E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Tarihe damgasını vuran şahsiyetler göz önüne alındığında Kürtlerin İslamiyet’e olan hizmetlerini saymakla bitmez. Selahaddin Eyübi, Fatih’in hocası Molla Gorani, Said-i Kurdi Abdülkadir Geylani ve ismini saymadığımız nice alimler yetiştirdi Kürtler.
Her biri fikirleriyle yaşadığı döneme damgasını vurmuş ve günümüzde saygıyla anılan hatta İslam’a getirdikleri yorumla yüzbinleri peşinden sürükleyen liderlerdi. Saydığımız şahsiyetleri yaşadıkları dönemler itibarıyla değerlendirdiğimizde hiç birinin Kürtlerin ulus olma sürecinde kayda değer bir iz bıraktığı söylenemez. Ulus olma düşüncesi, İslamiyet’in ümmetçi düşüncesi içinde erimiş, yerini din kardeşliği söylemine bırakmıştır.
Bu durumda, saydığımız şahsiyetler’in İslamiyeti algılama ve hayata geçirme noktasında ulus olmuş toplumların din önderleriyle İslamiyet’e bakış açıları arasında derin ayrılıklar görüyoruz. Kürtler, tarihleri boyunca İslamiyeti sadece ve sadece İslamiyet için mi yaşadılar acaba? Türkler dogmanın gücünün farkına varıp, yeni bir sentez yaratarak onu kendi toplumlarına entegre mi ettiler? Veya İslamın sadece kendilerine benzeyen kısmını mı benimsediler ? sorularına vereceğimiz cevaplar, bize İslamı politik veya ümmetçi düşünceyle algılama ve hayata geçirme farklılıklarının ortaya çıkardığı toplum modelini sunar.
Bu saptamalar ışığında, Kürt ve Türk toplumlarından Kürtler, İslam’ın bilgin ve ulema sınıfını oluşturdukları halde, yoğunluklu yaşadıkları bölgelerde hakim unsurlar tarafından din kisvesi altında en çok sömürülen toplumların başında olduğunu görüyoruz. Neden ? İslamiyet Kürtleri teslimiyetçi bir ruha mı büründürdü? Yoksa, Kürtler, İslam’a politik bir rol bieçemediler mi?
Bu anlamda, özellikle Türkiye Cumhurriyet’inin kuruluşundan bu yana yetişen Kürt ulema sınıfının çizgisi incelenmeye değerdir. Bunların içinde, Said-i Kurdi’nin Bitlis’in Nurs köyünden bir Kürt olarak çıkışı, Kürtçeyi neredeyse unutan Said-i Nursi olarak ölmesi, ona bir mezar taşının bile çok görülmesi Türkçülüğün İslama biçtiği değeri ortaya koyuyor. Bu hazin son, aynı zamanda sistemin yörüngede kalması için, emeği ne olursa olsun, insanların sadece bir araç olduğu gerçeğine de vurgu yapıyor.
Bugün, Nurculuğun başını çekenler, Said-i Kurdi sağ iken yüzünü dahi görmek istemediler.
Bunların başında Fettulah Gülen geliyor. Said-i Kurdi, Kürttür diye onunla sağ iken görüşmeyen Fetullah Gülen, bugün ‘o benim gençliğimin gafletidir’ diyerek arkasından timsah gözyaşları döküyor.Gülen, bu savsatayla hiç kimseyi kandıramaz. Gülen, ‘ben İslamı ondan öğrenirim ama kafatasçı olduğum için onun kürtlüğünü kabul etmiyorum’ dese daha onurlu davranmış olur.
Üstadım dedikleri Said-i Kurdi’nin adına bile tahammül edemeyen öğrencileri, onu ‘Said Nursi’ olarak değiştirdiler.
Türklerin İslam’a politik yaklayışını ıspatlayan diğer önemli bir delil de Nur cemaatinin Said-i Kürdi’nin 1960 yılında öldükten sonra yazdığı tüm eserleri tahrif etmeleridir. Bir çok yazılı kaynakta Said-i Kürdi’nin ‘Kürdistan’ olarak bahsettiği bölge ‘Şark vilayetleri’ olarak değiştirilmiştir. Kürt ve Kürdistan ile ilgili ne varsa tahrif edilerek yeniden düzenlenmiş, yeni nesillere ulusal ruhtan koparılmış bir Said Nursi yaratılmıştır. Said-i Kurdi’nin etrafının Kürtlerden çok Türklerden oluşması, zamanla onu Türklerin bir kurtarıcısı rolüne büründürüyor. Türk öğrenciler Said-i’Kurdi’nin Kürt halkı ile olan tüm bağlarını koparıyorlar. Öyle ki Said-i Kurdi, yaşamında üçüncü Sait olarak nitelendirilen 1949 yılı sonrasında Kürtçeyi bile unuttuğunu söylemektedir.
Ne acı değil mi ?
