E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Tarihin en büyük 10 komplo teorisi
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
20 günlük hücre cezası 10. güne ulaşan Öcalan, Ergenekon operasyonunu değerlendirdi. Öcalan, 'Operasyon Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Ergenekoncular Rusya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok' dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir araya geldi. Edinilen bilgilere göre, Öcalan, görüşmede kendisine verilen 20 günlük 9. hücre cezasının 2 Temmuz tarihi itibariyle yürürlüğe girdiğini söyledi. Öcalan, 'Hücre cezalarıyla ilgili bir çerçevenin belirlenmesi lazım. Bunun araştırılması gerekiyor, tecrübeli hukukçuların gündemine bunu almaları gerekiyor. Benim fikirlerimi tartışmanın, konuşma hakkımın çerçevesi nedir? Bunun belirlenmesi lazım. Sekizinci hücre cezası uygulanıyor. Bu böyle devam etmez. Her söylediğime hücre cezası veriyorlar. Hangi yönetmelik uygulanacaksa bilmek lazım. Bunun koşullarının yönetmelikte belirlenmesi lazım. Duruma açıklık getirilmelidir, biz de bunu bilelim. Benim talimat verdiğimi iddia ediyorlar. Hayır, ben talimat vermiyorum, talimata ihtiyacım yok. Kaldı ki PKK'nin benim talimatlarıma ihtiyacı yok, kendine yeter. Ayrıca ben demokrat bir insanım, talimat vermem. İlgili tüm kurum ve kişilerin tabii CPT'nin de bu konu üzerinde durması lazım. AİHM daha önce ihtiyati tedbir kararı vermişti. Burada mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararına aykırı davranılıyor, bunu böyle bilmek lazım. Benim buradaki durumumla ilgili ne düşünülebilir. Susturulmaya çalışıldığım değerlendirilmeleri yapılıyordur.' diye konuştu.
Devlette hakkımda iki görüş var
Öcalan, hücre cezalarının arkasında yatan mantığı şu şekilde analiz etti: 'Talabani, sanıyorum ta 2003'te, 'Apo, İmralı'da böyle konuştuğu müddetçe biz işimizi başaramayız, projemizi gerçekleştiremeyiz' diyordu. Sanıyorum hedeflerine ulaşmaları için benim susturulmam gerekiyor diye düşünüyorlar. Bir ara Aytaç Yalman da 'Apo'yu teslim almamız, Güneyli güçlerin işine geldi' demişti. Güneyli önderlerin güçlendirilmesi için benim susturulmam gerekiyordu. Osman-Botan onlar ayrıldılar ve bunun için çok pervasızca konuşuyorlardı. Onlar, Sertaç Bucak gibi bazıları da susturulmak istendiğimi biliyorlardı. Bunların arkalarında güçler vardı, mesela Almanya vardı. Şimdi de sanıyorum benim hakkımda iki farklı görüş var; bazıları, 'Apo'yu tamamen susturalım' diyor, bazıları da 'hayır, bu başkalarının işine gelir' diyor. Bu konular sanıyorum halen tartışılıyor. Benim hakkımda bu konuda tam karar verememiş olmalılar.'
Direk ABD operasyonudur
1 Temmuz itibariyle daha da genişletilen Ergenokon soruşturması ve gözaltılarına değinen Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Ergenekon'da Tolon, Eruygur onlar tutuklandı, Levent Ersöz Rusya'ya kaçtı. Demek ki durum çok ciddi. Bu Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Bunlar Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Rusya'yla bağlantıları ortaya çıktı değil mi, bu yönleriyle tartışılmalıdır. Buraya gelenlerden biri de tutuklanmış. Ben onlarla defalarca görüşmüştüm. Çok katıydılar. Bunlar radikal bir gruptu. Aslında bana bir şeyler söylemek istiyordu, biraz farklıydılar. 2002'den sonra buraya gelmediler. Bu Ergenekon meselesi, bunların arasında hegemonik bir savaş var; Amerika'nın direk yaptığı bir operasyondur. Avrupa ülkeleri de destekliyor. Ergenekon'un durumu, Madanoğlu'nun 12 Mart'taki durumuna benziyor. O darbeyi planlayanlar o gün yine de direnmişlerdi. 9 Mart'ta biraz direndiler, 12 Mart'ta biraz direndiler, 60'ta biraz direnmişlerdi. Ama bunların direnecek güçleri bile yok. Hiç direnemiyorlar değil mi? Güçleri yok. Evet, bunlar hiç direnemiyor. Güçleri azalmış, destekçileri kalmamış, öyle görünüyor.'
