E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Tarihin en büyük 10 komplo teorisi
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
Şu Türkiye ne garip bir ülke. Bir tuhaflıklar ülkesi, anlaşılması zor bir yer!
Ne devleti devlet, ne sistemi sistem ve yöneteni yöneten ne de yönetilen yönetilen. Tam bir labirent, çıkılmaz bir sokak gibi.
Biri bir şey söyledi mi herkes arkasında aynı cümleleri tekrar edip duruyor. Politikacısından, basınına, sıradaki insanına kadar, sanki bir çeşit toplumsal ruh “hastalığı” var; aynı şeyleri söylemek gibi. Gündemi değiştirmek, tespit etmek o kadar kolay ki! Yeter ki içinde “vatan millet Sakarya” kelimeleri geçsin.
Son zamanlar herkes Ergenekon çetesi ile yatıp kalkıyor. Her gün “Yeni deli”llerden haberdar oluyor Türk kamuoyu. Hem de çok gizli olan “deli”llerden. Hepsi de insan katili.
Kim bu Ergenekon çetesinin üyeleri? Kim başı kim ayakları belli değil! Esasen öğle sanıldığı kadar gizli bir şey yok ortada. Sonuçta devletin içindeki resmi kişiler ve hiç biri devletin bilgisi olmadan bir şey yapmamış. Bir zamanlar ki Hizbi-kontra gibi... Herkesçe bilinmesine rağmen, devlet tarafında üzerine bir sis perdesi çekilip, bilinmez kılınmıştı, oysa sıradaki vatandaş bile hepsini biliyordu. Ne hikmetse devlet bilmiyordu!
Ergenekon çetesi adı ile bir takım insanları yargılayacaklar. Hepsi o kadar. Daha ileriye taşımları, yapmaları mümkün değil. AKP’ye kapatılma davası açıldığında yazdığım bir yazıda AKP’nin kapatılamayacağını söylemiştim. Kahin filan olduğumdan veya çok “bildiğimden” kaynaklamıyordu. Az çok Türkiye’yi okuyan, tanıyan bunu tahmin ederdi. Belki de yıllarca devletin göbeğinde gazetecilik yapmanın verdiği bir avantajdı. Türkiye’nin devlet sistemini az da olsa tanıdım. Baştan sona tam bir “çete” örgütlenmesi. Ne bir hukuk ne bir yasa geçerli. Kağıt üzerinde olanlar daha çok sıradan vatandaş için geçerlidir.
Şimdi de Ergenekon çetesinin yargılanması ile bir şekilde açığa çıkan ve artık örtünmesi zor olan o çete anlayışına yeni bir çehre vermek ve onu temize çıkarmaktır amaç. Yoksa, insanlara karşı suç işlemiş olanların yargılanması, açığa çıkarılması değildir niyet. Keşke insan hakları üstünlüğüne dayalı, gerçekten adil bir yargılama ile suçlu olanlar ortaya çıkarılsaydı. Bunun için şimdiki devlet yöneticilerinin hepsinin dahil edilmesi gerekiyor ki, bu mümkün değildir. Hangisinin elleri bir şekilde insan kanına bulaşmış! Hangisi haksizlik ve baskı uygulamamış. Dolaysı ile Türkiye’de hep alışa gelen bir şey var; amaç suçluyu bulmak değil, birilerini yargılamak, kim olduğu o kadar önemli değil...
Sistem kendini yeniliyor bir şekilde, imajını, görüntüsünü değiştirmek istiyor. Eskinin devamı olmadığını söyleyebilmek için derin devletin içinde belki birkaçını harcayacaklar.
Neden yargılayamayacaklarını da söyleyeyim. Çünkü devlet böyle bir şeye kalkıştığında öncelikle kendisi ile bir şekilde yüzleşmek zorunda kalacak. Tarihte işlediği insanlık suçlarının hesabını verecek ki, Türkiye böyle bir şeyi asla yapmaz.
Uzak bir tarihe gitmeye gerek yok. Yakın tarihe baktığımızda Kürdlere karşı inanılmaz insanlık suçları işlendi bu devlet veya şu an yargılamak istedikleri anlayış tarafından. Kaç Kürdün öldürülmesi bu iddianamede yer alacak veya kaçı bu suçlardan dolayı yargılanacak? Hiç biri. İnanıyorum ki hiç gündeme bile gelmeyecek. O zaman insanları beklenti içine sokmanın bir mantığı da yok. Sadece AKP’nin seçimlerde işine yarayacak.
Bu anlayış veya Ergenekon çetesinin yaptıkları hiç bir zaman tam anlamı ile incelenmeyecek. Örneğin daha stajyerlik dönemimde Diyarbakır’daki Hizbi-kontra faaliyetleri ile yakinen ilgilendim, çünkü hepimiz onların hedefindeydik. Silvan’ın Suse köyü vardı. Öldürmek istediklerinin oraya götürüyorlardı, gerekenler yapıldıktan sonra da başka bir yere götürüp atıyorlardı. Hizbi-Kontranın merkezi konumundaydı. Sonra Ergani Diyarbakır yolunda bulunan Altındağ tesisleri merkezileşti ve bunların hepsinin üstünde de Kurtoğlu vardı. Bütün faaliyetlerin organize edildiği yerdi. Araştırılacak mı? Hiç sanmıyorum.
Kürdlere her zaman olduğu gibi böylesi bir durumda da yine ikinci insan muamelesi yapılacak ve hiç kimse öldürülen Kürdü “insan” yerine koyup sorgulamayacak. Ama beni sevindiren bir gelişme oldu Kuzey Kürdistan’da. Mesut Tek’in Ahmet Türk’e yazdığı açık mektup bence önemli bir gelişmeydi. En azında böylesi bir durumda Kürdlerin birlikte hareket etmelerine sevindim.
Şerif Kaplan



Güncel