçi hakları dahada geriliyerek var olan haklarını bırakın Türkiye’de, dünya da işçi sınıfının haklarını koruması bir mucize oldu.  Şimdi konumuza ve yazımıza konu olan 1. mayıs işçi bayramını anlatmaya devam edelim.
Dünyada işçi sınıfının sendikal örgütlü gücünün zayıfladığı, ekonomik, demokratik haklarının gasp edildiği. İşçisınıfı hareketlerin gerilediği bir günde 1 Mayıs işçi sınıfının mücadele gününün,  tüm dünyada kutlanması anlamlı olduğu kadarda düşündürücüdür.
Çünkü; 18’inci yüzyılın sonlarında, 8. saatlik iş günü mücadelesi 1856’da Avustralya işçi sınıfının örgütlü gücü ile başlayan, 1880 li yıllarda devam ederken,  ABD’de özelliklde  1886’da Chicago’da burjuvazinin sert mücadelesi ile karşılaşan İşçiler 3 mayıs günü düzenlenen Mitingde 6 kişi  öldü. Bir yıl sonra 1887’de 4 Mayıs’ta düzenlenen Miting’de 4 işçi önderi göstermelik mahkemelerde yargılanarak Kasım ayında idam edildi.
Dünya işçi sınıfının kararlı mücadelesi karşısında burjuvazi işçi sınıfının bu haklı talebini kabul etmek zorunda kalarak 1890’da 1 Mayıs’ı 8 saatlik iş gününü dünya işçi sınıfı tarafından kutlanarak geleceğe dünya işçi sınıfına mücadele tarihi olarak hediye ediyorlardı. Biz burjuvaziye karşı örgütlü mücadelemizle canımızla, kanımızı dökerek 8 saatlik iş gününü kazandık bundan sonra ki, işçi sınıfının mücadele kavgası hak ve iktidar kavgası olmalı dediler.
Evet dedikleri gibi gerçekleşti 1917’de Ekim devrimi ile dünyada ilk sosyalist işçi sınıfını iktidarı gerçekleşti. Bir dizi ülkelerde sosyalizmle beslenerek ulusal kurtuluş ve Faşizme karşı demokratik devrimler gerçekleşti.
Sosyalist sistem oluştu, en anlamlı 1 Mayıs işçi sınıfının mücadele bayramları o dönemde büyük şölenlere dünyada işçi sınıfının kızıl bayrakları ile dalgalandı.
Emperyalist-Kapitalist sistemin korkulu rüyası olmuştu sosyalist sistem ve demokratik iktidarlar.
Ama, bu dünyada ilk sosyalizm denemesi idi, sınıfsız toplumun ilk evresi sosyalizm’di eğer Marksist ilkelerden bilimsel sosyalizmden, enternasyonalizmden dünya işçilerinin birliğinden koptuğun anda kapitalizm’ de dönmek için hiç bir neden olmayacaktı. Revizyonist, Oportünistlerin, sosyalizm döneklerinin yanlış poltikaları karşısında sosyalizm’i eriterek çürüttüler emperyalist-kapitalistlerle işbiriklerine gidilerek işçi sınıfına ve halka mesafe bırakılarak ihanet ederek 72 yıllık sosyalizm denemesini sesiz, sedasız döneklere, mafiya çetelerine  teslim ettiler.
Tarihte sosyalizm adına deneme ilk değildi. 1948 Paris Komünü iktidarı ilk deneme olarak 72 gün iktidarda tutunabildi, çünkü iktidarı sadece ele geçirmek yetmiyor burjuvazinin üretim ve devlet yönetiminide parçalamak gerekiyordu.
İşçi sınıfı iktidara hakim olmuştu ama, burjuvazinin fabrikaları, üretim araçları, devlet kurumları, ordu, polis burjuvazinin elinde bulunuyordu. 72 gün süren ilk sosyalizm denemesi burjuvazinin iktidarı kanla, ölümlerle yeniden eline geçirmiş oluyor ve tarihde sosyalizm ilk denemesi sonuncu yenilmiş oluyordu.
1917 Ekim sosyalist devrimi dünyada yeni bir çığır açarak emperyalist-kapitalist sisteme bir darbe vurarak burjuvazinin yenilmezliğini kırmış oldu. 
Ancak yukarıda saydığım gibi işçi sınıfını kanını dökerek kurduğu iktidara marksist ideolojiden teoriden süreç içinde uzaklaşarak uluslararası Komünist enternasyonaldan ve işçi birliğinden uzaklaşarak Fraksiyoncu revizyonist-oportünist anlayışların yanlış poltikası sonuncu 72 yıl süren sosyalist sistem döneklerin çabası sonuncunda Emperyalist-Kapitalist sistemden özdeşleşerek sesiz sedasız sonlanarak yerini gerici mafiya çetelerine teslim etmiş oldu.
Marksizm işçi sınıfının bilimidir,  tabu olmadığı gibi ütopyada değil bir eylem kılavuzu olup her komünist ve bireyin bu bilimi geliştirerek kendi ülkesinin ve dünya işçi sınıfının ideolojisi, teorisi olduğunu unutmamak gerekir dünyada, emperyalist-kapitalist sistem devam ettikçe ezen ezilen sınıflar var oldukça insanlığın kurtuluşu yine sosyalizmde yine sınıfsız toplum olan komünist toplumdadır. 
Bu yazının uzayacağını düşünerek sosyalizm niye çözüldü? tartışması ayrı bir yazı konusu olduğundan kısaca değinmiş oldum.
Yazının başında anlattığım gibi,  bugün dünyada işçi sınıfı örgütsüz olarak en gerici dönemini yaşamaktadır. Bırakın siyasi örgütsüzlüğünü ekonomik demokratik örgütü olan sendikalarda dahi örgütsüzlüğünü sürdürmektedir.  1 Mayıs işçi sınıfının mücadele günü kutlanırken anlamlı olduğu kadar da düşündürücüdür.

