Kürt sorunu ve PKK

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 22 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Dr. Güneş Murat Tezcür tarafından kaleme alınan ve 18.08.2008 tarihinde Taraf’ta yayımlanan ‘PKK neden silah bırakmıyor’ başlıklı makale, genelde Kürt sorununun özelde ise PKK meselesinin ne kadar yanlış algılandığının ve yorumlandığının tipik bir örneğini oluşturmaktadır. Kürt sorunu sosyolojik olarak tanımlanmadıkça ne PKK’nin silaha sarılışı ne de silahı bırakması anlaşılabilir.  Tezcür makalesinde Kürt sorununa ve PKK’yi ortaya çıkaran sosyolojik olgulara değinmemektedir. Fakat devletin bu sorunu hangi yöntemlerle çözmesi gerektiği konusunda çok yönlü fikir üretmektedir. Bu bakımdan Tezcür’ün makalesi içerik olarak bilimsel olmaktan ziyade, daha çok devlet diliyle yazılmış stratejik bir rapor niteliğindedir. Oysa bir bilim adamının görevi resmi ideoloji çerçevesinde düşünce üretmek olmamalıdır. Böyle bir yaklaşım, kökleri derin olan ve son çeyrek yüzyılda on binlerce insanının hayatına mal olan Kürt sorununun doğru algılanmamasına ve yanlış yorumlanmasına yol açar. Bu da, yaşanan sorunun kısa ve orta vadede çözümüne hizmet etmez.

Tezcür örgüte katılımların Öcalan’ın yakalanmasından veya teslim edilmesinde sonra da yoğun bir şekilde devam ettiğinin altını çizmektedir. Temel sorunun da buradan kaynaklandığına vurgu yapmaktadır. Bundan dolayı da PKK’nin etkisinin azaltılması için öncelikle katılımların engellenmesi gerektiğini savunmaktadır. Fakat katılımların neden aralıksız devam ettiğini açıklamamaktadır. Açıktır ki, insanlar karınlarını doyurmak veya dağda temiz hava almak için örgüte katılmıyorlar. Bu, devletin 85 yıllık inkâr ve asimilasyon siyasetinin bir ürünüdür. Devlet, Kürt sorununa yaklaşımını değiştirmedikçe, Kürtlerin temel anayasal hakları kabul edilmedikçe, ne Kürt sorununun çözümü mümkündür ne de PKK’nin silah bırakması gerçekçi bir yaklaşımdır.

Tezcür’ün ‘PKK ayrı, Kürt sorunu ayrı’ fikri gerçeği yansıtmamaktadır. Siyasi partiler, siyasetçiler ve bazı aydınlar tarafından dile getirilen bu tez, sosyolojik olgulardan uzak bir tezdir. PKK ve Kürt sorununu birbirinden ayrı ele almak mümkün değildir. Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus şudur: Kürt sorununun tanımı kişiye, yazara, düşünüre, aydına, akademisyene ve bilim insanına göre değişebiliyor. Birileri bu sorunu devletin mantığıyla iş, aş, istihdam, güvenlik ve ‘terör’ sorunu olarak algılarken, birileri de sorunun eşitlik, özgürlük ve ‘ulusal’ bir sorun olduğunu savunmaktadır. Bu bakımdan kişinin Kürt sorununa hangi pencereden baktığı önem kazanmaktadır. Fakat belirtmek gerekir ki Kürtler genelde Kürt sorununu bir ‘terör’ sorunu olarak değil, aksine ‘ulusal’ bir sorun olarak ele almaktadırlar. Bu bakımdan PKK Kürt özgürlük hareketinin öncü gücü olarak değerlendirilmektedir. Böyle düşünen Kürtlerin sayısı azımsanmayacak düzeyde fazladır. Bir bakıma PKK Kürtler tarafından ulusal kimliğin ve kültürel hakların tanınmasında devlet karşısında yegâne güç olarak algılanmakta ve meşru bir güç olarak kabul edilmektedir. Bunun önemli bir sebebi PKK ile devlet güvenlik güçleri arasında yaşanan silahlı mücadeledir. Son otuz yıla damgasını vuran bu çatışma her iki taraftan on binlerce insanın canına mal olmuştur. Fakat Kürt tarafının insan kaybı daha fazladır. Kırk bini aşan sadece insan kaybı vardır. Bu da, ortalama her Kürt ailenin bir insan kaybı anlamına gelir. İnsanların yurtlarından sürülmesi, mal ve topraklarını kaybetmeleri meselenin başka bir boyutudur. Bu bakımdan PKK ve Kürt sorununu bir birinden ayırmak maddenin tabiatına terstir. Her biri madalyonun diğer yüzüdür. 

Kürt sorununu ortaya çıkaran temel olgu cumhuriyet sisteminin katı ‘ulus-devlet’ anlayışıdır. Osmanlı’nın yıkımı üzerine inşa edilen cumhuriyet Fransız ‘ulus-devlet’ modelini benimsemiştir. Katı merkeziyetçi olan bu devlet sistemi günümüzde anlamını yitirmiş olsa da, Türkiye bu modelden halen vazgeçmiş değildir. Cumhuriyetin kurulmasında önemli bir rol oynayan Kürtler, akabinde katı merkeziyetçi ‘ulus-devlet’ modelinin kurbanı olmuşlardır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte heterojen olan toplum yapısı homojenleştirmeye çalışılmıştır. Devlet homojenleştirme projesinde büyük ölçüde başarılı olmuştur. Fakat Kürtleri tamamen bu proje çerçevesinde asimile edip eritememiştir. Temel sorun da burada yatmaktadır zaten. Sayıları sadece Türkiye’de tahminen 15–20 milyon olan Kürtler temel haklarının anayasal garanti altına alınmasını talep etmektedirler. Fakat bu talep, devlet tarafından katı bir politikayla baskı altında tutulmaktadır.  

Kürt sorunu PKK olmadan da vardı. PKK’yi ortaya çıkaran temel olgu, devletin Kürtlere karşı uyguladığı inkâr ve asimilasyon politikasıdır. PKK’nin silah bırakmasını talep ederken devletin devam eden inkâr ve asimilasyon politikasının son bulmasını ve bununla birlikte Kürtlerin sosyal, siyasal ve kültürel haklarının tanınmasını talep etmeyen bir anlayışın sorunun çözümünde başarılı olma şansı yoktur. 

Not: Bu yazı ‘PKK neden silah bırakmıyor’ başlıklı yazının kısa bir eleştirisini içermektedir. Yazı aynı zamanda ‘Taraf’ gazetesine gönderilmiştir.

topcuoglus@yahoo.de

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com