E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Lahanalar nasıl PKK'li oldu?
- Kürtler ne zaman isyan edecek?/Gülay GÖKTÜRK
- Susmam için Bakan bile beni tehdit etti
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Mardin'deki kayıplar bu kuyuda!
- Gladyo ve buzdağının katmanları…/Ali Bayramoğlu
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- Leyla Zana 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
- Denizli'de faşist saldırı: 1 öğrenci 17 yerinden bıçaklandı
- MİT adına çalışan iki gazeteci
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
- Suskun Özlemim!..
- Gerilla Avareş’i binlerce kişi toprağa verdi
DTP’nin bütün açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, parti programının tamamen Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde olduğu rahatlıkla anlaşılır. DTP’nin temel programını kısaca Türkiye’nin demokratikleşmesidir diyebiliriz. Demokratikleşme dillerden düşmeyen, her derde derman, ama bulunmayan bir ilaç durumundadır Türkiye’de. Prensip olarak demokratikleşme denen olgu olmadan toplumsal sorunların çözümü, bölgeler arası dengesizliğin ortadan kalkması, ekonomik refahın gelişmesi ve hukuk devleti normlarına ulaşılması oldukça zordur denebilir. Demokratikleşme olgusu veya bu olguya ulaşmak; siyasal ve toplumsal sorunların ortadan kalkmasıyla mümkündür. Yani önemli olan şey, ilk etapta demokratikleşme önünde sorun teşkil eden yasaların, kurumların, kuruluşların ve anlayışların ortadan kalkmasıdır. Ancak demokratikleşme bu şekilde sağlanabilir, yoksa halen varlığını sürdüren antidemokratik kurumların ve anlayışların devam ettiği, varlığını sürdürdüğü ve bunun üzerinden güç ve iktidar elde ettiği bir sistemde olacak bir şey değildir.
Sorunu biraz daha detaylı ele alalım ve bu bağlamda kendimize sorular soralım: Demokratikleşme önündeki esas sorunlar ve engeller nelerdir? Türkiye neden demokratikleşemiyor? Romanya, Bulgaristan gibi devletler Türkiye’yi sollayarak Avrupa Birliği’ne girebiliyor ama Türkiye giremiyor, neden? Avrupa Birliği sürecinde yasal reformlar gerçekleştirildi ama hiç birinin toplumsal yaşamda izi bile görünmüyor, neden? Bu ve buna benzer soruların mutlaka cevapları vardır; yoksa da olmalıdır. Kısaca belirtilen sorulara ilk olarak cevap aramak, bizi sorunun çözümüne az da olsa yaklaştıracaktır.
Televizyon karşısına çıkan her politikacı, siyasete ilişkin görüşünü belirten her birey, gazete ve internet köşelerinde yazan her yazar, Türkiye’nin demokratikleşmesi gerektiğini söylüyor. Demokratikleşemeden kurtulma şansımız yok deniyor. Bunu sağcısı, solcusu, liberali, muhafazakarı, kısacasaı hangi görüşte olursa olsun farklı şekillerde dile getiriyor. Dikkat edilirse burada olmayan bir olgudan bahsediliyor. Var olan bir olgu olmuş olsaydı demokratikleşme, o zaman onu aramaya gerek kalmazdı zaten. Demek ki demokrasi yok, ilk olarak onu aramak ve bulmak lazım. Peki ama nasıl? Konuya dair ister uzman ister uzman olmayanlar olsun, hepsinin ortak bir hatası veya yanlışı var; o da şudur: meselenin adı konulmuyor, sorunun nerede yattığına dair plan ve proje yok. Verilen cevaplar insanların istek, arzu ve taleplerini dile getiriyor ama sorunun neden kaynaklandığına dair sorular sorulmuyor. Sorunun temeline inilmiyor, sadece kıyısından köşesinden geçiliyor.
Peki asıl sorun nedir? Demokratikleşmenin önündeki temel sorunlar nelerdir?
Türkiye ‘de yaşanılan sorunların, ister sosyal, ister kültürel, ister ekonomik, ister etnik olsun; hepsinin altında tek bir sorun vardır; o da sistem sorunudur.
