E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
- Karayılan bu yıl görevini devrediyor
- Türk ve İran bombardımanı BM gündemine taşınıyor
- Kandil’e 24 saat bombardıman mesaisi
- Özgür Seçim Platformu /İrfan Babaoğlu
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Tarihe ve tarihi süreçlere canlı, akışkan, görece değişken bir olgu olarak bakmak gerekir. Tarihi olay ve olguları değerlendirmek özünde bugünün sorunlarına bir çözüm arama perspektifi ile olursa doğruya yakın bazı saptamalarda bulunabiliriz. Diyalektik bakış açısı ve yorum tarzı bu konuda bize yardımcı olacaktır.
Tarihe bakışımız ve yorumlarımız felsefik tutumumuzla yakından ilgilidir. Bilinir ki her sınıfın, farklı sosyal grupların dünya bakışı, felsefeleri farklıdır. Bu farklılığı kişinin bireysel psikolojik durumundan, devrimci demokratik rol ve görevler bakımından ve bulunduğu statüye kadar da değişkenlik gösterebilir. O halde, bu kişi ve grupların tarihi olayları ve süreçleri değerlendirmeleri de farklıdır. Bugün ve gelecek için devrimci demokratik bir eylem programı olmayanların, ya da böyle bir örgütsel siyasal konum içinde olmayanların, özellikle etkisi günümüze dek süren yakın geçmişle ilgili değerlendirmeleri diyalektiksel olamıyor. Durgun bakış açısı ile yeni bir şey sunulamıyor. Böyle bir bakış şimdiki sorunlara bir çözüm öneremediği gibi, genç kuşaklar için bir ders, bir deneyim de sunmaktan uzak oluyor.
Tarih değerlendirilirken şu diyalektik saptamaya da dikkat çekmek isterim: Tarih günümüzde gizli, biz tarihin başlangıcında gizliyiz. Böylelikle dün ve bugün aslında iç içe geçmiş bir durumda, karışık değil, kendi karmaşık örgüsü içinde bulunan bir durumdur.
Etkisi bugün de devam eden ve Türkiye devrimci demokratik hareketinde önemli bir yeri olan 68 süreci bugünlerde, her yıl olduğunda daha fazla tartışma konusu oldu. Tartışma konusu olmasında şaşılacak bir şey de yoktur. Çünkü Türkiye devrimci demokrasi hareketinin önemli ittifakı olan Kürt demokrasi hareketi Türkiye devriminin motor gücü olmuş bulunmaktadır. Deyim yerindeyse devrim dalgası doğudan yükselmektedir. “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diyerek son nefesini veren Denizlerin bu sesi aslında son nefesi değil, devrimin veya hiç yapılmamış demokratik devrimin bayrağını Kürt kardeşlerine devrettiğinin de ilk ilanı oluyordu. 68 yılı nasıl başlamışsa başlasın, ister ulusal güdüyle ister Kemalist etkiyle ama 2–3 üç yıl içinde sol devrimci ve antiemperyalist bir karaktere büründüğü de doğru bir tarih yorumudur. Bu devrimde Kürt devrimci gençlerinin de katkısı görmezlikten gelinemez. Devrim diyen Kürt gençlerinin, Ömer Ayna örneğinde olduğu gibi, Türkiye devrimci hareketinde hareket ve heyecan duymaları sonucu 68 hareketinde ve devrimci çıkışında bir değişim ve dönüşüme neden oldukları da bir tarihi gerçektir. Egemen oligarşik yapı hala da bu durumdan rahatsızlık duymaktadır. Öyle ki 2008 yılı koşullarında bile, az da olsa bir tarih hatırlatması yapan, “hatırla sevgili” dizisinde Denizlerin son sözüne müdahale etmeleri nasıl açıklanır başka.
68 tartışan ve tartıştıran doğudan gelen bu devrimci dalgadır.
Önemli olan bizlerin, Denizlerin ardıllarının bu tartışmalarda nasıl tavır takınmamızdır. Bu tartışmalardan kendimize ve yeni nesillere nasıl bir sonuç çıkaracağımızdır. İşin diğer tarafında da egemen güçlerin de bu tartışmaların içinde heyecanla yer aldıklarını görmekteyiz. Onlar da tıpkı che’de denedikleri gibi, Denizleri de birer ticari sembol, içeriksiz bir kahraman, yapma peşindeler. Apolitik hale getirilmiş gençler için bir idol yaratma peşindeler. Oysa aynı egemenler tarihe dönüp bakmazlar ve yaptıklarının samimi bir özeleştirisini vermekten uzaktırlar. O halde biz emekçi bakışa sahip olan devrimci ve demokratların bakışı ve değerlendirmeleri önem kazanmaktadır. Denizler şahsında bir dönemi temsil eden Devrimci kahramanları tarihte hak ettikleri yere oturtmak ve onları günümüz mücadelesi içinde yaşatmak tarihi bir misyon olmalı.
