E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- “BEYİNSİZ TERÖRİSTLER”/ Cennet Bilek
- PKK çevrelerinden gelen itirazlar ve cevaplarım/Ruşen Çakır
- BİR 'TÜRK' OLARAK 'KÜRTLER'E SORUYORUM...
- Sayın Başbakan, yoksa teslim olma sırası sizde mi?/Hasan Cemal
- Diyarbakır’da polislere yönelik eylemi HPG üstlendi
- HPG eylem ve üslenme bölgelerini sivillere yasakladı
- Türk uçakları Amediye’deki köylerini bombalıyor
- Sadi Berzenci: Kürt halkı operasyona şiddetle karşılık verir
- PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
- DTP söyledi MHP güldü
Kim istemez boğulacaksa mutluluk denizinde boğulmayı? Kelebekler gibi rengarenk çiçeklerin üzerinde dans etmeyi kim istemez? “Yaşlanmayı bilmek bir sanattır” Demiş usta. Bizim ülkemize baktığımızda ne çocukluğun ne gençliğin ne de yaşlılığın kıymeti var. Hasbel kader doğuyor, yaşıyor ve ölüyoruz. Ve en korkunç olanı da gençlerimiz ölüyor. Mezarlarımızı genç ölüler doldurmuş. İnsan bakmaya kıyamıyor mezar taşlarına.
Bir değil pek çok şey ters gidiyor yaşadığımız topluma baktığımızda.
Teori ve pratiğin uzlaşmaması insanları bağlı olduğu ideolojilerin pasif birer nesnesi haline getiriyor ve insanlar ütopyalarını yitirip sevgisizliğe ve umutsuzluğa mahkûm oluyor.
İnsan hayatına rastlantı gözüyle bakıp, bu doğrultuda yol almak ne kadar doğrudur bilemiyorum. Rastlantı dediğimiz şey zorunluluğun verdiği bir biçim değil midir? Ya da hayatımızı rastlantılar mı, gerçekliğin çıplaklığımı belirliyor? Bu sorular bizden önce çok sorulmuş, yanıtları da alınmıştır aslında. Yine de beynimizi sürekli meşgul eder bu sorular.
Mutluluk nedir?
Arayınca bulunur mu?
Neden mutsuz bir toplumuz?
Ya da toplum çok mutlu da ben mi karamsarım, bu gün bu konuda kafa yoracağım biraz. Mutsuz hayatımızı nasıl anlamlı hale getirebiliriz, onun yanıtını arayacağım kendimce. Yaşıyor olmak bile mutluluk der kimileride. Evet, yaşıyor olmak elbette mutluluktur. Fakat insanın nasıl yaşadığıyla alakalıdır bu.
Bireysel mutlulukların sokağa çıktığımız anda gölgelendiğini hepimiz biliyoruz. Ya da sokağa çıktığında gördüğü manzara karşısında hala mutlu kalabiliyorsa insan aklından şüphe etmek lazım. Verilen onca mücadelenin tek bir amacı vardır bence. İnsanın insan gibi yaşamasına, mutluluk içinde yaşamasına olanak sağlamaktır. Bireysel mutlulukları toplumsal mutluluğa dönüştürmek içindir bütün çaba.
Para, mal, mülk peşinde koşarak mutluluk arayan, başka insanların mutluluğu üzerine hayat kurmaya çalışan insanların ne hale geldiğini de görüyoruz. Sahte ve anlık mutluluklardır bunlar. Bu sahte mutlulukları nasıl yarattıklarını ise anlamak kolay değildir.
Oysa insanlar birbirine yaklaşırken, çıkarları, koşulları ardında bıraksa sahte mutluluğun yerini gerçek mutluluk alacak. Bunu yapabilmek sanıldığı kadar zor mu acaba?
İnsan nasıl mutsuz olmuştur diye düşününce yine gelip kapitalist sisteme çarpıyoruz. Kapitalist sistemin yarattığı bu insan kişiliğinin ruhu param paramparçadır. Ve bu acımasız sistem yarattığı parçalanmış, ucubeye dönmüş insana formüllerde sunar.
Derki; Mutluluğun sırrı tanrıda ve tinsel şeylerdedir. Orada gizlidir mutluluk. Yüzünüzü tanrıya tinsel şeylere dönerseniz mutluluktan deliye dönmeniz içten bile değildir. Yeter ki siz inanınız.
Paramparça olmuş, manevi değerleri ardında bırakıp mal, mülk peşinde koşan insana soruyor; Hayatın anlamı nedir?
