E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
ArÅŸiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Kürdistan İzlenimleri / Müyesser GüneÅŸ
2000 yılının eylül-ekim aylarında büyük bir telaÅŸla Güney Küdistan’a gitme kararı aldık.
Barış Anneleri olarak yaptığımız toplantının ardından bu karar vardık.
1999 yılında Abdullah Öcalan büyük bir komployla Avrupa’dan Türkiye’ye
getirilmesiyle her ÅŸey bir anda deÄŸiÅŸti .Türkiye yeniden bir kaos içerisine sürükleniyordu. Hergün yeni cenazeler geliyordu. Bu zaten bir acı yaÅŸatıyordu bize. Bunun yanı sıra Kürtler arası bir çatışmayı da artık kabul edemezdik.
.Bize göre PKK güçleri ve Talabani güçlerinin çatışması kardeÅŸ kavgası anlamına geliyor.
Oysa Kürtler arası bir çatışmadan yana deÄŸildik. Bunun için birÅŸeyler yapmamız gerekiyordu.Güney Kürdistan’a gidebilmemiz için bazı görüÅŸmeler yapmamız gerekiyordu. KDP’nin Ankara temsilcisi ile telefonla görüÅŸüp yardım istedik. Ankara ile yaptığımız görüÅŸmenin ardından yola koyulduk. Daha önce haberleri olduÄŸu için Sefin Dizayi bizi kapıda karşıladı. Büyük bir saygı göstererek bizi içeri aldı. Kendisine Güneydeki çatışmaları onaylamadığımızı ve bu nedenle oraya gidip bazı görüÅŸmelerde bulunmak istediÄŸimizi bildirdik.
Kendisi de bu konuda gerekli tüm yardımları yapacağını sözünü verdi.
Ertesi sabah Barış Anneleri insiyatifinden 5 arkadaşımız ve tercüman olarak Murat Batgi ile birlikte yola çıktık.
Büyük bir heycanla hem yolculuÄŸumuza devam ediyor hem de Kürdistan’ın güzelliklerine ÅŸaÅŸkınlıkla bakıyorduk.
İlk defa Diyarbakır güzergahı üzerinden Cizreden geçiyorduk. DönüÅŸte Mem û Zinin mezarını ziyaret edeceÄŸimizin planlarını yapıyorduk.
Cizre’yi geçtiÄŸimizde, Sılopiye varmadan ,sınır boyunca akraba köyleri , tel örgülerle kaplı komÅŸular arasında, oturmuÅŸ sohbetleri dikatimi çekti. Akraba köyleri arasında ,sınır olması ,
beni derinden yaraladı.
Belki de bu köylerin beni bu kadar etkilemesinin bir yanı da aynı acıyı benimde yaÅŸamamdı. İran’da yaÅŸayan amcalarımala yıllardır görüÅŸemedik. Daha önce sınırlarda gidip görüÅŸmek isteyen bir kiÅŸi oldu. Ama askerlerin birçok kiÅŸiyi öldürme sonucu oda durdu.
Habur sınır kapısına vardığımız da kalabalık bir güvenlik ekibiyle karşılaÅŸtık .
Oradaki halkın durumu zaten ortadadır .20 yıldan fazldır bir savaş ortamında,
yaÅŸayan halkın ekonomik durumları sıfır noktasındaydı. Sefalet içinde yaÅŸayıp ,
karın tokluÄŸuyla yaÅŸamlarını sürdürüyorlardı. Oradaki sınır güvenlik ekipleri giden -gelenleri , Sıkı bir ÅŸekilde gözden geçiriyorlardı .
YoÄŸun psikolojik baskı altında sorguya alıp ,sonra pasaportları kaÅŸeleyerek gönderirler .
Bizlerde aynı muameleden geçtik. Sınırın.diÄŸer tarafına geçtiÄŸimizde artık üzerimizde bir ağırlık kalkmıştı. Direk gümrük müdürüne gittik.