Bugün, Nur cemaati içinde yer alan Kürt öğrenciler, Said-i Kurdi’nin fikirlerini Türklerden öğreniyorlar. ‘Üstad’ın fikirleri, milliyetçilik süzgecinden geçtikten sonra Kürt öğrencilere ulaşıyor. Çünkü, Gülen ve cemaati için ‘Üstad’ Türkleştikçe güzelleşiyor.
Said-i Kurdi ve Kürt sorunu başlıca işlenmesi gereken ayrı bir konudur . Burada değinmek istediğimiz, Türklerin İslam’a biçtiği rol ve kafatasçı zihniyetin aslında İslamiyet ve Türk olmayan alimini sadace bir araç olarak gördüğü ve politik çıkarları ekseninde kullanma gerçeği çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. Daha sonraları bu düşünce, Türk İslam sentezi olarak gelişecek ve 12 eylül 1980 askeri darbesiyle hayata geçirilecekti.
Bu durumda, çıkan tablo gösteriyorki, Kürtlerin Türk medyasında yansıtıldığı gibi ‘Kürt Haması kuruluyor’, ‘Kürtler’ veya ‘PKK şimdi de İslamı kullanıyor’ saçmalıklarıyla bağdaşmadıkları gün gibi ortadadır. İşin garip yanı, medyanın başını çektiği bu ithamlar karşısında hiçbir akâdemisyen ve sosyolog, devlet olmamış toplumların dini kullanma yetilerine sahip olup olmadığını sorgulamadı bile.
Kürtler bu işte sadece kurban oldular, sömürüldüler, yerlerinden yurtlarından oldular. Sahte şeyhler, Kürtlere dini afyon gibi şırıngalayıp uluslaşma sürecini geciktirdiler. Bu da resmi ideolojinin bir ayağı olarak bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından uygulamaya koyuldu. Uzun sözün kısası Kürtler, İslam’ın hamallığını yaptı; kaymağını da Türkler ve Araplar yedi desek abartılı mı davranmış oluruz?
Türkler, on yıllarca uyguladıkları Türk İslam sentezini şimdilerde Kürtlere yamamaya çalışıyorlar.
Çünkü, artık Kürtler yıllardır yaşanan ezilmişliğin nedenlerini, sinsi politikaların kimin eliyle, nasıl yapıldığının farkına vardılar. AKP ‘nin cennet vaatleri ve makarna dağıtma seferberliği hiç bir Kürdü kandırmıyor artık.
Kürt ulusal mücadelesi, bu metodlarla saptırılmaya çalışılıyor. Gölgelenmek isteniyor. Bu söylemler devletin ve AKP hükümetinin Dünya gündemine oturan Kürt sorununda fay hatları açma çabasından başka bir şey değildir.
Ne acı değil mi ?
Biri, dinlerin kutsal mabedi Kudüs’le anılan Selahaddin Eyübi, diğeri ilmi ve felsefesiyle yakın tarihin en karizmatik İslam alimi olan Said-i Kürdi’yi yetiştiren Kürtlerin, İslam adına barış ve kardeşliği savunması bile sakıncalı oluverdi bu günlerde.
Ne acı değil mi ?
Kürt bir imamın Kur-an’ı eline alıp ‘Allah rızası için kardeş kanı dökülmesin’ demesi nerelere çekiliyor. Bu, şu mu demek: Kürtler İslam’ın hamalı, Tükler beyidir. Türkler, İslam adına cihad ilan edebilir, türban meselesiyle toplumda gerilimler yaratabilir, asker ve gerilla kanına girebilirler. Kürtler, İslam adına Barış ve kardeşlik isteyemezler öyle mi ? Bu durumda Kürtler dini kullanmış mı oluyorlar ?
Ne acı değil mi bir Kürdün barışı ve kardeşliği savunup potansiyel suçlu sayılması, sonra cezalandırılması, hapsedilmesi ne acı.
İslam’ın Kürde hışmı mıdır bu, yoksa Türk İslam sentezinin yeniden hortlaması mı ?
Şunu herkes çok iyi bilmelidir artık : Kürtler ne devletin ne de dinlerin hamalı değildir. Yobazlık ve kan emiciliği üzerine kurulmuş beyliklere de hiç ihtiyacı yoktur.
KAYNAK
Eski İstanbul Kürtleri, Rohat Alakom,1998, Avesta yayınları, s24,25
Molla Gorani’nin etnik kökeninin Kürt olduğu ilk kez belirtenlerden birisi Osmanlı tarihi konusunda araştırmaları olan Fransız tarihçi F. Babinger’dir
Sadi Nursi ve Kürt Sorunu, Malmisanij,1991,Doz yayınları s.60
Sadi Nursi ve Kürt Sorunu, Malmisanij,1991,Doz yayınları s.23
24 mayıs 2008
gunduz91sbglutece@yahoo.fr
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen esat toraqa, 28 Mayıs, 2008 19:54:51evet malesef her şey çıplaklığıyla ortadadır.islam maskesi altıda kürtlere reva görülen mezalimi kürt şahsiyetlerini veya düşünceleri kulanılarak yapıyorlar.ne acı ki halen kürtlerin bir çoğu bu sömürü politikasını görmüyor yada işine geldiği için dört elle sarılıyor.



