Barışsever veya savaşsever olmak

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Savaş, zor, barış, özgürlük vb kavramlar günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş bulunuyor. Kavramların dilini iyi okumak bu bakımdan oldukça önemlidir. Özellikle savaş ve barış sürecinde duygularla politika arasındaki mantıksal ilişki doğru kavranılmazsa hiç şühpesiz ki histerikleşen yaklaşımlar ön plana çıkar. Özellikle ezilen halkaların özgürlük mücadelesinde, şiddetin her türlü yönteminin uygulandığı bir ortamda oluşan duygular kesinlikle insan dünyasını etkiler. Bu bakımdan yüreği yanmış bir annenin, kolu kırılmış bir çocuğun dünyasındaki çelişkileri hissetmek oldukça önemli. Ancak yaşamın gerçekleri üzerinde yürütülen politik mücadelede stratejik çıkarlar belirleyicidir. Politika nispeten daha acımasızdır, duygulara pek yer yoktur. Acıların en yoğunluklu olduğu ve hatta çatışmanın en üst boyuta çıktığı koşullarda dahi, halkların stratejik çıkarlarında politik çözümlemeler ön plana çıkar. İnsan yüreğini derinden etkileyen duygu yüklü öfkelerle savaşın yürütülmeyeceği de bir gerçek. İnsanların sürekli katledildiği bir ortamda politikanın dilini konuşturmak, halkların özgürce yaşamasını sağlayan stratejileri uygulamaya koymak, acıların dindirilmesine küçük bir katkıdır.

Yunan flizoflarından Herakleitos, savaşı ‘karşıtların çatışması’ olarak tanımlar. Savaşlar tarihsel sürecin bir parçası olarak karşıt güçler arasında yürütülen mücadelenin en üst ve zorlu boyutudur. Bütün toplumsal dönemler içerisinde yaşanan ‘haklı’ veya ‘haksız’ savaşlar her zaman yıkımlara yol açmıştır. Hitler faşizmine karşı direnen ve hatta Avrupa’nın faşizmde kurtuluşunu sağlayan Sovyetler Birliği’nde 20 milyona, Vietnam’da ABD’nin işgaline karşı verilen mücadelede yaklaşık olarak 3 milyon insan kahramanca direnerek yaşamını yetirdi. Bölge halkları zaferi kazandılar, topraklarını özgürleştirdiler. Ama hala bu ülkelerde 40-50 yıl geçmesine rağmen savaşın olumsuz etkileri devam ediyor. Ortadoğu coğrafyası bütün özellikleriyle askerileştirilmiş durumda. Bugünkü verilere göre 2.772.000 asker, 61.000 tank top gibi zırhlı araç, 6100 savaş uçağı ve helikopter, 880 büyük ve küçük ölçekli savaş gemisi bulunuyor. Küresel lokal savaşların merkezine dönüşen Ortadoğu’da milyonlarla ifade edilen sivil insan yaşamını yitirdi. Balkanlardaki iç savaşta 20 bin kadın tecavüze uğradı. Sürekli savaşlara sahane olan Somali’de, Etiyopya’da onbinlerce çocuk açılık nedeniyle öldü. Afrika kıtasının Ruanda ülkesinde çıkan kabile savaşlarında bir milyon insan katledildi. Kürdistan’ın dört bölgesinde statükocu devletlerin baskıları sonucu binlerce Kürt yaşamını yetirdi. İsrail Filistin çatışmasında 3 aylık bebelerin üzerine bomba yağıyor. Bu bakımdan küresel barbarların savaşı, dünyanın ezilen halkları için tam bir felekattir. Egemenlerin savaşları devam ettikçe daha çok göz yaşı dökülecek.

Savaşlar, aynı zamanda toplumları psikolojik olarak derinden etkiliyor. İç dünyalarını sarsıyor. Savaş koşulları içerisinde yetişen yüzbinlerce insan bunalımlarla karşı karşıya geliyor, yüzlerce intihar olayı yaşanıyor. Örneğin ABD askerleri için onlarca psikolojik tedavi merkezleri kuruldu. Sadece kendileri değil aileleride bu sürecin bir parçası haline geldiler. Bu nedenle kirli savaşlar toplumsal çöküntünün ve yozlaşmanın varlık nedenidir.

Bağımsızlıkları için mücadele edenler, savaşa çok istekli oldukları için değil, toplumsal çatışmanın zorunluluğu nedeniyle yürütüyorlar. Bu nedenle savaşlar ne mutlaktır ne de sonsuzdur. Tarihsel sürecin belirli bir anında sonra savaşlar toptan ortadan kalkacaktır. Bizim görevimiz savaşlara son veren sürecin hızlandırılmasına katkı sunmaktır. İnsanlık tarihinin hiçbir aşamasında aslında halklar arasında savaşlar da olmadı. Egemen siyasal güçler kendi ekonomik ve siyasal çıkarları için halkları birbiriyle savaştırmaya çalıştılar. Çünkü halklar birbirine ne kadar düşmanlaştırılırsa barbarların siyasal iktidarları bir o kadar uzun sürer. Asla barıştan yana bir tutum alamazlar. Bu nedenle savaşın muhatabı halklar değil.

Doğal olarak savaşın ve barışın kimler arasında olacağı da önemlidir. Birbirine düşman olmayan halklar arasında ‘barış’ talebinde bulunmak, politik hedefleri anlamamaktır. Barış, savaşan kuvvetler arasında olur. Gerçek durum budur. Yani düşman gördüklerinle oturulur masaya. Önemli olan masada ne istediğindir ve hedeflediğini alabilmektir. Barbarlar bizi öldürüyorlar bunun için barış istemiyorum söylemi bir ‘çocukluk’ hastalığıdır.

Evet, biz bir barışeveriz. Anadolu ve Mezopotamya’da halkların eşit koşullarda bir arada yaşadığı bir barıştan yanayız. Barışsever olmak, halkların özürlüğünü savunmak bir insani değerdir. Savaşın en çatışmalı anında barış sesini yükseltmek, ne bir korkudur, ne bir teslimiyettir. Kendi gücüne güvendir. İlginçtir, barışta en çok korkanlar neden Türk, İsrail, ABD gibi devletlerdir.

Duygularımızı histerikleştirip politik gerçeklerin önüne çıkartıp; ‘barışseverler, siz kime hizmet ediyorsunuz’ diye soran birilerinin savaşta ısrarı, acaba kime hizmet ediyordur!

Gokyuzu9@aol.com
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com