E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Tarihin en büyük 10 komplo teorisi
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
“ ‘Liberal sol’ denilen ve kendisine böyle denilmesine izin verilen kesim” diye bir “özne”den söz ediyor Ertuğrul. Şu ortamda sen izin ver, verme, söyleyen söyleyeceğini söylüyor. Ben, söyleyenlerin çoğundan farklı olarak, “liberal” sıfatını bir küfür gibi anlamadığım için, buna aldırmıyorum ve zaten “siyasî liberalizm”in tarihî rolü ve işlevine saygım olduğunu hep söyledim.
Ertuğrul, bu kesimin “kendisiyle sınırlı” olduğunu söylerken de haklı bence. Böyle bir parti falan bir yana, kendi aralarında asgarî olsun bir homojenleşme amacı taşıyan bir “Fabian Kulübü” dahi yok. Savundukları noktalarda belirli yakınlaşmalar, hattâ ortaklaşmalar görülen bireyler var, ama bu bireylerin ortak bir programları da yok.
Örneğin Ertuğrul “solun geri kalanına ‘doğru’ yolu gösterme” iddiasında bulunan bir kesimden söz ediyor. İmdi, “sol” denince, bunun içinde yok yok; dolayısıyla kim çıkıp “şu şöyledir” dese, kendinden başka birilerine “doğru yol” gösterme çabasına girmiş olacak.
Ülkenin (veya dünyanın) sorunlarından söz eder, bunları tartışırken, elbette sola da hitap ediyorsunuz, size daha yakın kesimlerine de, hiç yakın olmayan kesimlerine de. Çünkü, son kertede, herkese hitap ediyor, söylediğiniz sözü herkese söylüyorsunuz. Örneğin Birikim’i yayımladığım dönemlerde öncelikle Marksist sola hitap ettiğimi hissederdim. Şimdi (Yeni Gündem’den beri) böyle değil, bütün topluma bir şey söylemek üzere açıyorum ağzımı. Bir kere bunu açıklamış olayım.
Şimdi gelelim, bu konuşmada sık sık geçen, “AKP ile ittifak” konusuna. Ertuğrul bu “liberal sol”u tanımlamış, “kendisiyle sınırlı” demiş. Peki, ona göre “kendisiyle sınırlı”, bana göre “kendisinin ne olduğu” bile tanımlanmamış bir grup, nasıl bir “ittifak” önerebilir? “Grup” tanımı ile “ittifak” kavramının tanımı arasında bir uyumsuzluk var –elmalarla armutlardan beter, ne bileyim, “elmalar ve trigonometri” gibi, niçin yan yana anıldığı anlaşılmayacak bir şey.
Bir zamanların İtalya’sı gibi bir durum olsa, öyle bir sol parti olsa (zamanın Komünist Parti’si gibi) ben de Berlinguer’le birlikte, o tip bir “ittifak” (“Tarihî Uzlaşma”) önerirdim. Ama ancak öyle koşullarda. Bugün ve burada, AKP ile sözgelişi ÖDP arasında, sıfatı “tarihî” olacak bir “ittifak”, mümkün olan bir şey değil, gerçekleşse bile, çünkü bu “ittifak”ta dahi bir taraf son derece cılız.
Konu bu tek yazıya sığmayacak nasıl olsa, onun için ben kendi yaptığım şeyi özetleyeyim şimdilik, sonra başka uçlarına da bakarız. 12 Eylül’den beri genel olarak “demokrasi”nin önemini, gereğini savunuyorum –“burjuva demokrasisi/sosyalist demokrasi” gibi ayrımlara da uzun boylu girmeden. “Girmeden” çünkü tarih karşımıza bizim istediğimiz gibi değil, kendi olabildiği gibi çıkıyor. “Sen bizim istediğimizden değilmişsin” deme lüksümüz yok. Ayrıca, “burjuva” dediğimiz demokrasinin bazı edinimlerini yaşamadan, “sosyalist demokrasi” kurmanın ne kadar imkânsız olduğu, gözümüzün önünden akan “tarih şeridi”nde kanıtlandı, hâlen de kanıtlanıyor –sözgelişi, bir biçimiyle Küba’da, bir biçimiyle de Çin’de.
Bu düzen AKP’ye de zulüm uyguladığı ve ben bu otoriter/baskıcı siyasî varlığa karşı olduğum için aldığım (bireysel) tavrı alıyorum. Kürtler’in demokratik haklarını savunurken Kürt milliyetçileri de sizi alkışlıyor olabilir. Ne yapalım? Ne onlarla “ittifak” düşünmek zorundayım, ne de onlar alkışladı diye o hakları savunmaktan vazgeçerim.
Ortadaki nesnel durumun adını koymak, o durumu evrensel ilkelerle ilişkilendirmek bir şeydir; “ittifak” gibi konular bambaşka bir şeydir. Birine haksızlık edildiğini söylediğimizde, o “biri”nin her yaptığının doğru olduğunu söylemiş olmazsınız.
Bunlar aslında bayağı basit şeyler ama öyle bir kavram kargaşası içindeyiz ki, gerçek sorunlarla değil, bu ıvır zıvırla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Tarih böyle geliyor karşımıza mademki, ne yapalım, uğraşacağız.



Güncel