Meselenin adını sistem sorunu olarak koyduk ama çok soyut oldu. Biraz detayına girmekte yarar var. Burada mesele sistem sorunudur derken kasıt nedir veya sistemden ne anlamak lazım? Sistem sorunundan bahsederken yapısal (strukturel) bir sorundan bahsediyoruz. Yapısal sistem sorunundan bahsederken asıl anlatılmak istenen şey devlet yapısıdır. Devlet denen siyasal olgu hangi sistem üzerinden inşa edilmiştir? Hangi model devlet yapısını oluşturmaktadır, hangi devlet modeli örnek alınmıştır? Türkiye’nin temel sorunları ve dolayısıyla demokratikleşme sorunu burada kısaca ifade edilen sistem sorunuyla ilgilidir. Bu sistem sorunu detaylı ele alınmadan, yararları ve zararları masaya yatırılmadan toplumun ve devletin demokratikleşmesini beklemek hayal kurmaktan öteye gitmeyecektir.
Bir devletin demokratikleşmesi, ekonomisinin gelişmesi, dünya standartlarında söz sahibi olması, o devletin yapısal olarak hangi devlet sistemi üzerine kurulu olduğuyla birebir ilgilidir. Devlet bir binaya benzer. Temelini iyi attığınızda hiç bir şey olmaz. Deprem olsa dahi az bir hasarla atlatır veya hiç hasar bile görmez. Fakat temeli iyi veya yanlış atılmamış bir devlet normal ölçekli bir depremde bile yerle bir olur. Bina yerle bir olur ve içindekiler büyük olasılıkla hayatlarını kaybederler. Devleti bina olarak algıladığımıza göre binanın içindekilerini de toplumu oluşturan bireyler olarak tanımlayabiliriz. Yani binanın altında kalacak olanlar toplumu oluşturan bireyleridir.
Burada devlet modelinden bahsedilirken, kastedilen şey Türiye’nin Fransa’dan kopya ettiği ulus-devlet modelidir. Ortaya çıktığı zaman dilimi içinde ilerici sayılabilecek ulus-devlet modeli, 21.yy’da demoraktşkleşme önünde en büyük sorunu oluşturmaktadır. Aydınlanma döneminin sonucu olarak ortaya çıkan ulus-devlet, güç ve iktidarın kral ve imparator gibi kurumsal güçlerden alınıp halkın egemenliğine sunularak tarihsel olarak bir ilki oluşturmuştur. Bu modele göre ulus tek ve bölünmez, devlet ise parçalanamaz olarak ifade edilmiştir. Devlet sınırları içinde kalan dini ve etnik azınlıklar ya eritilerek, ya asimile edilerek, ya şiddet yoluyla ya da başka metodlarla ortadan kaldırılmak istenmiştir. Ulus-devlet modeli homojen olmayan toplumu homojenleştirme projesidir.
Demokratikleşmeyi tartışırken, demokrasinin bir sistem, bir devlet modeli olduğunu ve evrensel değerler üzerine kurulu olduğunun altını çizmek gerekir. Ancak demokrasinin ne olduğu anlaşılırsa, o zaman demokratikleşme tartışması anlam kazanacaktır. Devlet olgusu sadece bir organizasyondur. Görevi toplumu organize etmektir. Toplumu organize ederken, toplumu oluşturan bütün farklı toplumsal kesimlere eşit davranmak zorundadır. Eşitlik ilkesi dini, sosyal, etnik gibi sorunların çözümünde kendini gösterir.
Monopol anlamda güç ve iktidar sadece devleti yönetenlerin elindedir. Bir ev reisinin veya aşiret reisinin sahip olduğu güç ve iktidar, devletin yöneticisi olan bir kişinin sahip olduğu güç ve iktidar ile aynı şey değildir. Bu açıdan meclis veya parlamento devletin en önemli kurumlarından biri ve güç ve iktidarın momopol anlamda bulunduğu yerdir. Burada alınan kararlar toplumun nasıl organize edildiği, nasıl yönlenlendirildiği ile birebir ilgilidir. Halk milletvekillerini seçim yoluyla kendisini temsil etmek için parlamentoya gönderir. Parlamentoya giren her milletvekilinin on binlerce insana karşı sorumluluğu vardır, çünkü temsil yetkisini onlardan almıştır. Tek görevi kendisini seçen insanları temsil etmektir. Yani elde ettiği güç ve iktidarı kötü kullanma hakkına sahip değildir. Burada en önemli kriterlerden biri her milletvekilinin gerçek anlamda bir sorumluluk duyarak, vicdanına dayanarak hareket etmesi olmalıdır. Ancak bu şekilde kendine verilen güç ve iktidar ve yetkisini kötüye kullanmamış olur ve bu şekilde sorumlu olduğu toplum karşısında meşruluğunu yıtirmemiş olur.
