E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Kürtçe bir tek devlete serbest
- Veli Küçük ‘faili meçhul’ olayların planlayıcısı
- Öcalan'ı sorgulayan Albay da gözaltında!
- Aklınıza gelen herkes fişlenmiş
- Gizli Tanık 17: Mersin’deki bayrak yakma olayı Ergenekoncu Kutlu'nun işi
- Sakine Cansız serbest bırakıldı
- PKK artık Türkiye'yi değil İran'ı vuracak! /
- AVRUPA BARIŞ MECLİSİNDEN KADIKÖY'E DESTEK
- Ahmet Türk'ten İstiklal Marşı yanıtı
- İşte örgütü yöneten 5 isim
PKK, 68 gençlik önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’nın idam edilmelerinin 27. yıldönümünde 3 devrimciyi anan bir açıklama yayınladı.
“Sosyalizmin özgürlükçü ve eşitlikçi karakterini, halkların özgürce bir arada yaşaması özlemiyle beraber devrimci hareketi zafere taşımak isteyen abideleri idam eden zihniyetin cellatlarını kınıyor, anılarını Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde yaşattığımızı belirtmek istiyoruz” denilen açıklamada Türkiye devrimcileri ve emekçilerine de Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin yanında saf tutma çağrısında bulunuldu.
Denizler, Yusuflar ve Hüseyinlerin yaşadıkları dönemde sahip oldukları tek amaçlarının Türkiye’de yaşayan halkların, kendi iradeleri ve kimlikleriyle özgürce bir arada yaşama sisteminin geliştirilmesi olduğunun ifade edildiği açıklamada “Devlet yapılanmasını dar bir zümrenin denetimine alan ve Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye’de yaşayan diğer etnik topluluklara düşmanlık temelinde yaklaşan zihniyet, bu devrimci gençler önderliğinde gelişen toplumsal devrim mücadelesinden korktukları için hiçbir vicdan ve insanlığın hukuk ölçülerine sığmayan yöntemlerle onları idam etmişlerdir. İnkarcı Türk devlet zihniyet sahipleri, devrimci gençlik liderlerini idam ederek tehlikeyi önledikleri yönündeki iddiaların boş bir hayalden öte bir anlam ifade etmediği kısa sürede ortaya çıkmıştır. Çünkü Önder Apo, Denizler’in ve Mahirlerin anılarına bağlılığın ve halkların özgürce bir arada yaşaması gerektiğine dair sahip olduğu inançla Kürdistan’da PKK öncülüğünde yeni bir devrimci mücadele başlatmış ve bu yönlü büyük kazanımlar sağlayarak günümüze kadar getirmiştir.
Önder Apo’nun Kürdistan’da geliştirdiği yeni mücadele çizgisi bu anlamda iki halkın ortak mücadele mirasına dayanmaktadır. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayanların özgürlük anlayışını Kürdistan’da yürütülecek mücadele ile anlamlandırmak ve iki halkın ortak vatan teorisini yaşamsallaştırmak için geliştirilen devrimsel çalışmayla önemli mesafeler kat edilmiştir. Haki ve Kemaller 68 devrimci kuşağının takipçileri olarak ve sahip oldukları enternasyonal anlayışla Türkiye devriminin kaderini Kürdistan devriminde görmeleri ve bu amaçla büyük bir coşku ile mücadeleye atılmaları, alınan mesafede büyük bir rol sahibi olmuşlardır. İnkarcı ve sömürgeci Türk devleti ortak mirasa dayanan mücadelenin Önder Apo öncülüğünde Kürdistan’da yaratmış olduğu başarıdan ve Denizlerin çizgisinin bu mücadelede yaşadığını görmekten duydukları korkuyla yine bir 6 Mayıs günü 1996’da Önderliğimize karşı suikast geliştirerek sonuç almak istemişlerdir. Türk devleti bu suikastla Önderliğimiz şahsında Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne büyük darbe vurmak kadar, Kürdistan devriminin Türkiye halkı üzerinde yarattığı etkiyi de ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Ancak tüm çabalarına karşın, Önderliğimiz öncülüğünde gelişen Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne istedikleri darbeyi vuramamış, aksine giderek toplumsal yaşamın tüm boyutlarını etkileyerek devrimci mücadelesini yükseltmiştir. Bu anlamda Önder Apo Kürt ve Türk halklarının ortak devrim projesini somutlaştırmıştır” denildi.