Sosyalist sistemin çözülüşü emperyalist-kapitalist sistemin iştahını kabartarak, sosyalist sistemin devam ederken Avrupa ve Dünya işçi sınıfına sus payı verdiği sosyal hakları bugün tek tek elinden aldığı gibi, ekonomik demokratik taleplerini dile getirdiği sendikal örgütlülüğü gün geçtikce yok olmaktadır. ’’Marks'ın söylediği örgütsüz sınıf köle sınıftır’’. Sözünü emperyalist-kapitalist sistem işçi sınıfının üzerinde yerinde uygulayarak sendika örgütlenmesini gün geçtikce yok etmiş durumda böylece işçi sınıfının Grev, direniş, toplu iş sözleşmesi veya kıdem tazminatı elinden alarak kendine karşı direnme gücünü kırarak ücretli köleler sınıfı yaratarak hiç bir hak alamaz duruma düşürmüştür.
 
SENDİKALAR:

Sendikalar işçilerin ekonomik demokratik hakları ugruna ilk örgütlendigi örgütüdür. Geçmişden beri süre gelen üç tip sendikacılık anlayışı vardır.
1- Amerikan tipi sarı sendikacılık işçi işveren arasında hakem kurulu görevi yaparken  ağırlığını iş verenden yana kullan sendikacılık anlayışında genellikle Grev, direniş yapılmaz işverenden uzlaşarak açıkcası işçiyi satarak yapılan sendikacılıkdır.
Bunlar sendikacı değil sanki devletin birer bürokratları gibi olup devletin işverenin yanında kapı kullarıdır.

