Reben Tayyip İle Apê Baran

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 11 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031



Anadolu’nun güney sınırlarında şirin ve görkemli doğasıyla insanı kendine hayran birakan bir yerleşim yeri varmış. Orda, birbirinden farklı dilleri konuşan onlarca halk bir arada yaşarmış. Medya adlı bu köyde insanlar, düşmanlıklardan ve kan dökücülüklerden uzak, mutlu ve huzur içindelermiş. Bir gün, Asya’nın uzak ülkelerinden göçebe atlıların gruplar halinde bu köye akın edişi, her şeyi alt üst etmiş. Medya köyünde taş üstünde taş kalmaz. Kadın, çoluk-çocuk, yaşlı demeden her kes kılıçtan geçirilir. Kurtulanlar ya dağları mesken eder, ya da hayatlarının geriye kalan kısmını firari olarak idame ederlermiş. Barbarlığıyla ünlü bu kavim, zamanla köyün idari yapısını kendi varlığına göre düzenler. Sonra da yıkımında aktör olarak rol aldığı, inşaasında da hiç bir emeği olmadığı köyün adını Güzelyurt imparatorluğu olarak değiştiriverirler. Bu uygulamayla, barbarların hışmına dayanayamayan çaresiz Medyalıların at sırtından yeni inen bu kavimle yüzyıllarca sürecek zorunlu birlikte yaşama serüveni başlar. Ama, zaman geçtikçe artan zulüm ve vahşet, dağları mesken etmiş Medyalıları eski vatanlarına kavuşma özlemiyle buluşturur.

İsyanlar patlak verir. Her isyan kanla bastırılır. Canlara kıyılır, sorunlar çözülürdü. Sorun varsa çözülür; çözüm de imha etmekti. Yok etmekti.

Güzelyurtlular bununla kalmayıp imhayı kolaylaştırmak için Medyalıları bölme ve yönetme metoduyla idare etmeye başladılar. Bunun için, bölge içinde ağalık ve şeyhlik kurumları yaygınlaştırıldı. Böylece otoriteye bağımlılık sağlanmakla beraber; din sömürüsü metoduyla siyasal istemler hep sonraki baharlara ertelenirdi.

Zamanla isyanlar, başkaldırılar, kan ve göz yaşı, Medyalıların bir parçası olmaya başladı. Güzelyurtlular da savaşçılıklarından taviz vermeden yaktılar, yıktılar, yıktılar. Savaş onlar için yaratılmıştı sanki, onlar da savaş için. Ceng, onların gurur kaynağıydı. Kendilerini ifade debilecekleri en iyi arenaydı.

Yüzyıllar sonra Medyalı birileri, bu makus tarihin ters yüz edilebileceğini, köleliğin kader olmadığını dillendirmeye başladı. Çünkü ağa ve şeyhlerin önderliğinde geliştirilen, düzenden kopuşu ifade etmeyen, ulusal ruhu zayıf, bölgesel çıkar istemlerinin ötesine geçmeyen bilimden yoksun isyanlar, düzen içinde boğulmaya mahkum olmuştu her seferinde.
Medyalıların son isyanı başlamıştı artık.

Spartaküs, köleleri arkasına alıp çoktan yola koyulmuştu. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.Güzelyurtlular bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar. O zamana kadar gelişen isyanlar bir kaç haftada bastırılırdı. Kısa vadeli asılsız söylemlerle kandırılan Medyalılar bir türlü kandırılmıyordu artık. Üstelik, ulusal biliçten, insan haklarından ve hepsinden önemlisi bilimden ve barıştan bahsediyorlardı. Bu da savaşa endekslenmiş Güzelyurt sakinlerinin elini ayağını bağlamıştı. Medyalılar, bu sefer nerde yanlış yaptıklarını çok iyi öğrenmiştiler.
Ama gelin görün ki bu sefer de önlerine taş kafa mı taş kafa, hareketleri deve kuşunu andıran Güzelyurt muhtarına takılırlar. Muhtar, Reben Tayyip diye anılır. Sinsi ,uzunca boylu, çatık kaşlı, beyaz tenli, argo konuşan ve kır saçlı biridir. Geliştirdiği din senteziyle toplumun hassas inançlarını okşamasını iyi bilen ve bunu çok iyi kullanan biriydi. Medya’lıları yok saydığı zaman da kendini fazla yormazdı. ‘Bir şeye var diyorsanız vardır; yok diyorsanız yoktur’ belirlemesiyle işin içinden sıvışıverirdi. Deve kuşu misali kafasını kuma gömüyor, sorunu görmüyor ve sorun ortadan kalkıyordu onun için. Bu muhtar, halkın umuduydu.

Muhtarın birinci azası da Medyalı biriydi. O da kurtuluşu Reben Tayyip’te bulmuş eski bir Medyalının torunuydu. Adı da Mirê Dingil idi. Onun görevi de kendisi gibi dingilleri Reben’in saflarına katmaktı. Reben’in yağdanlıklarına bakılırsa Dingil mirimizin bunda pek te başarısız olduğu da söylenemez.

Güneşin eksik olmadığı bu bölgede, çatışmalar da hiç eksik olmazdı. Sınır boylarından gelen haberler, muhtarın idaresini yıktı yıkacaktı. Hazin sona yaklaştığını hisseden sinsi Reben, halkın gözüne pudra sürmek için Güzelyurt’un dışında çareler aramaya koyuldu. Enver Paşa’sına özenmiş olacak ki, kar kış kıyametinde sınır ötelerine bıyıkları henüz terlememiş civanlar yolladı. Ertesi gün Zürriyet ve Zilliyet gazeteleri, akıtılan kanlar üzerine kahramancıklar yaratıyordu. Güzelyurtlular da buna alkış tutuyordu. Aynı dönemlerde Medyalıların ‘kral çıplak’tır eylemleri, Reben Tayyip’in uykularını kaçırmaya başlamıştı. Reben, bu durumda acilen Apê Baran’ı görmesi gerektiğini iyi biliyordu.

