E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Özgür Seçim Platformu /İrfan Babaoğlu
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- Karayılan bu yıl görevini devrediyor
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
- Kandil’e 24 saat bombardıman mesaisi
- Türk ve İran bombardımanı BM gündemine taşınıyor
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Türkiye işçi sınıfının siyasal örgütlenme ve önderlikten yoksun olduğu çok sık yinelediğimiz bir gerçektir. Pekiy işçi sınıfının ekonomik-sendikal örgütlenmesi ve örğütleri açısından durum çok mu farklıdır?
Kuşkusuz siyasal örğütlenme ile sendikal örğütlenmenin içerikleri de işlevleri de farklı. Bütün kapitalist ülkelerde olduğu gibi Türkiyede de milyonlarca işçinin üye olduğu sendikalar var çalışıyorlar. 1982 Anayasa’sının çizdiği dar çerçeveye rağmen toplu sözleşme, grev ve benzeri sendikal haklar kullanılabiliniyor. Ama hem Türkiye de hemde dünyada ekonomik mücadele ve sendikalar da dar bir geçitten geçiyorlar.
’’Sendikalar, özellikle kapitalist gelişmenin başlanğıç dönemlerinde, işçilerin dağınıklık ve çaresizlikten sınıf örgütlerinin ilk biçimlerine geçişini anlatan dev bir adımdı.’’ (Lenin)
Tarihsel süreç içinde sendikaların rol ve işlevleri de değişti. İşçi sınıfının devrimci partisinin ortaya çıkması, sınıf savaşımın birçok ülkede iktidar için savaşım biçimini alması, dünya kapitalist sisteminin iç gelişmeleri, Ekim devrimi ve Sosyalist Blok’un oluşması vb, etkenler sendikal hareketinin farklı sendikal anlayışlar temelinde ayrışmasına neden oldu.
Batı Avrupa ülkelerindeki İngiliz tipi tradeuniyonculukla, Alman Sosyal Demokrat Parti’sinin geliştirdiği reformcu sınıf sendikacılığı anlayışları işçi sınıfının ekonomik koşullarının iyileştirilmesinde yadsınmaz bir rol oynadıkları gibi, sosyal demokrat siyasetlere kitle tabanı sağlamaktada üzerine düşeni yaptılar.
Zamanla, sınıf özelliklerinden de uzaklaşarak bürokratik bir kastlaşmaya ve bozulmaya uğrayan sendikalar emperyalist stabilizasyonla birlikte kapitalist düzenin vazgeçilmez unsurları oldular. Aynı dönemde, Batı Avrupa tipi sendikal örgütlenme ve hareket geleneği olmayan emperyalizme bağımlı ülkelere ise partiler üstü etiketiyle Amerikan tipi gangester sendikacılık ihraç edildi, Türk-İş Amerikalıların öneri ve desteğiyle kurulan bu tipte bir sendikadır.
II.Enternasyonal kökenli pempe sendikacılık hareketi. Evrimleşerek sosyalizmden kesin bir kopuş yaşayan sosyal demokrat partilerin kontrolünde üyelerinin mesleki-kesimsel çıkarlarını, kendilerinin de bir parçası haline geldikleri tekellerin yönetim katlarında ve tekelci karların sağladığı olanaklar ölçüsünde kollayan bir sendikacılığa dönüştü. Avrupa Sendikalar Konfederasyonun bu sendikal hareketin üst örgütlenmesi olduğu söylenebilir.
II. Enternasyonal partileri ise sosyalist ülkelerdeki sendikaların da içinde yer aldığı yeni türden bir sendikacılık anlayışı geliştirmeye koyuldular. Dünya Sendikacılık Konfederasyonu (DSF) ye varan süreç böyle başladı.
Kapitalist ülkelerde Fransa, İtalya, ve kısmen Portekiz de komünist partilerinin yönetiminde ve tabanında etkin olduğu sendikalar sosyalizm hedefini ve sınıf partisinin önderliğini yadsımıyan sendikal örgütlenme örnekleriydiler.
Bu sendikacılık ekolünün de dünyadaki çeşitli sendikalar üzerinde etkisi oldu. 1970’li yılların DİSK’i, DSF çizgisinde bir sendikaydı ve DSF den destek ve güç alıyordu. Bu sonucu sendikacılık ekolü Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalizmin çözülüşünden sonra etkisini önemli ölçülerde yitirdi.
Görüldüğü gibi, artık sendikal hareketin de yaşanmış bir tarihi var. Bu tarih, sendikaların da kuruldukları günden bugüne başkalaşım geçirdiklerini gösteriyor. Ama ne olursa olsun, sendikalar ekonomik savaşımda vazgeçilmeyecek işçi örgütleridir. Bu nedenle, sendikalar sınıf savaşımı ve gelişmesi açısından her zaman önemlidir ve Türkiye sendikacılık hareketinin içinden geçmekte olduğu sürecin somut çözümlemesini yapmak gerekirlidir.
Türkiye’de sendikal hareketin bugün karşı karşıya olduğu birçok sorun var. Bunların en kritik ve ötekilerin de kaynağı olanlarını çekip çıkarmak, onlar üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor.
12 Eylül sonrasının belirğin özelliklerinden biri işçi sınıfının sendikasızlaştırılmasıdır. 12 Eylül den önce Türkiye, sendikalaşma oranının dünya standartlarına göre de oldukça yüksek olduğu ülkelerden biriydi.
1980’de Türkiye’de 733 sendikaya bağlı 5 milyon 721 bin 74 üye işçi olduğu hesaplanıyordu. 1983’de sendikaların sayısı 90’a, sendikalı işçi sayısı ise 1milyon 422bin 271’e düştü.