2- Ekonomist sendikacılar: bu tip sendikacılar genellikle sosyal demokrat olarak hareket ederler . Grev ve direnişlerle işverene karşı mücadele ederler işçi sınıfının yaşamını iyileştirici haklar uğruna mücedele ederler ama, düzenle işçi sınıfını ehlileştirerek düzen dışı mücadeleden alıkoyarak kendi siyasal mücadelesi olan işçi sınıfının sınıf mücadelesinin sosyalist mücadeleye karşı ekonomist mücadeleyle sınırlayarak işçi sınıfını düzenin birer neferi yapmaya çalışırlar.
’’ücretli emek sistemi sürüp giderken, eşit yada ädil emek ücreti istemek, kölelik sistemi temeli üzerinde özgürlük kurulmasını istemekten farksızdır. İşçi sınıfı şunu anlamalıdır: bugünkü sistemde mahkum edildiği olanca yoksulluğa rağmen, O, aynı zamanda, toplumu ekonomik bakımdan yenibaştan kurmak için gerekli maddi koşulları ve toplumsal biçimleri yaratmaktadır. Bu yüzden, bayrağına tutucu ’’eşit emeğe karşılık eşit aylık’’ şiarını değil, en devrimci şiarını yazmalıdır:’’Kahrolsun ücretli kölelik!’’ (K. Marks)
 ’’işçilerin hava ile beslenmeleri mümkün olsaydı, onlar, yine de sıfır fiyatla satın alınamayacaktı. Çünkü, bedava emek, matematik anlamda son noktadır. Ona yakınlaşmak her zaman mümkündür, fakat ulaşmak olanaksızdır. Kapitalin sürekli eğilimi, işçileri bu nihilist aşamaya indirmektir. (K. Marks Kapital)
3-Sınıf sendıkacılığı: işçi sınıfının ekonomik demokratik talepleri ile birlikte siyasi mücedeleyle sınıfın kurtuluşu uğruna işçi sınıfının siyasal okulları olup işçileri eğitim seminerlerle sınıf bilincini vermeye çalışırlar ekonomik Grev, direniş yanı sıra siyasal Grevlerle, direnişlerle gerek ülkesinde gerekse ülke dışında gelişen her sosyalist devrimci hareketin gelişmelerine dayanışma ile destek vererek nihai kurtuluşu sosyalist iktidar mücadelesinde siyasal okulu olarak çalışmasını sürdürür.
Sınıf sendikaların başarısı: Faşizme emperyalizme karşı Bulgaristan tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bulgaristan işçi sınıfının siyasal okulu olduğu gibi, ’’Faşizme Karşı Birleşik Cephe’’ içerisinde önemli görevler üstlenerek başarısı mücadelesi tartışılmaz olup Bulgaristan’ın Faşizme emperyalizme karşı zaferine imza atmıştır.

’’burjuvazi, sadece kendisini ölüme getiren silahı yapmakla kalmamıştır, aynı zamanda, bu silahı kendisine karşı kullanacak olan insanları, yani çağdaş işçileri, proletaryayı da, yaratmıştır.’’ ( K. Marks, F.Engels: Komünist Partisi Manifestosu)

