Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin sosyolojisi (2)

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 19 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


 ‘Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin sosyolojisi’ adlı makaleme ilişkin sayın Hüseyin Tarhallı’tarafından gönderilen e-postayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Tarhallı haklı olarak iki önemli notaya değinmiş. Genel anlamda konuya dair fikir ürettiği ve aynı zamanda eleştirel baktığı için sayın Turhallı’ya teşekkür ederim. Her iki noktanın tarafımdan değerlendirilmesi aşağıdadır.

Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin sosyolojisi (2)/ Sebahattin Topçuoğlu
‘Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin sosyolojisi’ adlı makaleme ilişkin sayın Hüseyin Tarhallı’tarafından gönderilen e-postayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Tarhallı haklı olarak iki önemli notaya değinmiş. Genel anlamda konuya dair fikir ürettiği ve aynı zamanda eleştirel baktığı için sayın Turhallı’ya teşekkür ederim. Her iki noktanın tarafımdan değerlendirilmesi aşağıdadır.

Merhaba Sabahattin Bey

Kürt ulusal ve toplumsal mücadelesinin sosyolojisi başlıklı yazınızı okudum. Güzel konulara değinmişsiniz. Yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. Devamını diliyorum.

Ancak katılmadığım iki noktayı da belirtmek istiyorum.

1- "Kürtlerin siyasi olarak ‘Şeyhlik’ kurumu etrafında yeniden örgütlenmelerini ve Osmalı’ya ve Cumhuriyet’e baþkaldırmalarını kaybedilen yarı otonom/özerk yapının tekrardan elde edilmesi yönünde yorumlamak gerekir." Bu cümleyi Osmanlı döneminde yaşanan isyanlar için kullanabiliriz. O zaman da isyanlar şeyhler etrafında örgütlenmelerle değil, ağa, mir ve beylerin etrafında oluşan kümelerle gerçekleşmişti. Buna maddi önderlikler de diyebiliriz.

İşte sorun tam da bu nokta. 1808'den 1914 yılına kadar süren bu isyan döneminde Kürdistan'da ayakları üstünde kalan tek bir ağa kalmadı. Bunun sonucu olarak Cumhuriyet döneminde gerçekleşen isyanlar manevi önderlikler etrafında gerçekleşmiştir. Seyit Rıza, Şeyh Sait, Şeyh Fahri, Şeyh Şemsettin ve daha niceleri.

2- Belediye Başkanlarını ulusal nitelikteki önderlikler olarak vasıflandırmanız bana göre biraz zorlama bir yorum. Kuşkusuz içinde ulusal nüvelerin de bulunduğu bir önderlik. Ancak ulusal karekterde bir önderlik olmadıkları da kesin.

Bir önderliğin ulusal karekterde olabilmesinin şartı o önderliğin ulusal kurtuluş siyasetini oluşturup bu çerçevede mücadele etmesi gerekiyor. Bırakalım belediye başkanlarını, ulusal kurtuluş siyaseti gibi bir siyasetleri olmadığı için 1999 sonrasında PKK önderliğinin bile ulusal önderlik vasfını kayıp ettiğini düşünüyorum.

Selamlar, sevgiler

Hüseyin TURHALLI

Sayın Turhallı’nın belirttiği her iki noktaya da kısaca değinmek istiyorum:

1) Bu noktada benim kastetmeye çalıştığım asıl şey şudur: Ağa, mir ve beylerin kurumsal boşluğunu daha çok ‚şeyhlik’ kurumunun doldurduğudur. Sayın Turhallı’nın da belirttiği gibi, Osmanlı döneminde yaşanan isyanlar daha çok ağa, mir ve beyler tarafından gerçekleştirilmişti. Fakat benim özellikle belirtmek istediğim nokta, ‚şeyhlik’ kurumunun Osmanlı’nın özellikle son döneminde Kürt toplumsal yapısına hakim olduğu ve etkilerini de Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte gösterdiğidir.

