‘AKDENİZ İÇİN BİRLİK’ VE SARKOZY

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031


Fransa, Avrupa Birliği dönem başkanlığını 6 ay süreyle üstlenmesinden hemen sonra, ilk ciddi adımını "Akdeniz İçin Birlik" zirvesini gerçekleştirerek atmış oldu. Bu zirve, Fransa’nın dış politikasında olduğu kadar iç politikasında da önemli bir etki yarattı. Dahası UMP hükümeti zirveyi iç politikada önemli bir başarı olarak kullanmak istiyor. Çünkü Sarkozy Cumhurbaşkanı olduğundan beri çok ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldı ve popülaritesi önemli oranda sarsıldı. Fransa Cumhurbaşkanları içerisinde bugüne kadar oy oranı desteği en düşük seviyelerde seyreden Sarkozy, hem AB dönem başkanlığını hem de bu zirveyi kendi lehine kullanmak istiyor.

Peki, Ceberitarık boğazının iki kıyısından bulunan Portekiz, İspanya, Fas’tan İsrail-Filistin’e kadar Akdeniz havzası ülkelerin tamamını ve hatta doğrudan Akdeniz kıyısında olmayan ülkeleri de bu sürece dâhil eden "Akdeniz İçin Birlik" projesi neyi ifade ediyor. Sarkozy, cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde önerdiği bu proje aslen NATO’ya aittir. 2003 yılında NATO tarafından alınan bir kararda Akdeniz Havzasının NATO’nun güvenlik alanına dâhil edilmesini ön görüyordu. 2012 yılına kadar da İran, İsrail, Suriye Ürdün, Mısır, Suddi Arabistan’ın NATO üyeliğine alınması ve daha sonra Kuzey Afrika’nın Akdeniz havzasında bulunan Fas, Tunus ve Cezayir’in NATO kapsamına alınması için projeler oluşturuldu. Amaç enerji yataklarının ve geçiş bölgelerinin güvenliğinin NATO tarafından sağlanmasıydı. Bu projenin sahibi ise ABD’dir.
ABD’ye yakın politikalar izleyeceği düşünülen Sarkozy’nin ‘Akdeniz Ülkeleri Birliği’ne ilk itiraz Almanya’dan geldi. Daha sonraki süreçte Almanya ve Fransa proje üzerinde anlaşarak İsmini de ‘Akdeniz İçin Birlik’ olarak değiştirdiler. İlginç olan Almanya’nın Akdeniz’le uzaktan yakından ilgisi olmamakla birlikte zirveye katılması oldu. Merkel’in zirveye katılması projenin sadece Fransa’ya ait olmadığını, AB projesi olarak şekillendirildiğinin mesajıdır.43 ülkenin Devlet Başkanları ve Başbakanları yanında AB temsilcilerinin ile BM Genel Sekreterinin katılmış olması zirve’ye verilen önemi ortaya koyuyor.
Avrupa Birliği yöneticilerinin uluslararası ilişkilerde birliğin etkinliğini artırmak için bu projeye oldukça önem verdikleri anlaşılıyor. Özellikle enerji yataklarının bulunduğu bölgede etkinliğini artırması bakımından Akdeniz havzasının stratejik önemi çok belirgin olarak ön plana çıkıyor. AB, bu yönelimiyle ABD’ye de önemli bir mesaj vermiş oldu. Yani bölgenin denetimi ve kontrolü AB olmaksızın mümkün değildir. ABD’de bunu kabullenmiş görünüyor. Dikkat çeken diğer önemli bir nokta, bölgesel sorunların çözümünden AB’nin bundan sonra çok aktif rol alacağının tescil edilmesi oldu. Özellikle Ortadoğu bölgesinde Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin sorununda daha aktif bir rol üstleneceğinin ilk işaretleri ortaya çıktı. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Lübnan’ın 1945’ler Fransa ve İngiltere tarafından belirlenen statüsünü kabul etmesi ve karşılıklı büyükelçiler ataması önerisi ve Lübnan’ın yeni Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman ile Elysee Sarayında Sarkozy ile birlikte üçlü bir görüşme yapmış olmaları, hatta ilk kez İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile aynı masada bulunması, İsrail-Filistin sorunun çözümünde ortak bir iradenin oluşturulması için yapılan görüşmeler, AB’nin Ortadoğu’da oynayacağı rol bakımından önemli ipuçlarını vermektedir.
Zirvenin gözden kaçan bir başka önemli yanı da; Rusya ve Çin’in son 15 yıldır Kuzey ve Orta Afrika’da artan etkinlik alanına karşı, AB’nin başta Kuzey Afrika olmak üzere bölgedeki egemenlik alanlarını genişletmeye yönelik geliştireceği politikalar bakımından önemli bir avantaj elde etmesidir.

ABD’nin hem Afganistan’da hem de Irak’ta ciddi bir bataklığın içerisinde. Bölgesel politikalarında çok ciddi yaralar almış bulunuyor. AB’nin hızla artan etkinliği bölge ilişkilerinin yeniden dengelenmesi anlamına gelmektedir. AB ile ABD’nin İran politikasında önemli bir kısım ortak yanlar bulunmakla birlikte, ciddiye alınacak bir kısım farklılıklar da var. Örneğin AB genel olarak İran’a yönelik bir askeri harekâttan yana değildir. Diplomasi yolunu kullanarak karşılıklı tavizlerle sorunun çözümünü esas almaktadır. Görünen o ki, ABD’de AB’nin bu politikasına evirilmiş durumda. Bütün bu gelişmeler Ortadoğu politikasında yeni dengeler oluşacak. Zirve bu sürecin ilk adımını oluşturuyor.

"Akdeniz İçin Birlik" zirvesi Fransa’nın 2. Dünya savaşından sonra Ortadoğu’ya yönelik en kapsamlı politik hamlesidir. Bu yönelim AB’nin etki alanını genişletirken aynı zamanda AB içerisinde Fransa’nın dış politikasının önemi bir kez daha ön plana çıktı.
Bu zirve tek başına Sarkozy’nin prestijini kurtarmaya yetmez, ama Fransa’nın ve dolayısıyla AB’nin bölgesel etkinliğini artırmada önemli bir faktör olacaktır.

Gokyuzu9@aol.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com