E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
- Karayılan bu yıl görevini devrediyor
- Özgür Seçim Platformu /İrfan Babaoğlu
- Türk ve İran bombardımanı BM gündemine taşınıyor
- Kandil’e 24 saat bombardıman mesaisi
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
böyle bir niyetim yok...
Aşka ve acıya adanmış hayattan, sessizlerin sessizi dilsiz zamandan başka kimseye tutunmak, kimseyle konuşmak da istemiyorum.
ben sadece acıyı elinde bir bıçak gibi tutan ve yaralarından kan yerine acı akan ruhumla içimdeki acıyı paylaşmak, günlerdir gizli gizli çektiğim acımı zehir misali içimdeki boşluğa akıtmak, bedenimi ve ruhumu kanırta kanırta acı deryasında boğulmak istiyorum.
Ben sadece yanıma hayatı ve zamanı almak, kendi içime kaçmak orada ağalayarak ve kanayarak yok olmak istiyorum...
''ben'' kim miyim?
'Adım Günay ama keşke kimse olmasaydım...''
Keşke hiç olmasaydım...
Keşke ağzımda acının tadıyla yaratılmasaydım.
Tanrı hiç acımıyor bana...
Tanrı, kendi rızasıyla verdiği hayatıma hiç acımayarak durmadan ihanet ediyor bana.
Yaralı ve yorgun ruhumu her gün bir başka acıyla yerden yere vuruyor...Kendi içimde yaşamama, hayatın ve zamanın iskelesine bağlanmış olarak kendi halimde kalmama asla izin vermiyor.
Her gün adı sanı duyulmamış bir acıyla yürek kapımı çalıyor; hayatla ve zamanla aramdaki yalnızlık bağını çekip koparıyor ve beni içimden kapı dışarı edip, acının rüzgarında savuruyor.
Nereye düşeceğini bilmeyen bir yaprak gibi ordan oraya sürüklüyor...
Kimse beni tutamıyor. Çünkü, kimse beni görmüyor, duymuyor ve anlamıyor.
Adım Günay ama kimse beni bilmiyor...
Her gün can havliyle bir acıdan ötekine çaresizlik içinde gidip geliyor, koynumda kanlı karanfillerle, kendi içimde ölüp ölüp diriliyorum.
Adım Günay; ama kimse beni bilmiyor, görmüyor, duymuyor ve anlamıyor...
Keşke kimse olmasaydım...Keşke hiç olmasaydım...Keşke, daha hayatın ilk anında dilimi acıyla yakmasaydım.
Keşkelerim yüzünden bugün de yerimde duramıyor, yalnızlık içinde suskun kalamıyorum.
Sesimi kederli bir şarkı gibi dişlerimin arasından çekip çıkarıyor, kalbimi kimsesiz bir pencere gibi ardına kadar açıyor, içimden dışarı taşıyor, aşka ve acıya adanmış hayatı kanayan bir gül gibi yakama takıyor, sessizlerin sessizi dilsiz zamanı da bir sevda türküsü gibi dilime doluyor, yüreğimin başkenti Van'a doğru yola çıkıyorum..
Bugün Vanlı 5 kardeşin acısını paylaşmak; her birinin acısını zehirli bir ok gibi içime saplamak, insan olmanın dayanılmaz ızdırabı, Kürt olmanın derin acısı ve bir şey yapamamın kahredici utancıyla yas tutmak istiyorum...
Bugün; boydan boya kana bulanmış, açlık, yokluk ve yoksullukla kuşatılmış, aşkların ve arzuların şehri Van’da olmak, Gezici ailesinin acısına katılmak istiyorum.
5 çocuğunun 5’ni de; Murat’ı, Metin’i,Orhan’ı,Adil’i ve Kahraman’ıyla 5 can parçasını, 5 dağ aslanını, 5 özgürlük sevdasını bir yıl içinde kaybeden Sebiha Ana’ya sarılmak, yüreğimi yüzünün çizgileri kanla çizilmiş haritasına pusula yapmak istiyorum...
5 çocuğu, pırıl pırıl 5 genci, 5 kardeşi, 5 yoldaşı; 5 kan çiçeğini son bir yıl içinde kirli savaşa kurban veren Sebiha Ana, 3 Haziran tarihli Özgür Politika gazetesinde, ‘yüreğim yanıyor’ diyor ve şöyle devam ediyor:
‘’ Ben onları 9 ay karnımda taşıdım. Büyüttüm. Ne zaman onları düşünsem içimde ateş yanıyor....’’
İçinde ateş yanan bir ana...
Bir yılda 5 çocuğunu birden kaybetmiş, ‘her biri ülke tadında’ 5 evlat yitirmiş, acısını iğne deliğinden geçirir gibi yüreğinden geçirmiş; evlatları Murat, Metin, Orhan, Adil ve Kahraman’la birlikte devrilmiş, kolları açık kalmış bir ana....
Ve, uzak kalmış topraklar, yarım kalmış sevdalar, yaşanmamış hayatlar ve yitip gitmiş hayaller arasından seslenen bir şair; yüreği dinamit kuyusu bir namus işçisi...
Ve çocuk ölüleri...
Parçalanmışlar...daha süt kokuyorlar...
Ve anne ölüleri.
incecikten gencecikten...
Açık hepsinin de gözleri...
Halkım benim....’
Ve, keşke hiç olmasaydım diyen bir yazar...
Kelimeler kaleminden kanlı gölgeler gibi oluk oluk akan, hayatı cam kırıkları gibi etrafa dağılan, aşka ve acıya adanmış hayattan ve sessizlerin sessizi dilsiz zamandan başka kimseye tutunamayan, Tanrı’nın acımadığı ve durmadan kanattığı, kanatarak ihanet ettiği bir yazar...
Adı Günay ama kimse bilmiyor.
Keşke kimse olmasaydım, keşke hiç olmasaydım, keşke ağzımda acının tadıyla yaratılmasaydım diyor...
Ülkesinden uzaklarda yaşıyor ve artık acı ona yetmiyor....
06.06.08
Yorum Yaz
Yorumlar (3 Yazılmış)
-
Gönderen UğuR, 10 Haziran, 2008 20:37:25Çok Güzel Tşkler Devamını ßekLiyoruz:)
-
Gönderen Lokman, 09 Haziran, 2008 13:55:20bu yazıyı okurken ağlamamak için kendimi zor tuttum oysa bir diken, birine battığı zaman herkes bundan üzüntü duyması gerekiyor.acılar evrenseldir, acılar birdir ve yurekler birdir. dolayısıyla bir insanın acılarını,hüzünlerini ve sevinçlerini paylaşmak gerekiyor. böyle bir konuyu yazdığınız için teşekkür ederim.kaleminize sağlık.
-
Gönderen aysel, 07 Haziran, 2008 15:36:51merhaba sayın aslan dünkü yazınızı bugun okudum gözyaşlarımla okudum dugularıma o kadar ya kındınz ki aynı acıyı paylaşmak bu olsa gerek dedim kendime. öyle güzel dile almışsınız ki bir çok kürdün içine akıttıgı sesizligi kanayan yarası sayın aslan duygularınızda yanızdeyilsiniz. saygılarla



Güncel