Gümrük Müdürü hemen telefonla Sefin Dizayi aradı .
Bir araba tahsis edildi .Duhok’un yoluna koyulduk .
Duhok siyasi okul Müdürü Åževket Bamerdi, kapıda törenle peÅŸmergelerin eskortlığıyla içeri alındık . Kendimizi tanıttık. .Birer içecek içtikten sonra ,
Yeniden kurumları gezdirmeyi önerdiler .
Yine PeÅŸmergelerin öncülüÄŸüyle kurumları gezip , her kurum kendine ait birer törenle ,
Karşıladılar bizi. Gün boyu ,bu gezilerimizden sonra ,yorgun argın akÅŸam özeri, Duhok’un gözbebeÄŸi olan Jiyan otelline getirildik.
Doktor Åževket Bamerdi, bize eÅŸlik ediyordu . Jiyan otel son derce şık ve güzel bir oteldi. Türkiye’deki beÅŸ yıldızlı otellerle yarışabilecek güzellikteydi.
İlk gecemizi orada geçirdik.
Ertesi sabah Selahatin kentine vardığımızda , Berzani’nin karargahında ,MED tv’nin açık olması dikkatimizi çekti.
.
Bize karşı son derece saygılı ve hürmetkarlardı. Oradan da birkaç saat
sonra ,uzun bir PeÅŸmerge konvoyuyla, Hewler’e gittik . Hewler de ,altı gün kaldık.
Bizim için her gün bir plan yapılıyordu. Åžehitler için düzenlenen gece Üniversite mezuniyet rörenine katıldık. Kürdistan parlamentosunu gezip gördük.
Orada en çok dikkatimi büyük araç ve gereçlerle yolların asfatlması çekti.
Çalışanlar Zifti ocaklarda kaynatıp elleriyle serpiyorlardı. İnsanların kılık -kıyafetleri oldukça yoksul olduklarını gösteriyordu. Açlıktan elmacık kemikleri nerdeyse dışarı fışkırmıştı.
.
İçim çok acıyordu bu insanları görmeye dayanamıyordum .yavaÅŸça yaklaÅŸtım bir PeÅŸmerge nın yanına...
-Ne kadar maaş alıyorsun?
- On iki nüfusluk bir aileye yirmi beÅŸ dinar
-Yetiyormu?
-Hayır yalnız ekmek paramıza yetiyor. Gerisi allaha kalmış...
Berzani’nin PeÅŸmergelerinin korumaları eÅŸliÄŸinde Süleymaniye’ye gitmek üzere yola koyulduk.
Yolda bir köyün ilk okulunun,okul paydosun da ,dışarıya koÅŸan minik öÄŸrencilerini gördük.
Biz anneler ÅŸaÅŸkınlıkla bakıyor ve aÄŸlamamak için kendimizi zor tutuyoruz.
ÖÄŸrencilerin elerinde birer yıpranmış ve köÅŸesi kıvrım kıvrım olmuÅŸ defterleri koltuk altlarına sıkıştırmaları dikkat çekiyordu. Kötü ve acı bir mazaraydı.
Ne yazıkki bu acı bütün halkımızın acısıydı ve elimizden bir ÅŸey gelmiyordu.
Çocukları görmem beni çocukluÄŸuma götürdü.
Ana diliyle konuÅŸup büyüyen bir çocuk için ana diliyle eÄŸitim görmemesinin zorluklarını düÅŸündüm. .
Kürt yoksul çocukları, yaÅŸam tarzı, ezikliÄŸi,kendini ifade etmemesi , hafızasında silinmeyecek bir ÅŸekilde izi kalır. Ben bunu yaÅŸadım.
Çok iyi anlıyorum .Bir gün Matematik dersimi bilmediÄŸim için ,kendi
öÄŸretmenim tarafından feci ÅŸekilde dayak yedim.
Bir daha da okula gitmedim.
.