2007’de ise sendikalı işçi sayısı 1,5 milyonun altında gözüküyor. 1980’den sonra hızla düşüşler artmaktadır. 12 Eylül den sonra işçi sınıfının örgütsüzleştirilme saldırısı olduğu rakamlardan bellidir. İşçi sınıfının sendikasızlaştırılması son derece ciddi boyutlardadır.
Sendikalı işçi sayısındaki düşmenin önemli nedenlerinden biri Eylül rejiminin DİSK ve bağlı sendikalarını kapatmasıdır. Ancak burjuvazi yanlız kapatma ve yasaklama yoluyla değil. Daha birçok önlemle kapsamlı bir sendikasızlaştırma proğramı uyğulamaktadır.
Sendikasızlaştırma siyasetinin en önemli araçlarından biri toplu işten çıkarmalardır. Bunun dışında taşeron eliyle işçi çalıştırma sendika kapsamı dışındaki personel sayısının ve sözleşmeli personel sayısının büyük miktarlarda artırılması, yeni işçi alımında sendika üyesi olmamayı koşul koyma vb.
Bütün çalışanları sarmaya başlayan sendikalaşma eğilimin önünü kesmek istiyorlar. Bugün bu Türkiye’ye özğü bir yöntem değil Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinde durum aşağı yukarı aynıdır. Kapitalizm artı-değer olduğuna göre nerede ucuz işgücü görürse üretimi o ülkede sürdürmektedir.
Sendikalar işçi sınıfının ekonomik- demokratik çıkarların savunması, çalışma koşullarını iyileştirme savaşımı vermesi gereken örgütlerdir. Sermaye ile emeğin karşılıklı ilişkilerinin savaşım-uzlaşma çerçevesinde düzenlenmesinde emek cephesini temsil eden, legal kitlesel kuruluşlardır. Sendikalar işçilerin ekonomik savaşım aracı olduğu için sınıf örgütleridir, bu savaşımı düzenin kuralları içinde ve sonunda uzlaşmaya yürütmek zorunda oldukları için düzeniçi örgütlerdir.
’’Sendikalar yanlız sermayeye karşı acil mücadeleye dikkat çevirmemeli, işçi sınıfının genel siyasal ve toplumsal hareketlerinden uzak kalmamalıdır. Dar amaçlar gütmemeli, fakat milyonlarca ezilen işçinin kurtuluşu için mücedele etmelidirler. Üstelik, tarihi tecrübe, siyasal özgürlüklerin yokluğunun veya proletaryanın haklarının kısıtlamasının proleteryaya, zorunlu olarak siyasal mücadeleyi daima ön plana koydurtuğunu göstermektedir’’.(Lenin)
Türkiye de sendikalar hiç bir görevini yerine getirememektedir. İster DİSK, Türk-iş, ister Hak-iş olsun normal toplu sözleşme görevlerini dahi yapmamaktalar, birini birine alternatif gösteremezsin, Eylül sonrası tamamen Hükümetin MGK’nun emrinde hizmet etmekteler, bazen tabanın zorlamasıyla alanlara inselerde sonra geri adım atabilmekteler. Bu durumda da işçilerin sendika yöneticilerine karşı haklı olarak güvensizlik gelişmiştir. Alternatif sendikalar yoksa ne yapmalıyız bekleyecekmiyiz? Tabiki hayır komünistler olarak en gerici sendikalarda en gerici partilerin içerisine girerek çalışmalarımızı göstererek işçileri ve sendikaları devrimcileştirmeye çalışmalıyız. O alanları burjuvaziye ve gericilere teslim etmemeliyiz.
’’O halde işçiler bu dayanılmaz durumdan kurtulmaya, toplumda kendilerine daha iyi daha insanca bir yer sağlamaya çalışmalıdırlar. Bunu da ancak kendilerini sömüren burjuvazinin çıkarlarına saldırarak yapabilirler.’’ ( Engels, sendikalar üzerine)
Bu durumda emek cephesi ne yapması gereklidir. Başta işyerlerinde çalışan sosyalist işçiler sendikasız çalışan arkadaşlarını sendikalı olma yönünde örgütlemelidir. Ayrıca diger işkolarında çalışan sosyalist işçilerle birlikte komiteler oluşturarak, sendika yöneticilerine karşı muhalefeti örgütlü bir biçimde sürdürerek sendika yönetimlerini ele geçirmek, yerel yönetimler den ilişkiye geçip konfederasyona doğru örgütlü mücadeleyi geliştirmek olmalıdır. Bu her sosyalist sınıf bilinçli işçinin yapma zorunluluğu görevi olmalıdır.
Sendikal savaşımda genel ve tüm sınıfı kapsayan hedeflerin öne çıkarılması gerekiyor, her iş kolunun, hatta her işyerinin kendine özgü sorunları olabilir ve vardır. Toplu sözleşme ve savaşımda tabanın söz ve karar sahibi olması, tam katılımlı ilkeleri çerçevesinde yerel ve özel istemlerde gündeme getirirler. Bu gelişme sınıf sendikacılığınının da, işyeri sendikacılığından, işçi sınıfının işkolu ve ulusal düzeydeki istemlerini formüle eden onlar için mücadele eden bir sendikacılık anlayışına geçmesini gerektiriyor.
’’Kitle hareketinin gerisinde kalıyorsak, hala yeterince geniş, çarpıcı ve çabuk bir biçimde, tüm utanılacak haksızlıkları açığa vurmayı örgütleyememiş olduğumuz için kendimizi suçlamalıyız.’’ (Lenin, sendikalar üzerine)
Üreten biziz yönetende biz olacağız.



Güncel