E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor! /MAHMUT ÖVÜR
- Çiller ile Ağar her an yargılanabilir
- Özgür Seçim Platformu /İrfan Babaoğlu
- Aynur Doğan:Türkiye'de hala keyfi yasaklar var
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- Karayılan bu yıl görevini devrediyor
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
- Kandil’e 24 saat bombardıman mesaisi
- Türk ve İran bombardımanı BM gündemine taşınıyor
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Deniz Feneri ortalığı karıştırdı. Kılıçlar çekildi. Sermaye grupları arasındaki rekabetin bir parçasını oluşturan Deniz Feneri soygun davası, önümüzdeki günlerde önemli politik sonuçlara yol açacak gibi. Özellikle İslamcıların kurmaya çalıştığı düzenin yapısı bakımından bize bir kısım somut fikirler verecektir.
Derneğin Tüzüğünde ‘derneğin tüm gelirlerinin hayır işlerine sarf edilir, dernek üyelerinin hiçbir şekilde üyeliklerinden dolayı derneğin gelirine ortaklıkları olamaz ve üyeliklerinden dolayı da hiçbir şekilde ortak olup kâr alamazlar’ yazılıdır. Ama ilgili tüzük maddesi tersine işlemiş. Örneğin Dernek yönetim kurulu üyesi Mehmet Gürhan Derneğin banka hesabından 9.978.000 Euro, Firdevsi Ermiş 6.351.000 Euro, Mehmet Taşkın ise 2.255.000 Euro çekmiş.
İslamcı geçinenler için ‘haram yemez, hele rüşvetle hiç geçinmez, faiz desen yanına yaklaşmaz’ derler(miş!) Ama yaşamın gerçekleri ise hiç böyle değildir. Politik İslamcı akımlar öylesine bir soygun düzeni kurmuşlar ki, bir kaç yılda milyar dolarlara sahip oldular. Kombasan, Yimpaş, Jetpa ve şimdi de T. Erdoğan’ın da içinde yer aldığı Deniz Feneri soygun şirketi özellikle Almanya’da yaşayan göçmenlerin manevi duygularını kullanıp, onların yıllarca bin bir emekle biriktirdikleri paralarına el koydular.
Söz konusu İslamcı görünen soygun şirketleri uluslar arası mafya organizasyonu gibi çalışmaktadırlar. Türkiye’de hükümet olan İslamcılar, devlet olanaklarını da kullanarak soygun, talan ve rüşveti resmileştirmiş bulunuyorlar.
Bir dönemler Refah Partisi tarafından Bosnalı Müslümanlar için toplanan milyon dolarları kendi kişisel hesaplarına aktardıkları mahkeme kararıyla onaylandı. Erdoğan ve Gül’ün doğal lideri Erbakan ceza aldı. Rüşvetçi ortağı Gül, cumhurbaşkanı olduğu için yargılanamadı ve suç ortağı Erbakan’ı da af etti. Hani derler ya, bazıları birbirinin kuyruğuna basmaz.
Deniz Feneri rüşvet düzeni AKP ile doğrudan ilişkilidir. Başta Erdoğan olmak üzere AKP’nin üst düzey yöneticilerinin önemli bir kesimi bu soygun düzenin ağı içerisinde bulunmaktadır. Almanya’da açılan davanın iddianamesine baktığınızda, Erdoğan dâhil olmak üzere AKP’li birçok bürokratın bu soygun düzeninin içerisinde olduğuna dair onlarca kanıt var.
Örneğin Deniz Feneri Şirketi bünyesinde bulunan ‘Atlas Pazarlama’ tarafından 1 milyon Euro’ya satın alınan ‘Atlas Lâin Gemisi’nin yüzde 40’ı Tayip’in oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu belirtiliyor. Peki, genç Bilal, gemiye ortak olmak için 400 bin Euro’yu nereden getirdi. Bilen yok. Çünkü paranın kaynağı ‘Deniz Feneri’dir. Erdoğan, televizyonlarda tehditler savurup kükrüyor. Bana para gelmedi diyor. Yani eline nakit para geçmemiş. Sanırım Bilal’ı oğlu olarak kabul etmiyor.
İkincisi, Deniz Feneri tarafından seçimlerde kullanılmak üzere AKP’ye gönderildiği iddia edilen 40 milyon Euro’nun ne kadarı seçimlerde kullanıldı? Kalan para nereye aktarıldı veya kime verildi? Deniz Feneri şirketi tarafından başbakanlığın hesabına neden para gönderiliyor? Bu paranın miktarı ne kadardır? Nereden kullanıldı? Kimlere yardım edildi? Deniz Feneri ile Başbakanlık arasında nasıl bir ilişki var ki, milyon Euro’lar başbakanlığın hesabına yatırılıyor. Rüşvetçi Erdoğan, ‘para bana doğrudan verilmedi, başbakanlığın hesabına yatırıldı’ diyor. Demek istediği şu; Rüşveti doğrudan değil, dolaylı olarak alıyorum.
AKP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Dişli, rüşvet aldığı iddiasıyla görevlerinden istifa etti. Amaç asıl kaynağın ortaya çıkmasını engellemekti. İpin ucunda Erdoğan ve AKP’nin bürokratları var.
Kanal 7 müdürü Zekeriye Karaman diye biri var. Bu soygun düzeninin tepe noktasındaki kişilerden biri, yani soygun düzeninin organizatörüdür. Deniz Feneri soygunculuğa Kanal-7 de başlandı. Sonra birlikte Avrupa’ya taşıdılar. Deniz Feneri ve Avrupa’da yayın yapan ‘7 Fernseh und Marketing GmbH ve TVT’ adlı şirket, Frankfurt’ta aynı binada bulunuyorlar. Alman savcılığı tarafından yapılan soruşturmada toplanan 18 milyon Euro’nun 5 ayrı şirket aracılığıyla Türkiye’ye aktarıldığı tespit edilmiş durumda. Küçük ama ilginç bir ayrıntı var. Karaman’ın gelini ile Erdoğan’ın gelini kardeşler. Yani Bilal ile Karaman’ın oğlu bacanaklar.
Almanya'daki Deniz Feneri e.V. adlı derneğe yönelik operasyon yapan Alman polisinin Haziran 2007'de Türkiye'den resmi bilgi talebinde bulunduğu, Interpol aracılığıyla bilgi istenen yazıda Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Zahid Akman'a da yer verdiği öğrenildi. Deniz Feneri e.V. ile bağlantılı olan OFWG e.G. adlı şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğu tespit edilen Akman’ın hem para taşıma ya da transferinde görev almış hem de 1 milyon Euro’yu hesabına aktarmış.
AKP hükümeti, davanın kapatılması için 10 milyar Euro değerindeki ‘Deniz Altı’ ihalesini Alman şirketlerine verdi. Özellikle sahtekârlık işinde başrol oynayan M. Gürhan, F. Ermiş ve M.Taşkın’ın kısa sürelerle serbest bırakılması içinde anlaşmanın sağlandığı belirtiliyor. Böylece AKP ve Erdoğan çetesi kendisini temize çıkarmaya çalışacak.
Gokyuzu9@aol.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen serwer, 11 Eylül, 2008 22:26:09talancıların sonu geliyor. din hortumcuları haka hesep verecek. AKP soygunun ana merkezidir. bular bu denizde ya boğulacaklar ya da halk onları sandıkta boğar.



Güncel