2) İkinci nokta birinci noktadan bağımsız ele alınamaz diye düşünüyorum. Burada yapılan tabi ki sadece bir tespittir. Bu anlamda tespit yanılgı payını da içermektedir. Makalemde özellikte belirtmek istediğim bir nokta vardı, o da şuydu: Cumhuriyet sonrası devlet hiçbir Kürt ayaklanmasına veya başkaldırısına ‚ulusal’ olarak bakmadı ve bunları topluma daha çok ‘irtica hareketi’, ‘ecnebi kışkırtması’, ‘gerici’, ve ‘saltanatı geri getirmek istiyorlar’ şeklinde kabul ettirmeye çalıştı. Bu tür tezlerin amacı Kürt meselesinin özellikle ‘ulusal’ boyutunu inkar etmek amacıyla geliştirilmiş olduğu aşikardır. Fakat günümüzde bu devlet tarafından farklı bir şekilde yapılmaya çalışılıyor. Şöyle ki; devlet Kürt meselesinin bir ‚terör’ ve ‚bölgesel geri kalmışlık’ olarak tanıtıp ‚ulusal’ karakterini gizlemeye çalışıyor. Yerel yönetimlerin ve milletvekillerinin önemi de tam noktada ortaya çıkıyor. Buradaki birinci önemli nokta şudur: Kürt toplumsal yapısında bir değişiklik söz konusudur. Eskiden daha çok aşiret ve dini liderlere göre örgütlenmiş olan toplumsal yapı yaklaşık son otuz yıl için ciddi bir değişim ve dönüşümle yerini aşiret dışı örgütlenmeye bırakmıştır. Bu yeni toplumsal örgütlenme biçimi de modern anlamda ulusçuluktur. Bu ulusçuluğun temsilcileri de günümüzde legal anlamda siyaset yürüten DTP temsilcileridir. Burada tartışılan nokta ne Belediye Başkanlarının ne de Milletvekillerinin bireysel veya önderlik nitelikleridir, aksine kendilerine Kürt toplumu tarafından verilen meşru ulusal siyaset yapma görevidir. Bu ulusal görev ile geçmişte hayat bulan ve ağa, mir, bey ve şeyhler tarafından yerine getirilen ulusal görev arasında ciddi bir nüans farkı vardır. Şöyle ki; geçmişte gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde gerçekleşen başkaldırılar hiçbir zaman belli bir bölgenin dışına çıkmamıştır. Bundan dolayı da daha çok ‚bölgesel ulusal hareket’ özelliğini taşırlar ve genelde aşiretlerin birleşmesinden meydana gelmişlerdir. Mesela burada sadece Şeyh Sait ve Şeyit Rıza ayaklanmalarına baktığımızda kendi aralarında herhangi bir ilişkinin ve birlikte hareket etmenin olmadığını görürüz. Dönemin koşulları ve imkanları göz önünde bulundurulduğunda bunun o kadar da kolay olmadığı anlaşılır. Fakat burada asıl sorun Kürtlerin toplumsal örgütlenme biçiminde aranmalıdır. Wilson prensiplerinin de birinci dünya savaşından sonra hayat bulmamasının altında yatan sebep Kürtlerin ortak hareket edemeyip, dağınık ve bölgesel hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır. Tabii ki bu, sebeplerden sadece biridir. Konuya geri dönecek olursak, Kürtler’de genel anlamda şehirleşmeyle birlikte uluslaşma sürecinin de hızlandığını görürüz. Yani geçmişe ait aşiretsel yapı büyük oranda çözülmüştür. Bu da, modernleşmeyle birlikte bireyin ortaya çıkmasını ve modern kurumlar veya partiler tarafından temsil edilmesini geliştirdi. Kürtler bugün İstanbul’dan milletvekili çıkarabiliyorlarsa bu, ancak modern ulusçuluğun gelişmesiyle açıklanabilir. DTP tarafından gösterilen adaylara da baktığımızda bunu görürüz. Dini ve dilsel farklılıklar gözetilmiyor. Yani biri Dersim’den alevi Zaza, diğeri Diyarbakır’dan sunni Kurmanç olabiliyor. Bu da; ancak modern anlamda Kürtlerde gelişen ulusal his, duygu ve dayanışma ile açıklanabilir diye düşünüyorum. Burada önemli bulduğum nokta şudur: Kürtlerin toplumsal yapısı değişmiştir ve organize edilmesi de modern siyaset araçlarıyla mümkündür. Bana göre önemli olan herhangi bir partinin veya örgütün programı değildir, çünkü bunlar dünya koşullarına göre devamlı değişebilir. Fakat toplumun geldiği ‚uluslaşma’ noktası değişmez. Dolayısıyla önemli olan toplumun geldiği aşamadır, yoksa herhangi bir partinin, örgütün ve onun liderinin değildir. Bu bakımdan konuya dair yapılacak analizlerin daha çok toplumsal değişimlerden harektle yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Bu tür konuların derinlik kazanmasında fikir üreten sayın Hüseyin Turhallı’ya tekrardan teşekkür eder ve çalışmalarında başarılar dilerim.

topcuoglus@yahoo.de

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com