1980’lerden sonra uluslararası işçi sınıfını etkisizleştirmek için, işçi sınıfını böl parçala yöntemiyele bölmüştür. Başta işyerlerinde ki, sendikaları işlevsiz hale getirerek büyük işyerlerinde örgütlenmelerini engellemek için ayrı firmalar adı altında bölerek işyerlerinde ki, işçileri kimsini teşeron firmalara devir ederek bir kısmınıda iş akitlerini fesh ederek işten çıkarıp tekrar işe yeni alınmış gibi göstererek yasalaradan kendi lehine işleterek bir ucuz işgücü cenneti yaratmıştır.
Buna birde teknolojinin gelişimi, makinelerin yenilenmesi ile birlikte iş gücü isdidahımını azaltmıştır. Örneğin; 10, 20 işçinin yaptığı işi tek başına bilgisayar sistemi ile bir kişi yapmaktadır.
Kol emeğinin yerini gün geçtikce kafa emeği ve teknik kalifiye elamanlar yerini almaktadır. Kapitalizm insanın ihtiyacına göre değil tüketime göre üretim yasası ile tam bir tüketim toplumu olduğu için, kapitalistler insanın aç kalması veya işsiz kalması hiç umrunda değildir.
Sosyalist toplumun çözülüşü ile birlikte kalifiye ucuz iş gücü pazarı eski Doğu-Avrupa ülkeleri kapitalizmin ucuz işgücü cenneti olmuştur. Avrupa ülkelerinden fabrikalarını sökerek ucuz işgücü olan eski Doğu-Avrupa ülkelerine götürerek kısa zaman da orda fabrikasını kurarak ucuz işgücünden faydalanmaktadır. Kapitalizm yasası gereği artı-değer ve ucuz işgücüdür.
Daha olamazsa Afrika ülkelerinde dahi bir çok fabrika kurarak sendikasız örgütsüz ucuz işgücünden istifade edilmektedir.
Dediğim gibi Avrupa ülkelerinde ve dünyanın başka bir ülkesinde aynı işyerinde çalışan işçileri bölerek sendikasız sosyal hakları olmayan işçiler  teşeron firmalardan ucuz işgücünü işsizler ordusundan rahatlıkla temin edebilmektedir.
Günümüzde bırakın işçi sınıfının siyasallaşmasını, hak arama mücadele yapmasını işçi sınıfı işimi kayb ederim korkusuyla endişesiyle yaşamaktadır.
Bu durum da da var, olan sendikalı işçi sayısı günden güne eriyerek azalmakta var olan sendikalarda bırakın eskisi gibi Grev, direniş yaparak hak aramayı sürdürmeyi iş yerlerinde Toplu-iş sözleşmesi dahi yapmamaktadırlar.
Artık iş veren canı isterse  senede ne kadar zam yapacağını kendisi belirlemektedir. Yani işçi sınıfı tarihinin en kötü dönemlerini yaşamaktadır. Avrupa Birliğinde 27 milyon işsiz bulumaktadır. Tabi bunlar Arbeitsamt dan işsizlik maaşı alanlar ya birde kayıt dışı kalanlarıda eklersen korkunç bir rakam ortaya çıkacaktır.
Avrupa ülkeleri gelişmiş kapitalist ülke olduklarında büyük göç almıştır, bu gerek ucuz iş gücü transferi, gerekse, ekonomik, siyasal anlamda büyük insan göçü aldığından bu kapitalist işverenlerin ve yabancı düşmanı faşist partilerin boy hedefi haline gelmiştir.
Sanki işsizliğin ve ülkede ki tüm bunalımların sorumlusu olarak yabancılar, göçmen işçileri seçilerek ırkçılık, faşizm alabildiğince geliştirilmekte yer yer linç girişimleri ile yakılıp öldürülerek hedef tahtası durumuna getirilerek yerli işçiyi, yabancı işçiye düşman etmeye çalışmaktalar.

 Türkiye işçi sınıfı ve sendikaların durumu:

Türkiye işçi sınıfı tarihi Osmanlı döneminde cılız  bir işçi olarak gelişmesiyle beraber  Türk militer Cumhuriyetin kuruluşundan sonra devam eder.
Örgütsüz yapısı ta ki, 1952’de Türk-iş kurulmasıyla ve sendikal yasaların düzenlenmesi 1960 askeri darbesinden sonra Grev, direniş, Toplu-iş sözleşme yasası 1961 yasallaşır 1963’de tam olarak gerçekleşerek Türkiye işçi sınıfı hareketinde bir dönüm noktası olur.
1967’de DİSK kurulur. 1970 DİSK’e karşı gerçekleştirilen komplo girişimlerini boşa çıkarmak için, 14 Haziran direnişi başlar üç gün sürerek 15-16 Haziran direnişi olarak Türkiye işçi sınıfı tarihinde önemli işçi direnişlerden biridir.
12 Mart askeri darbesinden sonra işçi sınıfı hareketi önemili işçi direniş ve Grevlerini sürdürerek hızla gelişir hem sendikal örgütlülüğü diğer yandan da siyasal olarak Devrimci sosyalist hareketle bütünleşir.
1976’da ilk 1 MAYIS DİSK sendikası ve devrimcilerin öncülüğünde kutlanmaya başlar. Bu gelişmeden rahatsız olan ABD ve devlet CİA ajanlarının kontorgerilla işbirliği sonuncu 1977’de  1. MAYIS Miting alanı kana bulanarak onlarca devrimcinin işçinin yaşamını yitirmesine neden olunur.
1978 1. MAYIS mücadele günü milyonlara varan bir coşkuyla kutlanarak burjuvazinin provaksyonu boşa çıkmış olunur 1979, 1980 1. MAYIS eylemleride aynı coşkuyla kutlanmış olunur.
1980. 12 Eylül askeri darbesiyle tüm işçi sınıfına ve devrimci sosyalist hareketine darbe vurularak sendikalar ve tüm mesleki örgütler kapatılarak işçi sınıfına büyük darbe vurularak. İş verenlere gün doğmuş oluyordu. Türkiye işçi sınıfı Grev, direniş, toplu iş sözleşmeleri yasaklanarak  yeni bir dönem başlamış oldu.
İşte bu dönemden sonra Avrupa ve dünyada olduğu gibi Türkiye’de de taşeron örgütlenmeler işverenlere sigortasız, sendikasız, sosyal hakları olmayan iyi bir ücretli köleler topluluğu diğer yandan da emperyalizme bağımlı olduğundan.
İMF ve Dünya Ticaret ötgütünün, Dünya Bankasının ekonomik sıkboğazı sonuncu.
Türkiye işçi sınıfının ta ki 1989 Zonguldak Maden işçilerinin bahar eylemlerine kadar sesi soluğu çıkmaz edildi.
1990 1. Mayıs’ı Mehmet Akif DALCI’nın ölümü ile kana bulandı. 1991’de yine bir genç kızın yaralanması ile kana bulandı.
1993’de yasal olarak tekrar 1. Mayıs  kutlanmaya başlandı.

