Türkiye'nin adalet sistemi

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Çok sık tekrarlıyoruz. İnsan hakları ve özgürlüklerini, iki temel güç:

a) Kamuoyu gücü b) Hukuk gücü, korur.
Kamuoyu.

a) İç kamuoyu b) Bölgesel kamuoyu (örneğin Avrupa kamuoyu)

c) Evrensel kamuoyu (tüm dünya) olarak belirtilebilir. Hukuki koruma da, a)maddi yasalar, b)usuller ve

c)mekanizmalar şeklinde tasnif edilebilir.
Hukuk bahsinde:

a) İç hukuk b) Bölgesel hukuk c) Evrensel hukuk ve bunların yarı yargısal kurumları (komite,komisyon) ve yargı kurumları (mahkemeler), o arada belirtilebilir.

Türkiye'nin dahil olduğu Avrupa sisteminin belgelerinde, örneğin, 1949 tarihli Avrupa Konseyi Statüsü'nün (Şart'ının) 3. maddesinde, taraf devletler, hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı olarak insan hakları ve özgürlüklerini garanti ettiklerini ifade ederler.

1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1. maddesinde Sözleşme'de yer alan tüm hakların garanti edildiği vurgulanır.Örneğin 6. maddesi ile adil yargı/yargılanma ilkesi getirilir.Hakları ihlal edilen tüm insanlara 13. madde ile 'etkin soruşturma' garantisi verilir.

İlkesel düzeyde ve özetle,insan haklarının korunması konusunda durum, yukarıdaki gibidir.

Lakin Türkiye'nin adalet sistemi hiç de yukarıdaki ilkelere göre yapılandırılmamış; insan haklarının garantisini imzasıyla veren bir ülke konumunda olmasına karşın, Türkiye, insan hakları ve özgürlüklerini sistematik olarak ihlal etmiştir.

Halen de etmektedir.

Bakın nasıl?

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda yaşanan tartışmalar güncelliğini koruyor.

İnsan haklarının korunabilmesi için, yukarıda da belirtildi; hukukun üstünlüğü ilkesinin kabul edilmiş olması gerekir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlere doktrinde çoğu kez 'hukuk devleti' denir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmemişse o devlet, demokratik devlet olması da mümkün değildir. O nedenle de hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlere yalnızca 'hukuk devleti' değil, 'demokratik hukuk devleti' de denir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlerde yargı, güçler ayrılığı ilkesine göre,üç güçten(yasama, yürütme yargı) birisidir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşam bulması bağımsız ve tarafsız yargıyı şart kılar. Oysa 12 Eylül Anayasası daha baştan yargıyı bağımlı ve taraflı yargı olarak yapılandırmıştır. Ayrı ayrı olması gereken Hakimler ve Savcılar örgütlerini tek çatı altında yeniden örgütlemiştir. Yürütmeye hem mali açıdan (özerk bütçeyi ortadan kaldırmıştır) hem de idari açıdan (Yargıç ve savcıları kendi öz örgütleri değil, yürütme organının parçası olan Adalet Bakanlığı müfettişleri denetlemektedir) bağımlı hale getirmiştir. Yargıçların güvenceleri o arada kürsü güvenceleri de yok edilmiştir. Yargı ideolojik ve siyasi yönlendirmelere açık hale getirilmiştir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndaki son uyuşmazlık, yapısal sorunlardan kaynaklıdır. Sorun, bireysel uyumsuzluk sorunu değildir. Mevcut yapısıyla, kurul toplanıp, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerini seçebilse, Türkiye'nin bağımsız ve tarafsız yargı sorunu, aşılmış mı olacaktır? Öyle mi kabul etmemiz gerekir?

Hayır! Bunu iki gün önce bir işkence davasında gördük. Birtan Altınbaş davası!

Türkiye'nin adalet sistemi budur işte!

Türkiye'nin adalet sistemi, oluşturulan ceza politikası ile ve uygulaması ile adil değildir.

İnsana karşı suçlar yerine mala karşı suçlara karşı işlenen suçlara daha ağır cezalar öngörür. İkinci temel özelliği, devlete karşı suç icad etmiştir ve eylem şart değil; düşünce açıklamalarına ağır cezalar öngörülür. İki kelime için bile tutuklanırsınız. Üç, işkence bir devlet politikası olduğu için cezalandırılmaz. Dört, işkencenin cezasızlığı da o devlet politikasının bir parçasıdır. O nedenle, işkence yapan devlet memurunu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. maddesine göre etkin soruşturmaya tabi tutmaz. Beş, yasadışı bir örgüte üye olduğu zaman vatandaşı için onlarca yıl ağır hapis cezası öngörür, verir, çektirir de; yurttaşını işkence ile öldüren memurunu cezalandırmaya eli varmaz; cezalandırdığı zaman da öngördüğü ceza, on yıldan azdır.
İşkence suçunu işleyen memuruna 16 yıl boyunca tolerans gösteren devlet işkenceye tolerans gösteriyor demektir.
On binlerce işkence mağdurunun bulunduğu bir ülkede, bir tek işkence suçlusu kamu görevlisinin cezaevinde bulunmaması, 'işkenceye sıfır tolerans' sloganının, slogandan ibaret olduğunun kanıtıdır.


