ABD-AB’nin ‘dinsel ve azınlıklar’ politikası

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031


‘Dinler ve azınlıklar’ sorunu ABD’nin dış politikasının vazgeçilmez iki temel unsurudur. ABD stratejik politikalarını yaşama geçirmek için ihtiyaç duyduğu bölgelerde bu iki sorunu sürekli gündem de tutar. 1950’lerden itibaren uygulanmaya konulan bu politikanın merkezinde sosyalist hareket bulunmaktaydı. ABD stratejisyenlerinin dünya sosyalist hareketine karşı yürüttüğü ideolojik ve politik mücadelede, ellerindeki en büyük silahın ‘atom bombası’ndan daha etkili olan ‘din’ olduğunu söylüyorlardı.

Ekonomik ve coğrafik bakımdan dünyanın en stratejik bölgesi olan Ortadoğu’da din ve mezhepsel sorunlar çok daha ciddi boyutlarda kullanıldı. Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgal ettiği sırada, ABD ekonomik ve askeri olarak İslamcı örgütleri destekledi. ABD’nin önemli stratejisyenlerinden Brzezinski, “bana öyle geliyor ki, şu an en önemli şey Sovyetlere karşı İslami bir ittifak oluşturulmasıdır“ demişti. El-Kaide ve lideri Bin Ladin, bu tarihsel sürecin bir ürünü olarak, CIA tarafından yetiştirildi ve desteklendi. ABD’nin dönemsel politikaları gereği, İslamcı örgütlerlerin önemli bir kısmıyla iç içeydi. Bir dönemler sosyalist hareketin ‘egemenlik alanı’ olarak bilinen Avrasya/Asya’da, Ortadoğu’da, Balkanlar’da ve hatta Latin Amerika’da din ve azınlıklar sorununu sürekli gündemleştirdi. Böylece sosyalist hareketi içe döndürme politikasını başarıyla uygulattı.

ABD mevcut politikasını uluslararası alandaki gelişmelere göre yeniden düzenleyerek uygulamaya devam ediyor. ABD, 21. yüzyılda da, dünya çapında gelişen ‘dinsel çatışmaları ve hareketleri’ gerekçe göstererek ‘yeni stratejik politikalar’ geliştiriyor. Örneğin, ABD Temsilciler Meclisinde; “Dinsel gruplara baskı uygulayan ülkelerin cezalandırılmasını öngören” bir yasa tasarısı “41 ret oyuna karşı 375 kabul oyu” ile resmileştirildi. Dışişleri Bakanlığına bağlı bir “Dini Baskıyı İzleme Bürosu” kuruldu. Bu yasayı ihlal edilen ülkelere karşı ise, “ihracat kısıtlanması, vize yasağı, insani olmayan ABD yardımının kesilmesi gibi yaptırımlar” uygulanabilecek. Ayrıca söz konusu bu politikanın hangi bölgede veya hangi ülkede somutlaşacağı da o ülkenin özgün koşulları belirleyecek. Yani mutlak olan bir durum söz konusu değil.

ABD’nin küresel politikalarına hizmet edebilecek veya bölgedeki etkinliğini artırabilecek bir durum söz konusuysa, o bölge sınırları içerisindeki dinsel ve azınlıklar meselesini sürekli gündemde tutuluyor. Eğer onların küresel çıkarlarıyla da çelişiyorsa görmezlikten geliniyor. Burada belirleyici olan dinsel veya ulusal azınlıkların hakları değil, küresel çıkarlarıdır.

ABD ve AB Yugoslavya’yı parçaladı. Önce dinsel çatışmaları kışkırttı, sonra uluslar azınlıklar arasındaki çatışmaları teşvik etti. Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Kosova arasında iç savaşı körükledi. Din ve azınlıkların sorunlarını çatışmanın merkezine koydu. Sonra NATO ile müdahale ederek kendi politikalarını fiilen dikte ettirdiler. İlk önce Mekadonya en son olarak Kosova ‘bağımsız’laştırıldı. Zaman içerisinde Kosova-Arnavutluk birleşmesi ile ‘Büyük Arnavutluk’ Mekadonya-Yunanistan birleşmesi ile Büyük Helen’in kurulması olasılık dışı değildir.

Rusya ve Çin sınırları içerisinde bulunan yüzlerce azınlık bulunmaktadır. ABD ve AB bu azınlıkları bölgesel çıkarları için destekleme politikası izliyor. Böylece dünyanın stratejik merkezinde bulunan iki ülke, kendi iç sorunlarıyla ilgilenmeye yani içe kapanmaya zorlanacaklardır. Tibet konusunda Çin’e karşı izlenen politikanın esası budur. Aynı şekilde Çeçenistan, Abahza, Beyaz Rusya vb. gibi sorunlarla Rusya’nın iç politik dengelerini yönlendirmeye çalışmaktadırlar. AB Filistin’de Hamas’la, ABD ise Mısır’da Müslüman Kardeşler Örgütü ile görüşme kapısını her zaman açık tutmaktadır. Azeri sorunun orta vadede İran’a karşı kullanılacak bir kart olarak masada tutuluyor. Afrika’da ‘kabile’ biçiminde olan ve sayıları milyonlarla ifade edilen azınlıklara karşı uygulanan katliamlar karşısında sessizliğini koruyan ABD ve AB, İslamcı tehdit gerekçesiyle Somali’ye askeri müdahalede bulunarak işgal ettiler.

İspanya’da Katalan dilini 9.1 milyon kişi, Galiçya dilini 3-4 milyon kişi, Bask dilini 1 milyon kişi konuşuyor. Bu azınlıkların dilleri ve kültürleri anayasal güvenceye alındı. Fransa’nın kolonisi durumunda olan Korsikalılar kendi dilleriyle eğitim yapabilmektedirler. Lübnan’da Hristiyan kökenlilerin korunması için Küresel NATO gücü AB şemsiyesi altında hemen devreye girdi. Bulgaristan’da ve Yunanistan’daki Türk azınlığın hakları AB sözleşmesine göre anayasal güvenceye alındı.

Ancak Ortadoğu’nun asli unsunları olan 30 milyonu aşkın Kürt ise halen yok edilmek isteniyor. Yıllardır sürdürülen asimilasyon politiklarına rağmen kendi dilini ve kültürünü korumayı başardı. Bölgesel statükocu güçlerin ‘resmi’ sınırları içerisinde bulunan Kürt bölgelerinde demokratik haklarının verilmesi konusunda ABD ve AB tamamen üç maymunlara oynamaktadır. Kürtler söz konusu olunuca, ABD ve AB tarafından belirlenen ‘dinsel ve ulusal azınlıklar’ politikasını unutuyorlar. ABD-AB, İran-Türkiye bölgesel ilişkilerde zorunlu olarak birbirine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle sıra Kürtlere gelince, ‘azınlık hakları’ndan bahsetmek ‘tehlike’ arz ediyor. Başka bölgelerde ‘dinsel grupların ve azınlık’ların halkları desteklenirken, Ortadoğu coğrafyasında tersten yok sayılıyor. Çünkü küresel barbarların çıkarlarıyla çelişmektedir.

Gokyuzu9aol.com
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com