Açıklamada devamla şunlar ifade edildi: “Özellikle İstanbul’da Türk devleti ve AKP hükümetinin 1 Mayıs’ta emekçilere yönelik uyguladığı vahşi saldırı, Türk devletinin 12 Eylül cuntasının kanunlarına hala ne kadar bağlı olduğunu ve toplumsal mücadeleden ne kadar korktuğunu açıkça göstermiştir. 1 Mayıs’ta emekçilere uygulanan devlet terörünün çok net gösterdiği gibi Türk devleti ve AKP hükümetinin hedefinde yalnızca Kürt halkı ve özgürlük mücadelesinin olmadığını, sisteme muhalefet etme tutumuna sahip olan Türk emekçilerinin de hedefleneceğini açıkça ortaya koymuştur.
Kürt halkıyla beraber Türk emekçilerine uygulanan vahşi saldırılar, artık iki halkın emekçi kesimleri arasında bir dayanışmayı ve ortak hareket etmesini bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu anlamda ortak mücadele örgütünün yaratılması, AKP hükümeti ve Türk devletinin saldırgan yapılanmasını etkisiz kılmada önemli bir rol oynama özelliğine sahip olacağı kesindir.
Bununla birlikte Türk devletinin sahip olduğu inkar ve imhaya dayanan faşizan zihniyeti artık bu anlayışını Türkiye sınırları içerinde bulunan devrimci hareketlerle sınırlı tutmadığını, son Kandil bombardımanında görüldüğü gibi sınırları dışında ve başka ülkelere karşı mücadele yürüten hareketleri de hedefine aldığı görülmüştür. Doğu Kürdistan’da İran devletinin inkarcı gerçekliğine karşı mücadele yürüten PJAK’a yönelik gerçekleştirdiği vahşi saldırı Türk devletinin bölgesel faşizm merkezine dönüştüğünün en önemli göstergesi olmuştur. İşin ilginç yanı Türk devletinin bu saldıra da kullandığı silahların sözde İran’ı düşman bir ülke olarak gören ABD’nin son teknoloji ile geliştirdiği ve içinde çeşitli kimyasal gazların bulunduğu füze ve roketlerin kullanılmış olmasıdır. Bu saldırının ABD’nin havadan, İran’ın ise karadan yaptığı keşifler sonucunda gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda, Kürt halkına karşı ne denli yeni ve kirli bir oyunun geliştirildiğini göstermektedir. Başta Kürt halkı olmak üzere herkesin merakla yanıtını beklediği cevap, ABD’nin bu saldırıda ne tür bir rol üstlenmiş olduğudur. ABD nasıl oluyor da Türk devleti şahsında İran’la Kürt halkına karşı aynı cephede yer alabilmektedir. İlgili güçlerin bu konuda yapacakları açıklamayla kamuoyunda yanıt bekleyen sorulara önemli cevap olacaktır. 1 Mayısı 2 Mayısa bağlayan gece Türk devletine ait olduğu iddia edilen savaş uçaklarının Kandil alanındaki PJAK merkezini bombalaması Türk devletinin 6 Mayıs’larda yaptığı gibi tasfiye anlayışında hala ısrar ettiğini göstermektedir. Ancak Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin dayandığı ortak miras ve haklılıkla yürüttüğü devrimsel mücadelenin sahip olduğu kararlılık ve özgürlük ısrarının yeni bir 6 Mayıs tasfiye sürecine artık izin vermeyeceği bilinmelidir. Önder Apo öğretisiyle PKK öncülüğünde yürütülen mücadele, inkarcı Türk devlet sistemini etkisiz kılmada ve Denizlerin mücadeleyle yaratmış olduğu ortak mirasın hava bombardımanları ve saldırılarla kesintiye uğratılmasına izin verilmeyeceği artık anlaşılmalıdır.
Yurtsever Kürdistan halkı başta olmak üzere, Denizler, Yusuflar ve Hüseyinler’in yarım kalan özgürlük projelerini başarıya taşımak isteyen Türkiye emekçi ve demokratlarını, Türk devletinin saldırgan ve imhacı karakterine karşı durmaya ve Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’yle dayanışmaya çağırıyoruz”.
ANF NEWS AGENCY



Güncel