E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Özgür Seçim Platformu /İrfan Babaoğlu
- DTP batıda sol adayları destekleyecek
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- Çete lideri: Ergenekon Erdoğan’a suikast düzenleyecekti
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
- Sonbahar.../ Şerif Kaplan
- DELIL DILANAR PARIS’TE!
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Türkiye’de faaliyet yürüten mevcut İslami örgütlenmelerin tarikat mı yoksa cemaat mi oldukları üzerinde yapılan tartışmalar uzun zamandan beri devam etmektedir. Özellikle İslamcı entellektüeller arasında da tartışma konusu olan bu durum, İslam’ın gerçek durumu üzerinde çok önemli bir değişiklik yaratmamaktadır. İslami kökenli tarikatların tarihsel kökenleri binli yıllara kadar gider. Daha çok tasavvuf felsefesinin ön plana çıktığı dini bir yorumlamayı içerse de kendi tarihsel koşulları içerisinde dönemin politik koşullarıyla da ilişkilidir. Her tarikatın ortaya çıktığı bölgenin veya ülkenin dönemsel politik koşulları dikkate alındığında sorunun arka planında sosyopolitik faktörlerin olduğunu görebiliriz.
Ancak toplumların ekonomik, sosyal ve politik gelişmelerine paralel olarak tarikatların tarihsel işlevlerinde ciddi bir kısım değişiklikler yaşandı. Sorunların kaynağını daha çok tasavvufta arayan tarikatlar aynı zamanda örgütlenme merkezleri olarak ön plana çıktılar. Tarikatların örgütlenme biçimi, hiyareşik yapısı, mürit-cemaat-şeyh ilişkisi, toplumsal sorunlara bakış açısı, dinsel konuların yorumlanış tarzı vs zamanla değişmeye başladı.
Tarikatlar gelişip yaygınlaştıkça onlarca alt kollara bölündüler. Her bölgede birbirinin devamı veya tamamlayıcısı durumunda olan aynı tarikata bağımlı farklı alt kollar oluştu. Böylece tarikatlar bir biçimiyle bölgesel güç haline geldiler. Örneğin Nakşibendî tarikatının onlarca alt kolu bulunmaktadır. Bunlar arasında temel bazı benzerlikler olmakla birlikte aralarından çok önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Her ülkenin sosyokültürel değerleri, tarikatların alt kolları üzerinde önemli etkiler yarattı. Böylece tarikatların ilk ortaya çıkışları ile yüzyıllar sonrası dönemdeki aynı tarikat geleneğinden gelen alt kolları arasındaki farklılıklar arttı. Ekonominin, bilimin, teknolojinin insan yaşam değerleri üzerinde yarattığı müthiş değişim, zorunlu olarak tarikat geleneğinden gelen İslamcı grupları da etkiledi. Böylece tarikatlar statik, değişmeyen durağan örgütler olarak kalamadılar. Değişmez görünmekle birlikte fiilen değiştiler. Bu bakımdan tarikat kavramı tarihsel gelişme evrimi içinde farklılaştı ve tarikat ile birlikte ‘cemaat’ kavramı kullanılmaya başlandı. İslami cemaatler ise tarikatların bir devamı veya dönemin ekonomik-politik koşullarına uyarlanmış farklı bir versiyonu olarak değerlendirilebilir. Cemaatleri bir bakıma ‘modernite’nin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Tarikat geleneğinden farklı olarak cemaatlerin dünyadaki ve tek tek ülkelerdeki politik sorunlarla çok daha iç içe olduklarını ve hatta kendilerine özgü stratejiler oluşturdukları, politikalar geliştirdiklerini görebiliyoruz. Cemaatler tasavvuf felsefesine vurgu yapmakla birlikte aslında politik yönelimleri fiilen ön plana çıkmaktadır. İslamın politik bir iktidar gücü olması gerektiğini söyleyen cemaatlerin örgütlenme perspektifi de değişmektedir. Ekonomi, politika, toplum, moral değerler ve hatta dini alanda yapılan değerlendirmelerin birçoğunda devlet-iktidar ilişkisi ön plana çıkmaktadır, bu bakımdan İslamcı cemaatlerin devletle ilişkilenişleri çok daha güncel ve aktiftir.
Tarikat, cemaat ve bunlar arasındaki ilişkinin en çok tartışıldığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Bu bakımdan tarihsel gelişmelerin öncelikle ön plana çıkartıldığı dini içerikli cemaatler Türkiye’nin sosyoekonomik-politik bir gerçeğidir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri var olan cemaatlerin toplumsal etki gücü oldukça fazladır. Toplumsal ilişkileri ve özellikle devlet-iktidar ilişkilerinde etkili olan cemaatler, aynı zamanda felsefe, teoloji ve tarih gibi temel unsurları içine alan sosyolojik bir olgudur.
Türkiye’nin kendi özgün koşulları incelendiğinde İslamcı cemaatlerin farklı versyonları olduğunu görmekteyiz. Bunların birinci grup, tarihsel olarak kendilerinin tarikat geleneğinden geldiklerini ileri sürerler. Yani ortaya çıkışlarını daha çok geçmiş tarikatlara dayandırırlar. Özellikle Nakşibendî tarikatı ile ilişkilenirler. Örneğin İskenderpaşa cemaati, Süleymancılık ve Işıkçılık cemaatleri kendilerini öyle tanımlar. Bu grupta şeyh olgusu oldukça önemlidir, resmi olmamakla birlikte cemaat liderliği, şeyh öldükten sonra onun yakın bir akrabasına geçmektedir. Halef-selef ilişkisi gelenekselleştirilmiş olup şeyhin akrabalık ilişkisine göre oluşmaktadır.
İkinci grup ise Saidi Nursi tarafından kurulan Nurcu cemaatidir. Anadolu’nun tarihsel sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkan Nurcu cemaati kendisini özel bir tarikatla ilişkilendirmez. Bunun devamı ise bir biçimiyle Neo-Nurcular olarak tanımlanan Fehtullah Gülen cemaatidir. Nurcu cemaatinde, şeyh kavramı pek kullanılmaz. Cemaatin liderliğinin devamında akrabalık ilişkisi ön plana çıkmaz ve halef-selef ilişkisi yoktur. Türkiye’nin bugünkü sosyoekonomik koşullarının ürünü olan cemaatlerin çok büyük bir kısmı Kemalizm’in pozitivist ve Batı eksenli modernite anlayışına karşı çıkmakla birlikte, Kemalizm’in modernite anlayışının da etkilerini görebiliriz. Dünyanın değişken ekonomik ve sosyal koşullarına kendilerini hızla uyarlayan cemaatler, küreselleşme sürecine de önemli oranda adapte olmuş durumdadırlar. Bir bakıma küreselleşen İslam’ın cemaat örgütleri olarak toplumsal süreci etkilemeye ve yönlendirmeye çalışmaktadırlar.
Türkiye’de politik İslam ile cemaatler birbirine bağımlı iki kavram. Cemaatler politik İslam’ın toplumsal gücüdür. İdeolojik gıdaları ise Türk-İslam sentezidir.



Güncel