Şimdiki mücadelede Denizlerin idealleri yaşamaktadır. 68’in devrimci heyecanının 2008lerde Kürt demokrasi hareketinde devam ettiğini görmek gerekiyor.
Doğrusu da budur. Çünkü 68–71 arası dönem Türkiye’de FKF ile başlayan tartışmaların Vartinik’te, Nurhaklarda sonlanan süreç ile bir dönüşüme uğradığı bir gerçekse, 12 Mart zindanlarında yoğunlaşan devrimci fikirlerin dünya ulusal kurtuluş deneyimleri ve sosyalist sistemden etkilenmelerini de içine alarak 70’li yılların devrimci yükselişine götürmesi ve ardından Kürt dinamiğinin daha fazla devreye girmesi de bir gerçektir. Tüm bunlar tarihin hep o akışkan, canlı ve değişen dönüşen özelliği ile açıklanır.
Şunu da vurgulamak gerekir ki; Bir hareketin karakteri, özelliği ve rolü içinde doğduğu ortama ve koşullara göre değişir. Şimdi Denizlerin yolu Ergenekon’a çıkar veya ulusalcılığa çıkar diye değerlendiren yazarlarımızın bu konuda tarihi diyalektik ilkeye göre yorumlamadıkları ortaya çıkıyor. Denizler şahsında ifade edilen 68 ruhu ile şimdilerde adı Ergenekon la özdeşleşen İlhan Selçuk ile Doğu Perinçek asla aynı kulvarlarda olamazlar ve olmadılar da.
Denizleri ve o dönemin romantik devrimcilerini bir an 2000’li yıllar ortamında olduklarını varsayalım. Onların tavrı doğudan yükselen devrim ve demokrasi dalgasına karşı nasıl olurdu? Ordunun sınır içi ve sınır ötesi operasyonlarını nasıl değerlendirirlerdi? Katledilen, faili meçhule giden binlerce insanın durumunu, boşaltılan köyleri, yerinden yurdundan edilen milyonlarca Kürt yurttaşın dramatik durumunu nasıl izah ederlerdi?
Şurası bir gerçektir ki, onlar içinde bulunduğu toplu durumu iyi tahlil ettiler. Belki henüz tüm yanları ile olgunlaşmamış durumlar vardı. Tecrübe eksikti. İç dinamik fazla gelişkin değildi ama onlar içinde bulundukları ortama göre en devrimci tavırlarını cesaretle ortaya koydular. Onlara tarihsel kişilik kazandıran da bu yanları oldu. Şimdi de onun ardıllarından beklenen 21 yüzyıl Türkiye’sinde aynı cesaretli devrimci özellikleri sergilemektir. Bu açıdan diyoruz ve iddia ediyoruz ki Denizlerin yolu yeni yeni devrimlere çıkar ve çıktı da. İbrahimler, Hakiler, Kemaller, Mazlumlar Denizlerin birer ardılı olarak onların yarım bıraktıklarını tamamlamak üzere yola çıktılar.
Ama siz, Denizleri Ergenekon’a çıkaran adı lazım olmayan yazarçizerler, sizin bu tarihi gelişmeler karşısındaki tavrınız nedir? Bunu merak da etmiyoruz. Sizler adınızı bu yaşananlara karşı devrimci tarihi görevini yerine getirmekle değil, Denizleri ve onların eylemlerini dar değerlendirmelerinizle duyurmayı kısmen de olsa başarmış olabilirsiniz. Bugünden sonra 68’ler daha fazla değerlendirilecektir. Daha fazla Türkiye halklarının gündeminde olacaktır. Çünkü onlar Türkiye demokrasi mücadelesinde önemli bir dönemeçtirler, önemli bir deneyimdirler. Bugün bu deneyim çok daha ileri boyutlarda onların mirasını temsil etmektedir.
a_irba@yahoo.com



Güncel