Apê Baran, kendi köyünden mezraya sürülmüştü.
Mezrasının ismi de Goma Zengo’ydu

Apê Baran yılların tanıklığını yapmış, köylülerin deyişiyle feleğin çemberinden geçmiş biriydi. Sımsıcak bakışlarıyla, hazır cevap kişiliğiyle köy halkı tarafından sevilen bir bilgeydi. Çaresizlerin çaresi, dertlilerin dermanıydı.

Reben Tayyip, adını bile anmaktan aciz olduğu Goma Zengo’ya doğru yola çıktı. Orda Apê Baran’ı göreceğini bildiği için hazırlığını iyi yapmıştı. Yaklaşan yeni seçimler için son şansını kullanacaktı.

Goma Zengo, güzel bir gün doğuşuyla aydınlanmaya başlamıştı. Dağların eteklerinden görünen parlak güneş ışınları, azgın nehrin içine karışıp Zengo’ya adeta can katıyordu. Apê Baran, kuş cıvıltılarının eksık olmadığı bahçesinde, yaşı on ile on beş arasında değişen çocuklara Mem ile Zîn hikayesini anlatıyordu. Tam bu sırada Reben Tayyip beliriverdi bahçe kapısında. Hayrola Bayram emmi ne anlatıyorsun çocuklara? Apê Baran Reben’i görünce önce şaşırdı. Sonra yaklaşan seçimleri hatırlayınca toparlanıp ‘Merhaba hoşgeldiniz’ dedi ve yer gösterdi. Ve cevabında da gecikmedi: ‘Çocuklara Mem ile Zîn aşkında Beko’nun rolünü anlatacaktım ki; siz sevgili muhtarımızı gördüm’ dedi. Reben, gelir gelmez aldığı bu cevapla neye uğradığını şaşırdı. Apê Baran devam etti: ‘Ayrıca bin yıllık ‘Baran’ı da ‘Bayram’ yaptınız.’ Reben, her zamanki gibi ‘ne farkeder canım!, ha Baran! ha Bayram!’ diye cevap verdi. Bu sözü aklının bir köşesine yazan Apê Baran, ‘beni fazla şaşırtmadınız’ dedi Reben’e dönerek. Sonra bahçenin güneş gören ucuna yönelerek taze bir kaç xıyar kopardı. Reben Tayyip: ‘Nedir onlar emmi?’ diye seslendi. ‘Bu kopardıklarım xıyardır ama sen kabak diyebilirsin.’ Reben, aldığı cevapla kendi söylemleriye yüzleşir gibi oldu ama fazla belli etmedi. Apê Baran: Eee! neymiş sevgili muhtarımızı bu sarp kayalıklara kadar getiren şey? Reben: ‘Teessüf ederim emmi, biz din kardaşı değil miyiz? Et ve tırnak değil miyiz? Ayrıca sizin sorunlarınızla ilgeleniyorum biliyorsunuz. Fırsatçılar aramızda cirit atıyor. Allah’ın izniyle her problemin üstesinden geleceğiz.’ Reben’in konuşması böyle devam edip gidiyordu. Apê Baran söylenenleri bir bir dinledikten sonra: ‘Seçimdem seçime Zengo’yu hatırlıyorsunuz.’ Yanındaki çocukları işaret ederek ‘Hiç bu çocuklardan da mı utanmazsın? İnsan hiç din kardaşını yerinden yurdundan sürer mi? Dilini kültürünü yasaklar mı? Bunun müslümanlıkla bir âlâkâsı var mı? Et ve tırnak gibiyiz diyorsunuz. Doğru, et siz, tırnakta hep biz olduk. Uzadıkça bizi kestiniz. Ayrıca benim tarihim karşısında sen daha dünkü çocuk sayılırsın. Bu işler, inşallah ve maşallahlarla çözülmez. Aklını başına devşir. Bunlara benim de halkımın da karnı tok.’ Reben’in deve bouyundan eser kalmamıştı, ezilip büzülüp küçülmüştü edeta Apê Baran’ın karşısında. Reben doğrularak: ‘biliyorsun bizimkilere dava açıldı. Bu konuda sizinkilerle bir dayanışma sergilemek gerekir.’

Apê Baran bir türlü akıllanmayan Reben’e son dersini vermenin zamanı geldiğini düşündü. Reben’e alaylı bir bakış atıp:
‘Evet sevgili muhtarımız.’
‘Siz bu dava var diyorsanız vardır, yok diyorsanız yoktur. Gel sen bu davayı yok say gitsin’
Reben: ‘Olur mu hiç emmi?’
Apê Baran: ‘Olur olur. Beş bin yıllık tarihi olan Medyalıları yok sayıyorsun da beş haftalık bir davayı mı yok saymıyorsun?’
‘Hey lo! muxtaro Rebeno’

yahoo.fr @gunduz91sbglutece

Kurdî : Türkçe
Reben: Zavallı, biçare, miskin
Gome: Mezra, kom
Apo: Amca
Mîr: bey, emir

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen zorbes, 17 Mayıs, 2008 18:48:15
    bir konu ancak bu kadar güzel anlatılır eline düşüncene ve kalemine sağlık

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com