Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 1 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930

image

Tüm yaşanan gelişmeleri bir-bir ele aldığımız zaman herhalde attığım başlık çok hayalperestçe olmaz. Türkiye 1921 ile başlayan kısa dönemli Fransız, 1926 ile devam eden İngiliz ve 1945 ile bugünlere kadar gelen gizli ve açık,- bir Amerikan Sömürgesi altındadır. Bunu anlamak ve bilmek için kâhin olmak gerekmez. Tek tek bu ülkeler ile olan anlaşmaların içeriğine bakıldığı zaman “Bağımlı” oldukları anlaşılacaktır. Ancak sömürülen ülke konumunda olan Türkiye, bunun acısını Kürtleri sömürmekle çıkarmaktadır. Türkiye; bir yönü İslamiyet’e ve diğer yönü Hıristiyanlığa açılan bir ülkedir. Sömürgeci sistem 400 yıldır sorunlaştırdığı Ortadoğu’nun başına beladır. Ortadoğu’nun müdahale edilmedik tek bir noktası bile kalmamıştır. Hemen hemen her ülkesinde bir sorun yaratmıştır ki, o ülkeler doğan sorunları çözmek için sömürgecilere muhtaç kalsın. Bölgenin zengin yataklarına göz diken anlayış önce Kuveyt, sonra Filistin, Musul-Kerkük ve Kıbrıs meselelerini bir sorun olarak sömürmek istedikleri ülkelere bir tohum olarak ekti ve anlayışlarını bırakıp fiziki olarak ayrıldı. Kuveyt sorunu nasıl ve kimin çıkarları doğrultusunda çözüldü bunu hepimiz biliyoruz. Gelinen süreçte diğer sorunları nasıl ve hangi yöntemlerle, kendi çıkarları, neyi-nasıl gerektiriyorsa o şekilde çözecekleri bilinmektedir.

Bir taraftan Ortadoğu’yu esirleştirmek için sorunlaştırılan bölgeler ve ülkeler varken, Diğer taraftan sömürgecilerin çıkarlarını tehlikeye sokan bir engel var. Sömürgeciler kendilerine karşı gördükleri bu engel karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Çünkü hiçbir zaman Kürtlerin engel teşkil edebileceğini düşünmüyorlardı. Öyle bir şekilde parçalara ayırmışlardı ki, öylesine katliamlardan geçirmişlerdi ki, bir daha ayağa kalkabileceklerini hiç hesaba katmamışlardı. Ne zaman “direniş gösterseler, o zaman başları uçurulurdu”. Ne zaman “ben kürdüm deselerdi, o zaman idam sehpasında bulurlardı kendilerini”. Ve ne zaman “ben ülkemi istiyorum dediklerinde”, O zaman sömürgeciler iyiden iyiye düşünmeye başladılar. Küllerinden tekrar var olan bir halk vardı karşılarında ve bu halk hiçbir şekilde esir alınamıyordu. Oysa “tankları, topları, uçakları ve her türlü savaş teknikleri olan ülkeleri esir almışlardı”. Nasıl olurda bu halk bu şekilde uyandı? Diye kendi kendilerine sorur oldular.

Sömürgeciler Davos’ta Türkiye’ye bir rol verdiler. Sen bizim Ortadoğu’daki temsilcimiz ol dediler. Sen hem Müslüman bir ülkesin hem de bizim çıkarlarımızı savunuyorsun. Onun için hadi bakalım başla işine dediler. Biz zaten tüm Arap devletlerini esir almışız, sen Arap halkını zaman- zaman bize ve İsrail’e tavır koyarak kandırmaya bak. Ha birde şunu unutma, senin çok acil bir şekilde bu Kürtlerin sorunlarını çözmen gerekir. Eğer çözemezsen, sen doğal olarak çözüleceksin. Çünkü çözmezsen biz dünyaya barış için mücadele ettiğimizi nasıl ispat edeceğiz. Biz kendi kamuoyumuza bunları nasıl anlatacağız. Biliyorsun ki Kürdistan coğrafyası baştanbaşa zenginliklerle dolu. Bizim Güney Kürtleri ile ilişkimiz iyidir. Sizde bir taraftan Kuzey Kürtlerini razı etmeye bakın. Onlara deyin ki, alın size Kürdistan’ı verin bize zenginliklerinizi. Yoksaaaa “sil baştan yaparız” diye tehditler savurun.

Hatırlarsanız eğer Erdoğan açıklamalarının içerisinde bir noktaya açıklık getirmişti. Belki de birçok kişi Erdoğan’ın neden böyle bir şey dediğini anlayamadı veya kafa yormadı. Erdoğan; “Bu bir üzüm salkımıdır, bu üzmü hep beraber yiyelim” diye bir açıklama yapmıştır. Eğer Erdoğan bunu muhalefet partilerine, bir oy avcılığı için söylemişse, bu ne kadar etiktir, sormak lazım. Yok, eğer Erdoğan’ın bu üzüm salkımını tek başına yemesine karşı çıkan İngiliz, ABD ve İsrail işbirlikçilerinin seslerini kesmek için ve fazla ses çıkarmamaları için söylemişse bu hem siyasi ahlak dışı hem de insanlık dışı bir beyanat olmuştur. Bu açıklama bile başlı başına Kürt halk gerçekliğini tanımayacağım, tanısam da pastadaki payımı alacam anlamına gelir ve içi boş bir proje olduğunu ifade eder.

