E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- Karayılan bu yıl görevini devrediyor
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Direnişin Belgesi...!
- Kemal Pir'in bilinmeyen fotoğrafları yayınlandı
- Hakim'den şok açıklamalar
- Polis aracında 21 kilo esrar!
- TV 6
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Bir süredir bu şehire ağır bir hava inmişti. Ağır hava sıkılganlaştırıyordu yaşamı. Bu sıkılgan yaşamın ağırlığını yatağa bırakmak umuduyla kendimi bir süreliğine öylecene bırkmıştım ki ‘Penceremin perdesini dalgalandıran rüzgarın’ sesiyle gözlerimi açtım.
Uzakta gelen çan sesleri saatin öğleyi çoktan vurduğunu söylüyordu. Gecenin yorgunluğu ile sarsılmıştı benliğim, içimde bir başka ben uç vermişti, kendim olmadığımı fark ettim.
Hani bazen insan kendisi olmaktan çıkar ya öyle birşeydi benimkiside. 
Ben ben değildim. ‘Penceremin perdesini dalgalandıran rüzgarın’ burarlardan esmediğini, çok uzaklardan, hasretimin düştüğü gülüşlerden geldiğini hissediyordum.
Bir yerlerden tanıdık, güzel, hasret kokan bir şeyler getiriyordu. Sıcak ve özlem kokan yüreğin küçücük avuçları arasında esip geliyordu.
Rüzgarın her dokunuşunda küçücük parmakların ve küçücük tenlerinin kokusunu hissettim yüreğimde.
Mevsimler susmuştu, ayrılıksa çok uzun zamandı... ayrılıklar hep böyle mı uzar, zaman hep böylemi küser insana? Her ayrılık bir başka hüzündür, her hüzün bir başka ayrılıktır.
Bazen her saniyesi bir saat, her saati bir gün, her gün aylar mış gibi geliyor insana.
Uzayan her an sadece yüreğinde özlemi biriktiriyor. Oysa daha yeni başlamıştı yaşam, daha yeni yeni rengini alıyordu yaşam gülüşlerinden, taze, hoş, ılık.
Hüzün zamana yenildi, düşlerimiz bir süreliğine ertelendi.
‘Yokluğun yüreğimin sadık bekçisidir.’ Yokluğunu hissettirmiyor bana sadık bekçimiz. Her şey sen oluyorsun, bense sadece sen oluyorum, sen kokuyorum.
‘Penceremin perdesini dalgalandıran rüzgarın’ sesi ile uyandığımda öğlen saati çoktan vurmuştu.
İşçiler ve öğrenciler yemek molası vermişti.
Ya sen?
Kaç gündür nerelerdesin? Neler yiyor neler içiyorsun?
Nasıldır oralar, nasıl kokar? Hava, güneş? Hani bir tutam güneş, bir tutamda hasret benim için topla.
Ya adı yasaklı topraklarda, yaşamına bir gölge düşse? Ya bir daha seni göremessem...
Ya sana dokunamassam bir daha.
Ya gülüşünü bir daha yaşamasam...
Bilirsin gülüşlerinde alırdı güneş ışığını, dünya öyle aydınlanırdı. Gülüşünle şenlenirdi yaşamım.
Gülüşünle titrerdi yüreğim.
Bilirsin gülüşlerin yoksa yaşamda yoktur. Bilirsin gülüşündür varlığımın nedeni.
Ve gülüşünün yokluğu’ Cehennemin öbür adıdır.’
Bilirsin ‘Gülüşün özgürlüğümdür’.



Güncel