Türkiye’deki yaklaşık 16 milyon ücretli işçinin ancak 700 bini sendikalı ve toplu sözleşmelidir. Yaklaşık 1.5 milyon kamu çalışanı ve memur olduğu düşünülürse, geriye kalan 10. milyon işçinin sendikasızdır. Bu çalışan işçilerin çoğu aşağı yukarı 4.5 milyonuda sigortasızdır.
Türkiye ucuz işgücü cenneti haline ve işsizler ordusu haline getirildi. Resmi rakamlarda işsizliği ne kadar azalmış gösterselerde 15-20 milyon işsiz vardır. Çalışanlar yokluk ve açlık sınırında çalışmaktalar ama devlet ve hükümet pembe tablolar çizmeye devam ederken. 
12 Eylül sonrası nedense sosyalist ve devrimci hareketler gelişmiyor neden?
kendini Marksist teori ve bilimsel sosyalizm doğrultusunda geliştirip fraksiyoncu ve mezhepci damarı kesip atarak önüne bölge ve düyada ki, Marksist gelişmelerle içiçe geçerek yeni bir anlayış yeni bir bilimsel sosyalist teoriyi geliştirerek bilince çıkarması gerekir ki, sınıfa öncülük edebilsin, yoksa kendi kendimize bakarak sınıfa öncülük ettiğimizi sanarak fraksiyoncu anlayışla 1. Mayıs’da Taksime çağrısı yaparak sınıfa öncülük edilmiş sayılmaz.
Sadece pankaratını ve amlemini açmak çözüm değil bu farksiyoncu anlayıştır. Çözüm  sınıfla bütünleşmektedir.
İşte dünyada ki işçi sınıfının hali, işte Türkiye ve Kürt işçi sınıfının hali rakamlar ortada ekonomik demokratik örgütü sendikalarda örgütlülüğü koca ülkede 700 bin
Bu mozaikin içerisinde bulunan Türk, Kürt, Ermeni, Çerkez, Laz, Arap işte işçi sınıfımız, işte halimiz ne hale gelmişiz. Artık kendimize gelmenin daha zamanı gelmedimi? Komünist devrimci hareket olarak  bırakalım küçük havuzlarda  yüzmeyi, okyanuslara açılalım ki, büyüyelim.
Marksizm bir ütopya değil eylem kılavuzu ilkesini kendimize rehber seçelim ki, sınıfı kucaklayabilelim.
’’Bilimsel sosyalizm, proletaryanın kurtuluş mücedelesinde ki, tutum ve davranışlarının teorik ifedesidir.’’ (F.Engels)
’’Bilimsel sosyalizm, proletaryanın kurtuluş koşullarını açıklayan bir öğretidir.’’ (F.Engels) .Bilimsel sosyalizm ilkeleri.

 Mehmet ÖZCAN

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com