Ergenekoncular ABD'ye hizmet ettiler
Öcalan şöyle devam etti: 'Bu Ergenekoncular, otuz yıldır Amerikan karşıtlığı yaptıklarını belirtiyorlar. Hayır, aslında otuz yıldır Amerika'ya hizmet ediyor. Amerika, otuz yıl önce onları hazırlamıştı. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok, hatta AKP bunlardan daha çok Amerika karşıtı! AKP, ABD karşıtıdır demek istemiyorum. Demek istediğim bunlar daha çok Amerika yanlısıdır. Balbay, İlhan Selçuk onlar da gözaltına alındı. İlhan Selçuk, Amerika karşıtıyız diyor aslında hiçbir şey anlamıyor. Amerika'ya nasıl hizmet ettiklerini bilmiyorlar. Doğu Perinçek, Küçük de, bunlar anti Amerikancı değil, Amerikancıdırlar. Ama bunun farkında değiller. Amerika'ya hizmet ettiklerinin farkında değiller. Tabi bu da Amerika'nın doğrudan operasyonudur, destekliyorlar.'
Olaylar etrafımda dönüyor
'Bazı çevreler operasyonu Gladio ile kıyaslıyor ama Gladio'yu NATO kurmuştu, yine NATO temizledi. Bu operasyon ise NATO'yu aşıyor.' diyen Öcalan, 'Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Amerika bu konuda çok katıdır. Erdoğan direniyor değil mi, tabi direniyor. Amerika'nın desteği var. MHP, böyle durumlarda hep tarafsız kalır, yine böyle yapıyor. Kim güçlüyse ondan yana tavır alıyor. Bu bir demokratikleşme adımı da tabi ki değil. Kimse güçlü değerlendiremiyor gelişmeleri. Ben bildiğim için, olayı iyi değerlendiriyorum. Çünkü gırtlağına kadar sonuçlarını biz yaşıyoruz, bu olaylar benim etrafımda dönüyor. Bunun için konuşmamı istemiyorlar, konuşmalarımdan rahatsızlık duyuyorlar. Bu operasyon, ta 1926'da başladı. Mustafa Kemal, İngilizleri önce atlattı, nasıl atlattı, o dönem de tam aydınlatılmamış. 1926'da Mustafa Kemal'i tam kuşatmaya aldılar. Mustafa Kemal'in etrafında bir kadro vardı. Bir ara General Yamak da Mustafa Kemal'in etrafında bir kuşatma olduğunu, kuşatmaya alındığını ifade etmişti. Bu kadro tam olarak kimlerdir, ilişkileri kimlerle var, bunların Çakmak ile ilişkileri nelerdir, İnönü ile ilişkileri nelerdir, Karabekir ile ilişkileri nedir, tam bilinmiyor. Mustafa Kemal'i peygamberleştirmek istediler. Mustafa Kemal, kendisinin peygamberleştirilmesine karşı çıkıyordu.'
