E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- BİR 'TÜRK' OLARAK 'KÜRTLER'E SORUYORUM...
- Sadi Berzenci: Kürt halkı operasyona şiddetle karşılık verir
- PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
- Neden ilk olarak PKK’nın kayıtsız şartsız silah bırakması şart?/Ruşen Çakır
- Kayıp 2 Uzman Çavuşun Kobralar tarafından vurulduğu kesinleşti
- Kürt sorununda yollar…/Ali Bayramoğlu
- Diyarbakır'da gözaltına alınanlara işkence
- Hakan Çelik'ten açıklama
- TÜRKİYE, KÜRDİSTAN YÖNETİMİ İLE DİYALOĞA GEÇİYOR...
- Toprakta karasaban, umutlarımızda KARABASAN/Dicle ANTER
Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin bugününü anlamak için Osmanlı’ya geri gitmek ve Kürt toplumsal yapısına kısaca göz atmak gerekir. Ancak bu yapıldığında, devlet ve devletin resmi ideolojisi Kemalizm üzerine yapılan tartışmalar anlam kazanabilir. Burada belirtilmesi gereken birinci husus şudur: Kürt toplumsal yapısını ve siyasal ilişkilerini tarihsel açıdan iki ayrı döneme ayırmak gerekir. Önemli olan birincisi nokta, Kürtlerin Osmanlı’da toplumsal örgütlenme şekli ve merkezi devlet ile olan siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileridir. İkinci nokta ise, Kürtlerin Cumhuriyet’in ilanından sonra devlet ile olan toplumsal ve siyasi ilişkileridir.
Bilindiği üzere fetihçi bir anlayışa sahip olan Osmanlı, fetih ettiği bölgeleri farklı şekillerde idare ediyordu. Mesela bir Mısır, Cezayir veya Tunus bölgelerinin idare edilmesi Kürt bölgelerinin idare edilmesinden oldukça farklıydı. Burada Kürtler açısından önemli olan Osmanlı ile Kürtler arasında nispeten ‘gevşek’ bir siyasi ilişkinin olmasıydı. Bu da; Kürt bölgelerinin yarı otonom/özerk olması anlamına geliyordu. Bu yarı otonom/özerk siyasi yapı Kürtlerin dil, din, siyaset ve kültür alanlarında rahat nefes almalarına yol açıyordu. Belirtilen bu dönem bin sekizyüzlü yılların ortalarına kadar devam etmiştir. Bu zaman dilimine kadar Kürt toplumunun sosyal ve siyasal alanlarda organize edilmesi ‘Mirler’ ve ‘Emirlikler’ tarafından yapılmıştır. Bu dönem, Kürt toplumunun Osmanlı’da en çok güçlü olduğu dönemdir.
Osmanlı’nın merkezi yapıyı güçlendirme istemi ve çabaları, belirtilen güçlü Kürt ‘Mirlik’ ve ‘Emirliklerin’ tasfiye edilmesine yol açtı. Bu, Kürt toplumsal yapısının tahrip edildiği önemli bir dönemdir. Mirlik kurumunun ortadan kaldırılmasıyla birlikte, Kürt toplumsal yaşamının siyasi olarak yeniden organize edilmesi gerekiyordu. Siyasi olarak Mirlerden boşalan yeri bu defa ‘Şeyhler’ ve ‘Ağalar’ doldurdu.
Bu bakımdan hem Osmanlı hem de Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde genellikle ‘Şeyhler’ tarafından geliştirilen ayaklanmalar veya başkaldırılar tasadüfi ortaya çıkmamıştır. Belirtilen başkaldırılar özellikle Osmanlı’nın merkezileştirme siyasetine karşı gelişmiştir. Bundan dolayı da, Kürtlerin siyasi olarak ‘Şeyhlik’ kurumu etrafında yeniden örgütlenmelerini ve Osmalı’ya ve Cumhuriyet’e başkaldırmalarını kaybedilen yarı otonom/özerk yapının tekrardan elde edilmesi yönünde yorumlamak gerekir. Burada ‘Şeyhlik’ sadece dini bir kurum olarak değil, aynı zamanda toplumu temsil eden meşru bir siyasi güç olarak algılanmalıdır. Meşruiyetini Kürt toplumundan alan bu kurumun aynı zamanda ‘ulusal’ bir karaktere sahip olduğu aşikar bir durumdur.
Fakat Cumhuriyet sistemi, Osmanlı’nın merkezileştirme politikasını başka bir siyasi ve idari şekilde devam ettirmiştir. Bu bağlamda devlet iktidarının Kürt bölgelerine hakim kılınması Cumhuriyet ile birlikte başlamamıştır. Tam aksine bu, Osmanlı’nın özellikle son yüz yılına takabül eder. Cumhuriyet dönemindeki merkezileştirme politikaları daha çok ulus-devletin kıstaslarına göre uygulanmıştır. Bu bakımdan Cumhuriyet’in temel projesi, heterojen bir toplumu homojenleştirme projesi olarak ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyet ile birlikte Kürtlere karşı geliştirilen ‘red’ ve ‘inkar’ politikalarını özellikle belirtilen bu homojenleştirme siyaseti çerçevesinde yorumlamak gerekir. Bu bakımdan Cumhuriyet sisteminin temel tezi 1990’lu yıllara kadar devam eden ‘Kürt yoktur’ manifestosu olmuştur. Fakat red ve inkar çerçevesinde gelişen bu resmi devlet tezinin mutlaka bir amacı olmalıydı. Kanaatimce, devletin red ve inkar siyasetinin temel amacı var olan bir siyasal ve toplumsal olguyu manüpule etmesiyle ilgilidir. Bu da; Kürtlerin toplumsal direncinin ‘ulusal’ bir sorun olmadığını vurgulamaya çalışmasıdır.
Yukarıda belirtilen Kürt ayaklanmalarının veya başkaldırılarının devlet tarafından ‘irtica hareket’, ‘ecnebi kışkırtması’, ‘gerici’, ve ‘saltanat geri getirilmek isteniyor’ türünden söylemler, devlet tarafından Kürt meselesinin ‘ulusal’ boyutunu inkar etmek amacıyla geliştirilmiş savlardır. 1990’lı yılların başından itibaren terk edilen ‘Kürt yoktur’ tezi, yerini daha çok ‘bölgesel geri kalmışlık’ sorununa bıraktı.
Fakat belirtilmelidir ki, Kürt toplumsal yapısı özellikle son otuz yılda önemli bir alt üst oluş yaşadı. Bu toplumsal alt üst oluşta siyasi boşluk ilk defa modern anlamda Kürt legal hareketi tarafından dolduruldu. Yerel yönetimlerin genellikle Kürtlerin elinde olması modern anlamda bir Kürt ulusçuluğunu geliştirdi. Daha doğrusu geçmişte ‘Mirler’ ve daha sonra ‘Şeyhler’ tarafından organize ve temsil edilen Kürt toplumunun yerini şuan belediye başkanları ve milletvekilleri gibi halk iradesine göre seçilen modern ulusçular aldılar. Kürt toplumunun meşru taleplerini dile getiren bu modern ulusçular devlet nezdinde ‘terör’ suçlusu olmaktan kurtulmaları oldukça zor gözüküyor. Bu da, devletin Kürt meselesini hiçbir zaman ‘ulasal’ bir mesele olarak tanımlamaması anlamına geliyor.
topcuoglu@aktuelbakis.com



Güncel