Erdoğan eğer Kürt halkının haklarını tanımaz ve onurlu bir barışın kapılarını aralayamazsa çözülüp gidecektir. Çözülmesi bir yana kendisiyle beraber Türkiye’nin içinden çıkılması zor bir hal almasını sağlatacaktır. Çünkü Kapitalizm, şimdilerde ulus-devletin aşılmasını ve küçülmesini istiyor. Çıkarları, ulus-devletlerin aşılmasındadır. Bunu istemelerindeki neden kesinlikle ideolojik bir yaklaşım ve özgürlükçü eğilim değil, bunu çıkar gereği yapıyor. Ulus devleti eleştirmesinin nedeni ve sürekli özgürlüklerden bahsetmesi, sömürüyü hedefleyen bu çıkarını gizlemek içindir. Erdoğan Türkiye’ye verilen rolün değerini biçemiyor. Aslında Türkiye bu fırsatı özgürlükler lehinde değerlendirse, Ortadoğu’nun kilit ve önder ülkesi haline gelecektir. Fakat hem batı hem Ortadoğu’yu yönetmek istemi, Amerika’yı ve İngiltere’yi aynı zamanda İsrail’i kızdırır niteliktedir. Türkiye bu devletlerin kendisine muhtaç olduğunu düşünerek, sanki ben olmasam “BOP” başarılamaz havasındadır. Hâlbuki 400 yıldır batı felsefesini dünyaya kabullendiren İngiltere ve Amerika eksenli politika sahipleri, istedikleri anda Türkiye’yi paramparça edebilecek güçtedirler. Maalesef Erdoğan Hükümeti bunu hiç mi hiç göremiyor. Belki de görüyordur ama “daha ne kadar kasamı doldurabilirimin kaygısını” taşıyordur.

Bu haliyle Erdoğan bir bütün olarak Türkiye’de yaşayan halklara hem haksızlık ediyor, bununla beraber esirleştiriyor, hem de geleceğinin geçmiş liderler gibi olacağını hesaba katmıyor. Bir yandan Ortadoğu’da bulunan yer altı ve yer üstü kaynaklarına göz diken İngiltere ve Amerika’ya ve aynı zamanda İsrail’e ön ayak olucu açıklamalarda bulunuyor, diğer yandan onlardan bağımsız hareket etmenin yollarını arıyor. Anlaşılan Erdoğan Osmanlı gibi tüm dünyayı elinde tutmak istiyor. Ama buna gücü yetmeyeceği şimdiden bellidir. Sürekli dillendirilen “Fırsat” kelimesini Türk ve Kürt haklarının kardeşliğinden yana kullanması Türkiye’yi daha fazla bütünleştirecek ve güçlendirecektir. Bu şüphe götürmez bir gerçekliktir. Fakat yine sıkça kullandığı “faşizm” kokan söylemleri ise tamamıyla Türkiye’yi az bir yeri kalmışsa bile, o az kalan yeri de esirleştirmesi anlamına gelmektedir.

Erdoğan’ın son hafta içerisinde hem İran ile temaslarda bulunması hem de Barzani ile görüşmelerden mutlu ayrılması, bir kara harekâtı olabilir mi? sorusunu bize sordurtuyor. Umudumuz, eğer varsa düşünülen bir kara harekâtı,- bunun asla yapılmaması yönündedir. Yoksa Erdoğan, Türkiye halkına önü alınamaz bir savaş sürecini hediye edecek ve ister istemez Türkiye Cumhuriyeti bölünecektir. Bizlere düşen görev, sadece “YAPMA” demek ve savaş olmaması için çapa göstermektir.

mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (2 Yazılmış)

  • Gönderen alparslan türkeş yıldırım, 05 Kasım, 2009 20:38:44
    mehmet adındaki yorumcu arkadaş çok mizah okuduğundamıdır yoksa işine gelmediğindenmidir bilmem ama haksız eleştirilerde bulunuyor. bence biraz gerçek hayata dönmeli gerçekçi olmalı mizah dışındada kitaplar okumalı.Eger deger versem her satıra ayrı cevap verirdim diyor bence varsa bildiği yazmalı öyle kuru gürültüyle olmaz.
  • Gönderen Mehmet, 04 Kasım, 2009 13:01:06
    Sanki bu yaziyi bir mizah yazari yazmis. Siz kendi yazdiklariniza acaba inaniyormusunuz yoksa laf olsun diye mi yazdiniz? Eger deger versem her satira ayri cevap yazardim ama gerek yok. Bilmiyorum hangi ülkede yasayip neler okuyorsunuz. Ama cok okumadiginiz ve tarihi bilmediginiz bellidir.
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.