E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Beyin; insanın sağlıklı yaşaması ve sağlıklı nesiller yetiştirmesi için, beş duyu organından aldığı bilgileri kullanarak gerekli barış ve huzur ortamını hazırlamaya çalışır.
İnsanın sağlıklı olması için huzurlu bir barış ortamına ihtiyacı vardır. Tehlikeli, stresli ortamlarda sağlık bozulur. İnsan sağlıklı yaşayamaz ve sağlıklı nesiller yetiştiremez.
Beyin; görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları ile çevreden sürekli bilgi alır. Beyin bu bilgileri dağarcığındaki eski bilgilerle karşılaştırarak, karıştırarak ve yoğurarak insanın huzur ve barış içinde yaşaması ve tehlikelere karşı korunması için gerekli yaşam planlarını yapar.
Tehlikeli bi durum söz konusu olduğunda; kaçma, kaçınma, saldırma veya savaş planları yapar ve savaş taktikleri geliştirir. Çünkü tehlike demek, sağlıklı yaşamın bozulması demektir. En büyük tehlike beslenmenin önlenmesi, yani ekmeğin elinden alınmasıdır. Beden beslenemez ise; beden gibi beyin de zarar görür, sağlığı bozulur ve sonuç olarak sağlıklı nesiller yetiştiremez. Böyle ortamlarda büyüyenler, korkak ya da saldırgan olurlar ve beyinleri bu duruma göre program geliştirir.
Daha çok korkaklık ve kaçma programı yapmış olan beyinler; boyun eğmeye, söyleneni yapmaya veya tümüyle kaçmaya yönelirler. Çok sıkıştıkları takdirde saldırgan davranış sergileyebilirler.
Kişilerin beyinlerinde saldırganlık programı gelişmiş ise ve bunda başarılı olurlarsa, kişiler zamanla bundan haz duyabilirler. Saldırganlık, savaşmak, ezmek, yok etmek, öldürmek günlük davranışlar haline gelebilir. Öyle ki kişi karnı doysa da, tehlike içinde olmasa da bulunduğu durumu korumak ve genişletmek için saldırganlıklarını kullanırlar. Bu kişiler zayıfları çabuk fark ederek onları ezmek ve ekmeklerini almak için plan yapar ve taktik geliştirirler.
Milyonlarca sene önce, insanlar karınlarını doyurmak için avlanmaya mecburlardı. Av esnasında çeşitli tehlikelerle karşılaşırlardı. Her an yok olma ve öldürülme korkusu yaşarlardı. Böyle tehlikeli anlarda beyin, tehlikelere karşı hazır olmak ve korunmak için sürekli tetikte bulunur ve ona göre önlem almaya çalıştı. Hayatta kalmak için saldırganlığı geliştirdi. Bu zamanlarda, barış içinde yaşamaktan çok savaş içinde yaşamak ön plandaydı. Bir arada yaşamak ve barışı öğrenmek koşullar yüzünden gecikti. “Barışı sağlamak savaşmaktan zordur.” sözü bu bakımdan doğrudur. Çünkü insan mecburiyetten barışı değil savaşı, savaşmayı öğrenmiştir.
Diğerleri tarafından sürekli eziyet gören ve yok edilmekle karşı kaşıya kalan kişinin korkuları artar ve kişi farkında olmadan içinde kin ve nefret duyguları geliştirir. Güvenme isteği ve barış arzusu zamanla azalır. Bu durum içinden çıkılamayacak ve yaşamı tehdit eden bir hal aldığı zaman saldırganlık ortaya çıkar.
Barış isteyen taraf, öncesinde eziyet etmiş olan tarafsa; zarar verdiği tarafın korku duygusunu azaltmaya ve güvenini kazanmaya çalışmalıdır. Bunun için söz yetmez, önemli olan pratik uygulamadır.
Yapılan araştırmalarda beyin, nefret ettiği ve kin duyduğu kişi hakkında iyi, pozitif sözler duyarsa ve bunu günlük hayatında da yaşarsa zamanla kin duyulan kişiye karşı negatif duyguların azaldığı tespit edilmiştir. Aslında günlük hayatta da bu tip örneklere rastlanır. Örneğin; insan öldürmüş ve mahkûm olmuş birisi şarkı söyleyip beğenildiğinde ve pişmanlık duyduğunu belirttiğinde seçilen ve sevilen bir star olabilir.
Tarihte yıllarca birbiriyle savaşmış halklar da karşılıklı pozitif davranışlarla düşmanlıklarını unutup dost olmuşlar, ticari ve kültürel anlaşmalar yapmışlardır.
Beyin, her ne kadar tehlikelere karşı korunma, saldırma planlarını geliştirse de neticede, tehlikesiz ve huzurlu bir şekilde yaşama, sağlıklı beslenme ve çoğalmayı arzu eder. Pozitif haberler, dostça uzanan eller, tecrübeler tehlike korkusunu azaltabilir ve beraber korkusuzca yaşamı sağlayabilir. Beyinin ortasındaki korku duyusuyla ilgili olan kısım, amigdala, beyinin yüksek karar bölgelerine tehlikenin azaldığını hatta kalktığını bildirir; savaş planları yerine dostluk planları geliştirir.
Beyin tüm insanlarda aynı şekilde çalıştığından, toplumsal düşmanlıklarda aynı yöntemle, pozitif konuşma ve hareketlerle barış tohumları ekilerek düşmanlık duyguları azaltılır.
Kişiler, aileler, öğretmenler, yöneticiler savaş yerine, birlik ve beraberlik yerine dostluk ve barışı telkin ederek anlatırsa ve bunun sağlıklı yaşam için önemini belirtirse, dünyada savaşlar ve düşmanlık azalır ve belki de kalmaz.
Ve savaşın yerini barış alır.
dr.y.gokelma@gmx.de