Bu soruyu kime sorarsanız sorun aşağı yukarı aynı yanıtları alırsınız. Sağlık ve mutluluk. Mutluluğu nerede bulacağız? Arayınca bulunuyor mu, maddi karşılığı var mı? Kapitalist sistemin reçetesi cebindedir. Herkese de aynı reçeteyi uzatır. Bu onlar için kazanç kapısıdır. Cilt cilt kitaplar yazılmıştır bir gecede. Ve yok-çok satanlar listesinde hep başı çeker bu kitaplar.
“Mutlu olma sanatı”
“Aşkın ömrü iki yıldır”
“Zengin olma yolları”
Bu kitaplarda hep aynı izlekler vardır. Bardağın daima dolu yanını görünüz. Zihninizi mutluluğa koşullayınız. Aklınıza estikçe mutluyum deyiniz. Mutluluğu dış kaynaklarda değil, içinizde arayınız. Hatta mutluluğun genetik olduğu saçmalığı bile vardır bu kitaplarda.
Anatomi, sosyoloji, psikoloji bilgileriniz uçuşur beyninizde. Gerçek olabilir mi acaba dersiniz. Iııh! Gerçeklikle pek alakası yok. Maddi temeli yok bu bilgilerin bence.
Mutluluk, insanın yaşadığı ortam ve kurduğu ilişkilerle alakalıdır. Hatta yaşadığı dünyadan azade değildir insan. Gitmesek, görmesek de biliriz dünyada neler olduğunu. Küçücük kutular dünyayı evimize taşır. Tellerin titreşimi dünyanın öbür ucundaki sesi değdirir kulağımıza. Teknoloji var olsun. Mesafeler kısaltmış, uzağı yakın etmiştir. Hatta mutluluğu satın almamızı bile kolaylaştırmıştır.
Dinde mutluluk arayan sahte din tacirleri de öneriler sunar mutsuz insana. “Eğer, düşmanınıza karşı sabırlı ve hoşgörülü davranabilirseniz, diğer her şey de kolaylaşır ve herkese karşı doğal bir şekilde sevecen olmaya başlarsınız.”
Bilmezler ki bir insana düşmanlık duygularıyla yaklaşmadan da hoş görülü olabiliriz. Oysa çok iyi bilirler ki; dünya ezen ve ezilenlerden oluşur. Biz, bizi ezenleri, bizi öldürenleri, yok sayanları sevmek zorunda, onlara hoşgörülü davranmak zorunda değiliz. Bizim sevdiklerimizi, yoldaşlarımızı kurşunlayanları, bize gaz bombası atanları sevmek zorunda değiliz. Bize savaşı dayatanları sevmek zorunda değiliz.
Mutluluk denizinde boğulmayı bizde çok isteriz . Hatta bireysel olarak bu denizde boğulduğumuz anların sayısı az değildir. Ama dışarı çıktığımızda gölgelenir mutluluğumuz. İnsanlar yerlerde sürükleniyor, gaz bombaları nefesimizi kesiyor, başımıza yağmur yerine kurşun yağıyordur dışarıda. Mutluluğumuzun içine ediyordur savaş tacirleri…Bindiğimiz gemi alabora olmaya başlar, karaya oturuverir.
Ahmed Arif, bir şiirinde ne diyordu;
“Yaşamak, sadece yaşamak
Yosun, solucan harcıdır.”
İşte böyle. İnsan toplumdan kendini soyutlayarak yaşayabilir mi? Mutlu toplum yaratılmadan mutlu insan yaratılamaz. Hayatın anlamı ise; herkesin mutlu olduğu bir toplum tasarımında yatar ve bu toplumu yaratmak zor değildir. Ve insan ne solucandır, ne de yosun.
cennetbilek54@mynet.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen Okan, 20 Ağustos, 2008 16:52:47Cennet hanim, bu mutlulugu pek anlamamissiniz. Gerceklerle karistiriyorsunuz. Soyle soyliyim. Insanlari cekip alsam dunyadan ve her seyi oldugu gibi biraksam burda. Yani filim gibi, evler arabalar, hayvanlar burda ama insan yok. Boyle durumda soruyorum, mutluluk nerde? Fizik dunyada mutluluk yok. Insanin bakmadigi yerde anlam yok. Hayatin anlami yok ve anlamsiz olmasininda anlami yok. Mutluluk baslanacak bir yer, erisilecek bir yer degil. Mutluluk yuce bir insan olarak yasamak, iyi duygulari besleyen seyler yapmak degil. Mutlu bir toplum bireylerinin kafalarindaki dusuncelerle yaptiklari antremanlarla baslar. www.mutluolmakistiyorum.com



Güncel