Yahudiler Anadolu'da tasfiye yaptı
Öcalan, şu şekilde devam etti: 'Tabi bunlar çok bilinçli yapılıyordu. Mustafa Kemal'in daha sonra İsmet İnönü'ye 'İsmet biz ne yaptık' dediği söyleniyor. Bunu Musul'la bağlantılı gelişen politikalara ilişkin söylüyordu. Çünkü Cumhuriyetle birlikte yeni bir ulus inşa etmek istedi. Bir yeni ulus projesi yürürlüğe girdi. Bu yeni yaratılan Türk, Türk değil. Ben buna 'Türk olmayan Türk' diyorum. Bu ulus projesiyle Kürtleri dışarıda bırakıp düşman hale getirdiler. O dönemde daha Hititler, Sümerlerle ilgili araştırmalar yoktu. Yeni ulus inşa etme sürecinde Sümerleri, Hititleri araştırdılar. Bunlara dayanarak bir şeyler yapmaya çalıştılar. Yine katı bir laiklik anlayışı getirdiler. Bu laiklik anlayışı Türk kültürüne ait değil. Yeni bir 'Türk' yarattılar. Ulus tasarımının İngiltere ve Hollanda'daki bazı örgütlenmeler tarafından ilk temelleri atıldı. Sonra Fransa ve Avusturya'dan bütün Avrupa'ya yayıldı. 16 Mayıs'ta Mustafa Kemal'in çıktığı yerden Kraliçe, İngiliz gemisiyle geliyor. Bunun anlamı şudur; 'Biz varız, siz kontrolümüzdesiniz.' O dönemde yapılan yeni ulus tasarımı, biraz da Yahudilerin bir intikamıydı. Yahudilerin 1492'de İspanya'dan Anadolu'ya sürülmesine karşılık Anadolu'daki Hıristiyanların tasfiyesine yönelik olarak geliştirilmişti. Hiçbir tarihçi bunları tam olarak açıklayamıyor. Ben ise biraz da olsun bunları çözdüm.'
MİT gelişmeleri iyi görüyor
Geçtiğimiz günlerde Abant'ta düzenlenen Kürt sorunu konferansına değinen Öcalan, 'Abant Platformu düzenlendi. Kürt sorunu tartışıldı. Bunu Fethullah Gülen'e yakın olanlar düzenliyor, onların elinde, AKP'nin elinde imkân var demokratikleşme istiyorsa pratiğe yönelik şeyleri kendileri yapabilirler. Bunlar hep teoride kalıyor. Bunların pratikleşmesi önemlidir. Teorisi olup da pratiği olmayan sahtekârdır. Ya da teorisi olup da bunu pratiğe geçirmeyenler hep kullanılıyor, başkaları faydalanıyor onlardan. Ben bunu savunmamda da açımladım. Cevat Öneş, Türkiye'nin demokratikleşmesi gerektiğini belirtiyor. Doğru. Demokratik seçenek en önemli seçenektir. Türkiye'de bu konuyu en iyi araştıran ve çözümleyen, dış dünyayı en iyi anlayan kurum MİT'tir. Mahir Kaynak ve Cevat Öneş bu konuyu en iyi anlayanlardandır. İkisi de MİT kökenlidir ve ikisi de dış gelişmeleri iyi biliyor. Türkiye'nin demokratikleşme ihtiyacı var. Bu Ergenekon'un tasfiyesiyle beraber bir demokratikleşme şeyi de gelişir mi? Evet, belki olabilir. Şartlar müsait. Yeni gelişmeler olabilir. Türkiye'de ılımlı İslam projesi uygulanıyor. Fethullah Gülen onlar da bu konuya önem veriyorlar, onlar da bu konuyu çözmek istiyorlar. Fethullah Gülen'in bölgede faaliyetleri var. Ama halk arasında etkileri yok. Daha çok özel ilişkiler geliştiriyor anladığım kadarıyla. Halk arasında tabanı yoktur.' şeklinde konuştu.
Demokratik kültür yoksa Iraklaşırsınız
Öcalan, gelişmelerin çatı partisine ihtiyaç doğurduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: 'Türkiye'de güçlü bir demokratik seçeneğe ihtiyaç vardır. Onun için Çatı Partisi'nden söz etmiştim. Demokratik seçeneğin netleştirilmesi gerekir. Bunun için kendine güven önemlidir. Demokratik siyaset ve kültür akademisini bunun için tavsiye etmiştim. Akademi için büyük bir yer gerekmez, ağaçlı küçük bir bahçe bile yetebilir. Buradan yetişecek insanların zihnini demokratikleştirmek gerekiyor. Her şeyden önce bir şeyi zihinde bitirmek lazım. Beyin, vücudu idare ediyor. Bir şeyi zihinde bitiremezsen vücudunda cinselliği dahi idare edemezsin. Bundan dolayı önce demokratik kültürü zihinlerde yerleştirmek gerekiyor. Ortadoğu'da eksik olan demokratik kültürdür. Avrupa'nın ileri gitmesinin sebebi budur. Bunlarda muazzam bir tecrübe vardır. İsrail-Filistin boğazlaşmasının nedeni de demokratik kültürün olmayışıdır. Bir arada yaşayamıyorlar. Filistin buna layık mı ki bu çatışma yaşanıyor? Hayır. Ama demokratik kültür yok. AKP'nin kapatılması iyi bir şey mi? Hayır, iyi bir şey değil. Ama demokratik kültür yok. Demokratik kültür olmazsa Iraklaşırsınız. Halkların, Türklerle Kürtlerin birbirleriyle bir sorunları yok. Demokratik kültürün yerleşmesi lazım. Herkes kendi milliyetçiliğini dayatırsa çözüm gelişmez. Tek seçenek demokratik çözümdür. Bu kadar askerin ölümü iyi bir şey midir? Yazık değil mi? Halen sorunun çözümü için üzerime düşeni yapmaya hazırım.'
