Kandil’den Bağdat’a kripto

E-bülten

Haberlere abone olun:

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Çarşamba günü tanınmış bir dizi meslektaşımızla birlikte Başbakan Başdanışmanı Prof.Dr. Ahmet Davudoğlu ile Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik’in verdiği “brifing”i dinledim.


Kimilerinin “Türkiye’nin Kuzey Irak açılımı” diye nitelediği “yaklaşım” ve gerekçelerini anlattılar ve “haftalar değil günler içinde Bağdat’a gidilecek ve Kürt Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani ile orada görüşülecek” bilgisini verdiler.

Gün belirtmemelerinin nedenini “güvenlik” gerekçesi ile açıkladı Ahmed Davudoğlu. Ve, tam ertesi gün, yani Perşembe günü Bağdat’ta görüşmenin yapıldığı haberi geldi. Türk medyası hayli heyecanlandı bu gelişmeden.

“Brifing”de Türkiye’nin –daha doğru bir deyimle Dışişleri’nin (ve Başbakan’ın)- “Kuzey Irak açılımı”nın ne olduğu ve neden olduğu anlatılırken, bizim meslektaşların büyük bir bölümünün, tek kelimeyi kaçırmak istemezcesine harıl harıl not aldığını izledim. Bir kısmı ertesi günkü yazılarında dinlediklerine kelime kelime yer verdiler. Kendi görüşleriymiş gibi, herhangi bir süzgeçten geçirmeden naklettiler brifingde duyduklarını.

Not almadım. Hafızama özellikle güvendiğimden ötürü değil. Anlatılanlar, yıllardır –evet, yıllardır- benim yazılarda, ekranlarda, konferanslarda gerekçelendirerek savunduğum görüşlerdi. Yani, anlatılanlar, benim için hayli “tanıdık” idi.

Benim açımdan asıl “eğlenceli” olan, o görüşlerim nedeniyle bana karşı “husumet” besleyenlerin, söz konusu görüşleri “devlet politikası” diye nitelendirildiğinde derhal benimseyivermeleri ve ertesi gün kendi görüşleriymiş gibi köşelerine geçirivermeleriydi.

Üstelik, o “brifing”de anlatılanların bir bölümü “maddi hatalar”dan oluşuyordu, yani doğru da değildi. Gazeteci, zihnini “devlet eksenli” kılıp, süzgeç kullanmazsa, neyi dinler, nasıl algılarsa, ona göre yansıtır. Öyle de oldu.

Bu arada, “Türkiye’nin Kuzey Irak yaklaşımı”nın “devlet politikası” olarak takdim edilmesi, son MGK açıklamasıyla ilgili. O açıklamada, “Irak’taki tüm gruplarla temasların yoğunlaştırılması”ndan söz ediliyordu.

Bunun, her aklı başında kişinin anlayacağı “Türkçe tercümesi” ise “asker”lerin, Iraklı Kürt yöneticiler ile doğrudan görüşmelerin başlatılmasına “peki” demiş oldukları idi. Nitekim, Davudoğlu-Özçelik Bağdat seferi de, bu MGK, bir başka deyimle o şekildeki bir  “asker yeşil ışığı” üzerine gerçekleşti.

Yine de, “doğru yöndeki” bu politikanın bir “devlet politikası” olduğundan çok emin olmamalıyız. Sütten ağzı yananın, yoğurdu üfleyerek yemesi hali...

***                    ***                    ***

Ahmet Davudoğlu ile Murat Özçelik’in Bağdat’ta gerek Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin makamında, gerekse ayrı bir mahalde Neçirvan Barzani ile biraraya geldikleri gün, yani Perşembe günü, Kandil dağındaki hedeflerin Türk Hava Kuvvetleri tarafından bombalandığı açıklaması yapıldı.

Gerek Iraklı Kürt yöneticilerinin ve hatta gerekse merkezi Irak hükümetinin, Türkiye’nin Irak topraklarında giriştiği “askeri harekât”tan hoşlanmadıklarını bilmek ya da anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Fazla ses çıkarmamalarının nedeni, bölgedeki PKK varlığı nedeniyle Türkiye’nin bu tür harekâtında ABD’den sağlanan anlayışla da beslenen hem bir “meşruiyet”in söz konusu olması, hem de “güçler dengesi”nin Irak ve Irak-Kürt tarafına fazla şans bırakmamasıyla ilgili.

Ancak, tam Bağdat’ta yani Irak topraklarında ve üstelik Irak’ın başkentinde Türk yetkililer ile Iraklı Kürt yetkililer çok uzun zamandır beklenen teması gerçekleştirdikleri sırada girişilen bir hava harekâtının “askeri gereklilik”ten yola çıkılarak yapıldığına kimseyi inandıramazsınız.

Bir gün önce değil, birkaç gün sonra değil; tam da o gün.

Bu, “diplomatik dil”de “asker”in hükümetin Iraklı Kürtlerle yakınlaşma ve doğrudan görüşme politikasına MGK açıklamasına yansıtılmayan bir “muhalefet şerhi” düştüğü şeklinde anlaşılır. Öyledir de.

Hem MGK’dan o şekilde karar çıkar, hem böyle yapılır. Hem nalına, hem mıhına.

Bağdat teması ve beklenen devamının “devlet politikası” olabileceğine düşürülen soru işaretinin yanı sıra, böyle bir politikanın devamına ilişkin asıl daha büyük soru işareti, Tayyip Erdoğan hükümetinin geleceği üzerinde sallanıyor.

AKP ve hükümeti, “kapatma davâsı” ve “siyasi yasak” tehdidi altında. Böylesine bir “zaaf görüntüsü” veren hiçbir hükümet, hiçbir ülkede “temel bir konuda, radikal bir dış politika çizgisi” izleyemez.

Hükümetin Davudoğlu’su ile Dışişleri’nin Özçelik’i Bağdat’ta Neçirvan Barzani ile bunca zaman sonra ilk kez oturmuşken ve MGK açıklamasının gücüyle oturdukları duygusunda iken, Kandil bombardımanı, Ankara’dan Erbil’e, Bağdat’a ve Washington’a gönderilen “Kürt sorunu konusundaki esas karar merci ve kurumu şaşırmayın” kriptosudur.

***                     ***                    ***

Tayyip Erdoğan’ın kapatma davasına ilişkin benimsediği “savunma stratejisi”, bir başka deyimle “demokratikleşme doğrultusundaki Anayasa değişiklikleri”ni benimsememesi, kimisine göre –belki de umutsuz bir- “uzlaşma”, kimisine göre ise “teslimiyet”i seçtiğinin göstergesidir.

AKP’yi kapatılmaktan –belki- kurtarabilecek olan Erdoğan’ın boynunu Ankara’ya doğru uysal biçimde uzatmasından ziyade, “Ankara bürokrasisi”nin, AKP ile DTP’nin kapatılması halinde Güneydoğu’da derinleşecek sorunları nasıl toparlayabileceklerini bilememelerinden ötürü, AKP’yi “ehlileştirerek” bir süre daha sahnede tutma kararı vermesidir.

Bu nedenle, Irak Kürt yönetimi ile “yeni açılım”ın ve temasların çerçevesi, sınırları ve rotasını belirlemek, münhasıran hükümete bırakılabilecek bir şey sayılmaz.

Bağdat’ta Neçirvan Barzani görüşmesi esnasında Kandil’in bombalanması, bu bakımdan, aynı zamanda AKP Genel Merkezi ve Başbakanlık binasına da gönderilmiş bir “kripto”dur.  

 Cengiz Çandar/hürriyet

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com