E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 0 oy)
08 Şubat, 2010 21:27:00 | Aktüel Bakış
Bu yazının başlığını okuyanlar şimdi soracaklardır, İslamiyet’te diktatörlük olur mu diye! Bende çok şaşırdım ama demek ki oluyormuş. Nasıl mı? Nüfusu 50 milyona yaklaşan Kürt halkının varlığının inkârı, Tekel işçilerine dayatılan 4/C, Selendi’deki Roman tehciri ve daha neler var neler.Bir ülke düşünün ki hem Müslüman olduğunu söylesin, hem de Müslümanların çoğunluğunun İslamiyet düşmanı olarak kabul gördüğü, ama ülke iktidarının stratejik ortaklığı ile bir türlü pençesinden kurtulamadığı İncirlik ve benzeri gibi Amerikan üslerini topraklarında barındırsın. Erdoğanlı AKP hükümeti, hiçbir dönemde olmadığı kadar, kendi iktidar döneminde, sırf iktidarda kalma uğruna dünya sömürge devletleri ile görüş birliğine varmıştır. Erdoğan, danışıklı bir şekilde İsrail’e karşı basın önünde sarf ettiği sözler ile Müslümanlar tarafından, hem Osmanlı padişahlığı ve Sultanlık unvanı almak, hem de vazgeçilmez bir ülke konumuna gelmek için yine Müslümanlık adı altında Ortadoğu’yu önce avucuna almak, sonra da sömürge devletler olan ABD ve İngiltere’ye teslim etmek istemektedir. Bırakın eski il başkanının peygamberlik yakıştırmasını, tüm fettullahçı kesimlerin ağızlarında “Erdoğan büyük İslam âlimi ve yüzyılın lideri” sözleri bile almış başını gidiyor. Davos ile başlayan şov; sınır vizelerinin kaldırılmasıyla ve İsrail ile danışıklı dövüşlerle sürdürülen gizli anlaşmalarla devam ediyor.Konumu itibariyle bir yönü batıya yani Hıristiyanlığa, diğer yönü de Ortadoğu, yani İslamiyet’e açılan bir ülkedir Türkiye. Sekiz yıla yakın AKP’li iktidar döneminde, hiçbir dönemde olmadığı kadar kriz ortamı yaşanmıştır. Her ne kadar adına global kriz denilse de, biliniyor ki, Türkiye; Kürt halkının haklarını tanımamak adına, ekonomik kaynaklarının büyük bir bölümünü adı konulmamış savaşa harcıyor. Askerliğini bitirmiş erlerin söylemlerine göre, komutanlarımız bize; ”her gün bu kadar havan, top ve mermi atacaksınız” diye talimatlar veriyor ve bizde komutanların dediği şekliyle hem havanları, topları hem de bize günde bu kadar harcayacaksınız dedikleri mermileri harcıyoruz, diyorlar. Ilımlı İslam Diktatörlüğü, yani AKP hükümeti döneminde Kürt coğrafyası hiç yemediği kadar mermi yemiş ve kimyasal koklamıştır. Bilinir ki, bombaların patlamasıyla etrafa saçılan kimyasallar, doğayı ve insan hayatını büyük oranda tehdit ediyor.
Kürtlere bunlar reva görülürken, diğer halkları sindirmek için de Roman’ları seçmiş ve tehcire tabi tutmuşlardır. Bunlarla da yetinilmemiştir, hem global kriz hem de savaşa ayrılan ekonomik krizinin faturasını emekçi yığınlara kesmek isteyen Kasımpaşalı Ilımlı İslam Diktatörlüğüne soyunan Erdoğan, son olarak ta direniş halinde olan Tekel işçilerini polisle tehdit etmiştir. Süre olarak ta şubat ayının sonunu göstermiştir. Ayrıca bu şubat sonu süresi benim aklıma, hükümete ve devlet politikalarına başkaldıran kesimlere yılın başından beri dalga dalga süregelen tutuklama ve sindirme operasyonlarına bir yenisinin katılacağı ve genel olarak Türkiye’nin her karışını kapsayacağı yeni bir operasyon dalgasının başlatılacağı anlamını taşıdığını getiriyor. Çünkü Erdoğan; “bu haklı bir eylem değildir, alakası olmayanların da bu işle ilgisi var” diye bir açıklama da bulundu. Bu açıklama direnişin son bulmaması halinde sadece Tekel işçilerini değil, hükümete karşı direnen tüm yığınları kapsayıcı bir operasyonun habercisidir.
Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir türküdür tutturmuş söyleyip gidiyor ve sinsi planlarının karşısında kim duruyorsa her türlü tehdidi hiç çekinmeden savuruyor. Sonu hayrola diye beklemek aciz insanların işidir diyor ve kendine devrimciyim, demokratım, liberalim, muhafazakârım, aydınım diyen herkesin bu “ Ilımlı İslam Diktatörlüğü”ne bir dur diyebilmesi gerektiğini düşünüyorum. Herkesi, direnişte simge ve sembolleşen, başta sömürülen Kürt halkının, sonrasında yer yurt verilmeyen Roman halkının yanında ve elli iki gündür açlık grevinde olan Tekel işçileriyle dayanışmaya davet ediyorum. Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki Türkiye’deki tüm sorunların çözümü Kürt Halk Gerçekliğini tanımaktan geçiyor. KCK’nin bir diyalog ve barış ortamı sağlansın diye basına sunduğu dört maddelik deklarasyonu da fırsat bilerek, buradan Türk Başbakanı Erdoğan’a tavsiyem ve önerim, biran önce Kürt Özgürlük Hareketinin temsilcileriyle diyaloga geçip, barış görüşmelerine başlaması olacak. Yoksa şubat sonu gelecek ve savaşa harcadığınız paralar yüzünden tekel işçilerinin taleplerini yerine getiremeyeceğinizden, emekçileri polis zoruyla Ankara’dan çıkartmak için yeni bir parasal kaynak gerekecektir. En iyisi mi, bitirin bu adı konulmamış savaşı da, Kürt Coğrafyasına ayırdığınız bütçeyi tüm Türkiye halklarına, emekçilere ayırın ve ülke birlik beraberlik içerisinde olsun ve hep birlikte rahata kavuşalım.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com



