E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Tarihin en büyük 10 komplo teorisi
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
Sabahın altısında eşsiz doğanın derin sessizliği sarıyor her yeri. Güneş kendini süslemiş, Kevirê Gewr’den göz kırpıyor Göksu bölgesine. Köyün bir ucunda yürürken ezilen ot hışırtılıarı bile diğer uçtan duyuluyor. Kuş cıvıltıları köyün afacanı Hêlim’in köpeği qolo’yu çağırma sesine karışıyor. ‘Qolo! qolo!.qolo!’
Yetmiş beşine merdiven dayamış Kudret nine, kuşluk vaktinden çok önce kalkmış. Dimdik ayakta, arı gibi koşturuyor. Sabahın bereketine inanmış, güneş onu hiç uykuda yakalamamış.
Apê Nâman’ı bir telaş sarmış. Davarlarını köyün sürüsüne yetiştirmeye çalışıyor. Köyün çobanı arka yamaçları aşıp çoktan kaybolmuş. Apê Nâman, nefes nefese kalıp çenesini bastonuna dayıyor ve köyün çobanına yine o meşhur küfürlerini saydırıyor: ‘süper eşşekoğlu eşşek’ bununla da yetinmiyor: ‘kerê lay sê çar kera’ bizim davarları yine unuttu gitti’.
Xalê Şex Mihemed caminin önünde manzarayı büyük bir keyifle seyrediyor. Bir eliyle sakalını sıvazlıyor, diğeriyle çobanın güzergahını işaret ederek havada daireler çiziyor ‘gitti, gitti Nâman gitti’ diye takılıyor.
Karayazı’ya gidecek minibüs, köyü ikiye ayıran ırmağın diğer yakasında arkasına toz bulutları bırakarak ilerliyor.
Bu arada çocuklar, bir taraftan uykulu gözlerini ovuştururken diğer taraftan babalarına Karayazı’dan getirecekleri yiyecek ve giyecekler için son siparişleri vermekle meşguller. Masum istekler, her zamanki gibi ‘tamam oğlum git davarlarla ilgilen sana çikolata getireceğim’le geçiştiriliyor.
Bir kaç kez çalan korna sesinden sonra minibüs köy meydanında duruyor.
Önce büyükler ön koltuklarda, sonra küçükler arka koltuklarda yerlerini alıyor.
Selam sabah, hal hatır, saygı hürmet faslı başlıyor.
Şöför, etrafına son bir bakış attıktan sonra ağır ağır ağır yola koyuluyor. Tabii sabahın köründe köye hayat veren afacanlar yerinde durmuyor. Minibüsü yakalamak için tozlu topraklı yolda düşe kalka koşturuyorlar. Geriye kan ter içinde toz dumandan griye dönmüş, dünyanın en mutlu çocukları kalıyor.
Minibüsün her çukura vurmasıyla çıkardığı ses, üstteki ayağı bağlı kuzunun
melemesine karışıyor
Yolculardan kimi tavukların ayağını düğümlemiş ayaklarının arasına yerleştirmiş, kimi pencereden çorak topraklara düşmüş hüznü topluyor. Kimileri de sigarasını tüttürüp etrafındakilere duman sefası çektiriyor.
Rampalı taşlı yolları şose takip ediyor. Ve tabii Serhad’ın bülbülü Şakıro sözü alıyor.
eman herê lê herê lê herê lê
delalîyê sibeye min ji tera nego bi rêda ha bi rêda
da tû rabe çağa bişkene birîyê peda peda
hela rabe ji mira kaxitekî binîvîse ji xaliqê alemê rebê jorîn ji terefê di xwedê da
emê bavên gola hişinda di behrêda
wekî miradê miradxaza hasilbikê mirazêmin mihiba dilêmin meha remazanê
şeva leyletûlkedir di mala bavê piş fezê da
herê lê herê lê ax herê lê herê lê herê lê…
Yolculardan ‘can Şakır can, bêje bilbila Serhadê bêje!’ sesleri yükseliyor.
Şakır, Agirî’den Serayê’ye, dewrano’dan domamê ye, wey dil’dan Dilberê ye geçiyor. Yanık sesi herkesi mest ediyor. Samanlıkların içine gizlenmiş aşklar, çeşme başında saatlerce beklenen ince belli, elma yanaklı dilberler yolcuların yüzünde beliriyor. Her yolcunun ayrı bir hikayesi, ayrı bir derdi, ayrı bir hüznü var. Şakıro, ustaca her birinin ruhuna aşkı üfleyip ayrı diyarlara götürüyor.
Her şey ‘askerler!askerler! asker var!’ çığlığıyla aniden değişiyor. Yolcular, derin bir sarhoşluktan soğuk buz kütlelerinin içine düşüyor sanki. Şakıro’nun kaseti hemen önceden hazırlanmış gizli bölüme alınıyor. Ortama derin bir sessizlik hakim oluyor Kuzunun yanık melemesi ve ayak aralarına sıkıştırılmış can havliyle nefes alan tavukların gıdaklamaları dışında bir ses yok.
Deneyimli şoför askerlere yavaşça yaklaşıp duruyor. Rutin bir hal almış kontrol, neye yaradığı anlaşılmaz ve aşağılayıcı bir şekilde devam ediyor. Herkes kimliğini eline alıp yüzünü minibüse dayayarak bekliyor. Köyün muzip adamı Mıhemedo ise ayaklarından bağlı tavuklarını kendi ayakları arasına almış, yüzünü minibuse doğrultmuş, bir elinde kimliği diğer eliyle de büyük bir ciddiyetle tüm ceplerini karıştırıyor. Aradığını bir türlü bulamıyor.
Bu durum, yolcuların kimliklerini bir bir kontrol eden askerin dikkatini çekiyor.
Asker:ukalâ bir edayla ‘Boşuna arama, kimliğin elinde daha ne arayıp duruyorsun?’
Mıhemedo hiç oralı olmadan:‘komutan! benim kimliğim elimde de ben tavuklarımın kimliğini arıyorum’ diye cevaplıyor. Asker, neye uğradığını şaşırarak kızarıp bozarıyor ve burnundan sesli sesli nefes alıp bir tavuklara bir Mıhemedo’ya bakıp ‘hadi binin gidin! ne haliniz varsa görün’ deyip oradan uzaklaşıyor.
80 li yılların Serhad’ından bana bunlar kaldı.
Ya size?
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen ERSIN GUNDUZ, 04 Ağustos, 2008 22:40:41Merhaba amca yine guzelik sacan bir yazi yazmisin ama pirka qudonun en mensur kelimesini yazmamissin neyse eminim hep guzel yazilarinla orneksin bizlere yeni yazilar yazdikca bizi daha gururlandirip daha bir mutlu ediyorsun umarim basarilarinin devamiuni dilerim saygilar yegenin ERSIN
-
Gönderen qoseri, 23 Temmuz, 2008 23:09:47her bıjı brez gündüz,te me bır gündemeyi xweşık u be mırov,dı alikide te hesır xıst çawenme aliki ji ken daket jı dılemeyi xemgin,spas u xürmet jı tere



Güncel