İlk defa derin sonuçlara ulaştım, bu son savunmam
DTP'nin bu ay içinde ayında yapacağı kongreye de değinen Öcalan, 'Anayasa Mahkemesi DTP'yi büyük ihtimalle kapatacaktır. Sanırım onlar da Kongrelerini yapacaklar. Bunlar önemli süreçler, tabii ki iç sorunlar olacak, iç tartışmalar olacak. Ama en sert tartışmalarda bile bir uzlaşma zeminine imkân tanınmalıdır. Ben savunmamda da belirttim. İki farklı medeniyet arasında bile uzlaşı sağlanabiliyor. DTP'liler de kendi aralarında uzlaşı sağlayabilmelidirler. Kongre'den güçlü bir mesajla çıkabilirler. Kendine güvenen kişiler çalışmalara katılım gösterebilmelidir.' diye konuştu. Hücre günlerinde yeni bir savunma yazdığını ifade eden Öcalan, AİHM'e gönderdiği savunmada kesin ifadelere yer vermediğini belirterek, 'sosyal bilimin doğası gereği öyle olması gerekir, kesin yargılar koyamazsınız' dedi. Öcalan, şunları söyledi: 'Son savunmalarımda ahlak felsefesini de işledim. Son savunmam çok yetkindir. Daha önce hiç böyle yoğunlaşmamıştım. Şu an yazdıklarım da beş yüz sayfayı aştı. Kendimi övmek için söylemiyorum ama Marks'ı aşıyor. Fernand Braudel'in 'siyasi tekel' kavramından da yararlandım. Bu kavram bana epey cesaret verdi. Benim asıl savunmam budur. Bir daha da savunma yazmayı düşünmüyorum. Gerek de yok, bunlar yeterlidir diyebilirim. Hatta bin yıl yeter. Herkes yararlanabilir, bütün ülkelere uyarlanabilir. Al Hindistan'a uygula, al Afrika'ya uygula, al Irak'a, Filistin'e uygula. Ben ilk defa bu kadar derin sonuçlara ulaştım, yoğunlaştım. Bunları bir daha aşacağımı sanmıyorum. Bu savunmama ilişkin eleştirileri de almak istiyorum. Aydınların, birçok çevrenin, örneğin Frank Gunter'in fikirleri önemlidir, Wallerstein'ın görüşlerini merak ediyorum.'
Hala geceleri uyuyamıyorum
Sağlık sorunlarına da değinen Öcalan, 'Sağlığım eskisi gibidir, boğazımdaki sorun devam ediyor. Ondan sesim kısık geliyor. Bir de kimseyle konuşmadığım için olabilir. Sol kulağımdaki çınlama da devam ediyor. Hatta geceleri başımı sola koyduğumda uyuyamıyorum. Bazı ilaçlar kullanıyorum. Herhalde çok ciddi değildir, direniyorum' diye konuştu. Öcalan, sözlerini 'Son dönem hayatını kaybedenlerin, trafik kazası geçiren Kürt siyasetçilerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Yine Raziye Zoğurlu için, ki o aile çok bedel verdi, emekleri çoktur tekrar hepsine başsağlığı diliyorum. Cezaevindeki arkadaşlara, Avrupa'dakilere, halka selamlarımı söylüyorum.' diyerek bitirdi.
İSTANBUL-ANF
9 Temmuz 2008 tarihli Görüşme Notu'dur



Güncel