Çok sık tekrarlıyoruz. İnsan hakları ve özgürlüklerini, iki temel güç:

a) Kamuoyu gücü b) Hukuk gücü, korur.
Kamuoyu.

a) İç kamuoyu b) Bölgesel kamuoyu (örneğin Avrupa kamuoyu)

c) Evrensel kamuoyu (tüm dünya) olarak belirtilebilir. Hukuki koruma da, a)maddi yasalar, b)usuller ve

c)mekanizmalar şeklinde tasnif edilebilir.
Hukuk bahsinde:

a) İç hukuk b) Bölgesel hukuk c) Evrensel hukuk ve bunların yarı yargısal kurumları (komite,komisyon) ve yargı kurumları (mahkemeler), o arada belirtilebilir.

Türkiye'nin dahil olduğu Avrupa sisteminin belgelerinde, örneğin, 1949 tarihli Avrupa Konseyi Statüsü'nün (Şart'ının) 3. maddesinde, taraf devletler, hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı olarak insan hakları ve özgürlüklerini garanti ettiklerini ifade ederler.

1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1. maddesinde Sözleşme'de yer alan tüm hakların garanti edildiği vurgulanır.Örneğin 6. maddesi ile adil yargı/yargılanma ilkesi getirilir.Hakları ihlal edilen tüm insanlara 13. madde ile 'etkin soruşturma' garantisi verilir.

İlkesel düzeyde ve özetle,insan haklarının korunması konusunda durum, yukarıdaki gibidir.

Lakin Türkiye'nin adalet sistemi hiç de yukarıdaki ilkelere göre yapılandırılmamış; insan haklarının garantisini imzasıyla veren bir ülke konumunda olmasına karşın, Türkiye, insan hakları ve özgürlüklerini sistematik olarak ihlal etmiştir.

Halen de etmektedir.

Bakın nasıl?

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda yaşanan tartışmalar güncelliğini koruyor.

İnsan haklarının korunabilmesi için, yukarıda da belirtildi; hukukun üstünlüğü ilkesinin kabul edilmiş olması gerekir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlere doktrinde çoğu kez 'hukuk devleti' denir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmemişse o devlet, demokratik devlet olması da mümkün değildir. O nedenle de hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlere yalnızca 'hukuk devleti' değil, 'demokratik hukuk devleti' de denir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre örgütlenmiş devletlerde yargı, güçler ayrılığı ilkesine göre,üç güçten(yasama, yürütme yargı) birisidir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşam bulması bağımsız ve tarafsız yargıyı şart kılar. Oysa 12 Eylül Anayasası daha baştan yargıyı bağımlı ve taraflı yargı olarak yapılandırmıştır. Ayrı ayrı olması gereken Hakimler ve Savcılar örgütlerini tek çatı altında yeniden örgütlemiştir. Yürütmeye hem mali açıdan (özerk bütçeyi ortadan kaldırmıştır) hem de idari açıdan (Yargıç ve savcıları kendi öz örgütleri değil, yürütme organının parçası olan Adalet Bakanlığı müfettişleri denetlemektedir) bağımlı hale getirmiştir. Yargıçların güvenceleri o arada kürsü güvenceleri de yok edilmiştir. Yargı ideolojik ve siyasi yönlendirmelere açık hale getirilmiştir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndaki son uyuşmazlık, yapısal sorunlardan kaynaklıdır. Sorun, bireysel uyumsuzluk sorunu değildir. Mevcut yapısıyla, kurul toplanıp, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerini seçebilse, Türkiye'nin bağımsız ve tarafsız yargı sorunu, aşılmış mı olacaktır? Öyle mi kabul etmemiz gerekir?

Hayır! Bunu iki gün önce bir işkence davasında gördük. Birtan Altınbaş davası!

Türkiye'nin adalet sistemi budur işte!

Türkiye'nin adalet sistemi, oluşturulan ceza politikası ile ve uygulaması ile adil değildir.

İnsana karşı suçlar yerine mala karşı suçlara karşı işlenen suçlara daha ağır cezalar öngörür. İkinci temel özelliği, devlete karşı suç icad etmiştir ve eylem şart değil; düşünce açıklamalarına ağır cezalar öngörülür. İki kelime için bile tutuklanırsınız. Üç, işkence bir devlet politikası olduğu için cezalandırılmaz. Dört, işkencenin cezasızlığı da o devlet politikasının bir parçasıdır. O nedenle, işkence yapan devlet memurunu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. maddesine göre etkin soruşturmaya tabi tutmaz. Beş, yasadışı bir örgüte üye olduğu zaman vatandaşı için onlarca yıl ağır hapis cezası öngörür, verir, çektirir de; yurttaşını işkence ile öldüren memurunu cezalandırmaya eli varmaz; cezalandırdığı zaman da öngördüğü ceza, on yıldan azdır.
İşkence suçunu işleyen memuruna 16 yıl boyunca tolerans gösteren devlet işkenceye tolerans gösteriyor demektir.
On binlerce işkence mağdurunun bulunduğu bir ülkede, bir tek işkence suçlusu kamu görevlisinin cezaevinde bulunmaması, 'işkenceye sıfır tolerans' sloganının, slogandan ibaret olduğunun kanıtıdır.

gundem

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com