Annem ve babamdan habersiz, okulun adına evden çıkarken , çocuklarla oynayıp , uzakta öÄŸretmenler tarafından uzakta görüp ,beni öÄŸretmene götürdüler .öÄŸretmenim ,eline aldı
Sopayı, boÅŸ çuval döver gibi dövdü beni
Evet, çocuk her yerde çocuktur .bu yoksulluÄŸa raÄŸmen ,yine Güney Kürdistan çocukları ,
Mutluydular. .Işıl ışıl parlayan gözleri dağınık saçlarının altından ,bizleri ve arabalarımızı,görünce oynayıp zıplamaktan baÅŸka bir ÅŸey düÅŸünmüyorlardı .
Biraz onları kucakladıktan sonra,orada ayrıldık .
Daha önce Talabani bölgesine haber verildiÄŸi için Talabaniye ait birlikler tarafından arabalarla karşılandık. İki bölge ayrı bölgelerde sınırda her iki gücün bir arada olması bizim için önemliydi.
‘Onlara biz anneler olarak Kürtlerin barışını saÄŸlamak için buradayız’ deyince memnuniyetle karşıladılar.
Daha sonra Süleymaniye’de bulunan AÅŸiti otelde konuk edildik.
Ertesi gün deÄŸiÅŸik kurumlara ziyaretlerde bulunduk. Köylere giderken yolda arabalarımıza PeÅŸmergeler el sallıyordu.
Beni en çok etkilen olaylardan biride, bir köyde siyahlara bürünmüÅŸ bir grup annenin bizleri görür görmez aÄŸlamalarıydı. GözyaÅŸları birden boÅŸalmıştı.
‘Saddam bizi öldürünce başımız dik ve anlımız açıktı.
Ama kürt kürtü öldürünce başı eÄŸik ve kalkamaz yerinden’ diyorlardı.
Kürdistan petrol yatağıydı ama Kürtler sefalet içinde yaşıyordu. Göz çukurları derine inmiÅŸ ve siyaha bürünmüÅŸ annelerin gözyaÅŸları bir çok ÅŸeyi anlatıyordu.
Annelerin duruÅŸu herÅŸeyi anlatıyordu. Acımız birdi ve en iyi biz birbirimizi anlardık. Anlarla dertleÅŸirken gizlenen bir gelinin aÄŸlama sesini duydum. Göz yaÅŸları sel gibi akan geline sordum’ neden aÄŸlıyorsun’ diye. Gelin hiç cevap vermeden aÄŸlıyordu. Orada bulunanlardan biri ‘o bayan iki yiÄŸit kardeÅŸini kaybetmiÅŸ’ dedi.
Ben bu acının ne demek olduğunu en iyi bilen insanlardanım.
Köy halkı ve en baÅŸta annelerle elbirliÄŸiyle çocuklarımız ölmemesi ve halkımızın geleceÄŸi için barış çabalarımızı sürdürme kararı aldık.
Ve söz verdik birbirmize...
Bundan sonra Kürtler arasında bir çatışmanın olmaması için neler yapmamız gerektiÄŸi noktasında tartışıp çeÅŸitli kararlar aldık.
Alınan kararların ardından hepimiz el ele tutuÅŸtuk ve bir anda ‘Biji aÅŸiti, biji brati’ sloganlarını attık.
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen çağlayan atılmış, 30 Mayıs, 2007 01:12:46çok sürükleyici ve aynızaman tırajik bir gerçek hikaye. umarız geçmişte yapılan toplumsal yanlışlıklar birdaha yapılmaz... umarım bundam böyle ulusal bilinç güçlenir. başarılarınızın devamını dileriz. serkeftın...
-
Gönderen serdar, 30 Mayıs, 2007 01:01:28Cok guzel bir yazi tebrik ederim. ‘Saddam bizi öldürünce başımız dik ve anlımız açıktı. Ama kürt kürtü öldürünce başı eÄŸik ve kalkamaz yerinden’ diyorlardı.



