KAYBEDEN KÜRTLER OLMAYACAKTIR/N.Mehmet Güler

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 21 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Aslında daha çok nelerin olmayacağını yazmayı düşünüyorum. Bir yıl kadar geriden alırsak: Y.Büyükanıt, sekiz günlük ABD ziyareti sonrası, “Kürt sorunun uluslar arası siyaset gündeminde yeni bir formatta taşınacağını, bunu kabul etmeyeceklerini” söyledi. Çok geçmeden Cumhurbaşkanlığın krizi başladı, e- muhtıra komedisi gündemleşti, ancak sürecin esas pazarlık kartı; Büyükanıt’ın, Nisan 2007’de, sınır ötesi operasyonu gündemleştirmesi ile başladı. Kamuoyunda çokça konuşulan Erdoğan –Büyükanıt görüşmesi ile ordu, AKP mutabakatı sağlandı. Tam üç ay boyunca “Operasyon yapalım, yapmalıyız” tartışmaları ekseninde yürütülen psikolojik özel savaş ile geçti ve nitekim hava operasyonları sonbaharda başladı. 
   

Elli savaş uçağı ve bütün medya silahları kullanılarak yapılan bu yirmi beşinci harekât, sorunun kaçınılmaz çözümünü engellemeyi amaçlıyordu. Askeri olmanın ötesinde psikolojik olduğunu hatırlatalım. Evet, “siyasallaşma tamamlandı, legalleşme süreci devam ediyor” diyordu o günlerde, Büyükanıt mealen. Yani çok açık olarak sorunun siyasi çözümüne karşı duruluyor ve legalleşme yani yasallaşma da sanki yanlış ve kötü bir durummuş gibi yansıtılıyordu. Hava operasyonları ve sınıra yığınak devam etti, çılgın bir hesapla, kışın ortasında kara harekâtı başlatıldı. Taşlar yerinden oynadı. Harekât hezimet ile sonuçlanınca, kirli ittifak difüzyona uğradı.
    

Ordu eski politik egemenlik konumunu, toplumsal bağlarını hızla kaybetmenin telaşıyla ve tabii Kürt Hareketine karşı aldığı bazı vaatler karşılığı, AKP ile kirli bir savaş ittifakına girdi. Tarafların bir birini kullanmaya çalıştığı bu ittifak, kara operasyonuyla fiilen kadük oldu. Ordu eski konumunu savaşı tırmandırarak yakalayacağı hesabında. Ayrıca Büyükanıt gibi, özel savaşla, derin devletle özdeşleşmiş bir ismin, Genelkurmay Başkanlığı, büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmak üzere, yani “son dakikalara ne sığdırabilirim”in pervasızlığı da var. AKP devleti ele geçirme planlarını uygularken, kendisini kabul ettirmeyi, PKK’ye karşı, savaşı tırmandırmak da buldu. Tabii, AKP’yi bitirme startını vermelerinin önemli bazı sebepleri vardır; Kürdistan’da vaadi ettiği “kazanımları” sunamadığı gibi hızla teşhir oldu ve kaybetmenin sembolü haline geldi. Yine çokça sarıldığı AB kartını, amacına ulaşmada basit bir araç olarak kullanmaya çalıştığı ortaya çıktı ve daha mühimi ABD’ye verdiği sözlere rağmen, bölge ülkeleriyle, özellikle İran ile ABD karşısında elini güçlendirmeye dönük çabalar içine girdi, kara harekâtıyla bunu bir adım ileri taşıyarak, Güney Kürdistan’ın stratejik noktalarını işgal etmeye kalkıştı. Bu noktadan sonra çırpınışları beyhudedir; çünkü bitirilmesi çok temel sebeplere dayanıyor, artık kapatılıp kapatılmaması da önemini yitirmiştir. Ordu ile yeni bir maceraya hazırlanıyorlar, yeni kozu; PKK’ye karşı Güney Kürtlerini ve merkezi Irak hükümetini “ayartabilirim” söylemidir.
      

 ABD, stratejik yaklaşımını terk etmemiştir, Bush yönetimi son aylarında dengeleri alt-üst edecek yeni bir düzenlemeye gitmez. İran-Türkiye ittifakı tam hız devam ediyor ve ortak bir harekâta hazırlandıkları da açık. Tek değişiklik olarak sunulan KDP ile ilişkilerdir. Bu nevi kendine münhasır ilişkiye, daha yakından bakmakta yarar var. MGK toplantısı ardından basına verilen brifing ve görüşme ile eş zamanlı gerçekleştirilen ve oldukçada abartılarak gündemleştirilen hava operasyonu arasındaki bağlantıyı açıklayabilmek önemli. C.Çandar bombalamayı, “Ordunun MGK toplantısındaki muhalefet şerhini ortaya koyuyor” şeklinde yorumlamış, elbette yanlış; zira halen MGK toplantılarının hâkimi TSK’dir, Onlara rağmen bir karar zordur. Ve zaten Büyükanıt’ın, İsrail’in kuruluş gecesinde söyledikleri de ordunun KDP ile ilişkilenmeye onay verdiğini yani AKP ile ortak çalışmaları olduğunu gösteriyor. Burada AKP’nin, kendini kurtarmak için her yola başvurduğu,  kendini pazarladığı ve orduyu kullanmaya çalıştığı ama ordunun da, “ya tutarsa” mantığıyla zorlama bir konsepte, AKP üzerinden yürürken O’nu kullanmaya çalıştığı anlaşılıyor.
     

ABD’nin kara harekâtını bitirmeye dönük açıklamaları hafızalardadır. ABD, sık sık Türkiye, Irak ve Federe Kürt Hükümetinin ortak çalışmasını dillendirdi. Türkiye, Federe Kürt Hükümeti ile ilişkilenmeye hep karşı çıktı, zira onlardan PKK’ye karşı açık düşmanlık yapmalarını istiyordu. 
    

Şimdi ne değişti. Muhtemelen Türkiye ABD’ye, “tamam biz ilişkilenmeyi kabul ediyoruz” dedi. Ve yine yüksek olasılıkla AKP, Davutoğlu aracılığıyla sürdürdüğü diplomasi sonucu, “Güneyli güçleri kullanılabilir noktaya, en azından çatışmazsa bile, karşıt pozisyona getirebileceği” konusunda orduyu ikna etti. Orduda, Şiddet ve markaj politikasıyla “hizaya getirebileceği” hesabıyla harekete geçti. Bence karanlık, karmaşık ve tüm güçler için risk oranı çok yüksek bir plan.
   

PKK için, son bombardımanın düşündürdüğü en kötü olasılık ABD, İran, KDP ve Türkiye’nin PKK karşıtlığı ya da konjoktürel bir planda uzlaşmaya vardıkları tehlikesidir. Bu pek de gerçekçi bir olasılık değil. İran, ABD ilişkisi bağlamında ve KDP’nin pozisyonu açısından.
    

Tüm imkânsızları olası kabul ederek, en olumsuz senaryoyu yazarsak: Türkiye, İran ortak kara operasyonu yaptılar diyelim, ABD istihbarat sağlamaya devan etti ve daha da kötüsü Kürtleri iç çatışmanın eşiğine getiren olumsuz bir tutumu Güney Kürtlerine kabul ettirdiler. Doğu ve Güney dâhil olmak üzere, acımasız bir kara ve hava savaşı başladı. Bu haliyle Dersim’i, Serhad’ı, Erzurum’u, Amed’i de kapsamak durumunda… Ne olur biliyor musunuz? PKK, yakın tarihin tecrübeleriyle söyleyelim, direndikçe büyür. Tüm Kürtler intişar halinde olur. Gerilla sayısı on binleri aşar, yüz bine vurur. Tüm kentler savaş alanına döner… Ve bütün açık yürekliğimle söyleyeyim kaybeden Kürtler olmaz… Ve sonuçta yine siyasi çözüm noktasına gelinir, kaçınılmaz olarak, üstelik çok daha zorlaştırılmış koşullarda. Bu revamıdır? Hayır. Bu Türkiye’nin yararına mıdır? Asla! Kimsenin kâbus görmesine gerek yok.
     *

Çözüm; tehlikenin büyüklüğünü gerçekten gören Kürtlerin, demokratik birlik çizgisinde hızla buluşmalarıdır ve eş zamanlı Türkiye demokratik, sol, liberal güçlerinin Kürt Özgürlük Hareketiyle ortak politik platformda örgütlenmeleridir. Bu sadece Türkiye’yi, kendi faşizan hesapları için, uçuruma sürükleyenlerden kurtarmakla sınırlı kalmayacak, bölge halklarının özgülüğüne giden formül olacaktır. Ve bence Kürtlerin Çağrılarını ciddiyetle ele almak ve iyi değerlendirmek gerekir. Zira bu savaşı iliklerine kadar yaşayan onlardır. Hep birlikte ve daha güçlü istersek barış kazanır, buna inanmalıyız.
                                                                                          N.Mehmet Güler
                                                                              
n.mehmetguler@hotmail.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (2 Yazılmış)

  • Gönderen Devrim İnat, 13 Mayıs, 2008 13:45:12
    bence de herkesin en az on beş yıl bu işin ceremesini iliklerine kadar yaşaması gerek.Ki gerçekten kimlerin aramızda olduğu doğru anlaşılsın.kaybedenler hırslarında boğularak kaybeden maskelilerdir.onlar kendilerini gayet iyi bilir.kazanan biz olacağız hiç kimse bunu engelleyemez sefalet teorisi yapanlar da .katiller de .kürt halkını istismara çalışan takkiyeciler de...
  • Gönderen Mesut Fidan, 13 Mayıs, 2008 13:10:26
    Kaybedenlerin kim olduklari bence, bugün artik aramizda olmiyanlardir. Ödedikleri en yüksek bedelle, neye erisildi, annelerine, babalarina, kardeslerine sorun. Bugün hala her iki tarafinda karni tok cigirtkanlari, sicak ve rahat yerlerinden, normale göre gayet lüks hayat sartlarindan, gazel okumaya devam etmekteler. Bir de hala bu durumun devam etmesinden kazananclarini yükseltenler, dünyada hayatin tadini cikartanlar var.

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com