Belirtilen bu kriterler bir milletvekilinden beklenebilecek en asgari taleplerdir; demokrasinin kurallarıdır ve yerine getirilmesi gerekir. Türk parlamentosunda bulunan temsilcilerin belirtilen kriterlere sahip oldukları söylenebilir mi? Vicdan ve sorumluluk sahibiler mi?
DTP’nin seçim projesine, planına, stratejine yukarıda kısaca ifade edilen ve çerçevesi çizilen devlet modeli ve milletvekili vicdanı ve sorumluluğu etrafında yaklaşmak gerekir. İsterseniz varsayımlardan yola çıkalım: tahimlere göre DTP’nin 30’un üzerinde milletvekili çıkaracağı ve bu şekilde parlamento da grup kurabilceği tahmin ediliyor. Sorunlar da tam bu nokta da başlayacak zaten. İnsanın aklına gelen ilk soru DTP’li milletvekillerin parlamento da nasıl hareket edecekleridir. İkincisi DTP’nin dışında bulunan siyasi grupların DTP’ye karşı nasıl davranacaklarıdır.
HEP’li milletvekillerin 1991 yılında başına gelenler tekrar yaşanacak mı? En önemli soru bu aslında? Bu da tamamen DTP’li milletvekillerin takınacağı siyasi tavıra bağlı olacak. 1991 yılından bu yana ne Türk devleinin yapısı değişti, ne de buna bağlı olarak parlamentonun. Anlatılmak istenen şey şudur: yukarıda çerçevesi çizilen devlet modeli DTP’li milletvekillerini parlamento da sıkıştıracağa ve zorluyacağa benziyor. Burada sadece milletvekili andını örnek alacak olursak bile, DTP’li milletvekili olacakların ne tür zorluklarla karşı karşıya oldukları kolaylıkla anlaşılacaktır. Türk anayasasının 81’nci maddesi milletvekili andını şöyle öngörüyor:
“ Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adelet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim” (Bkn. Ergun Özbudun. Türk Anayasa Hukuku. 8.Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2005, s.276).
Bu andı yorumlamaya gerek var mı; bilemiyorum. DTP’li milletvekillerinin bu noktada nasıl haraket edecekleri merak konusu. Devletin yapısı değişmediğine göre, değişim DTP’den beklenecektir.
Türk andı yukarıda anlatılmaya çalışılan ulus-devlet modelinin bir yansıması. Her şeyin teklik üzerine kurulu olması bu modelden kaynaklanıyor. Avrupa devletleri ulus-devlet anlayışından dolayı kendi aralarında yaklaşık 250 yıl savaştılar; iki dünya savaşına yola açtılar. Fakat ikinci dünya savaşından sonra bu devlet modelinin 20.yy.’ın sorunları karşısında çözüm olamayacağı naktasına vardılar. Geçte olsa bu modelden vazgeçip, uluslar üstü olan Avrupa Birliği’nin temellerini attılar.
DTP’nin parlametoya girmesi ciddi anlamda bir şeyi değiştirmeyecektir; çünkü yapısal sorunların çözümü sadece DTP’nin takınacağı tavırla ilgili değildir. DTP sadece yapısal sorunun çözümüne bir ölçüde katkı sunabilir ama tek başına değiştirme şanına sahip değildir. Ayrıca yapısal sorunların çözümü için proje hahibi olup olmadığı da tam net değildir. Demokratikleşme söylemi çok genel bir söylemdir, içi yapısal sorunların çözümü şeklinde doldurulmadığında fazla bir şey ifade etmeyecektir.
Not: Kalp krizi sonucu yaşama veda eden sevgili Orhan Doğan’ın ailesine başsağlığı diliyorum.
topcuoglu@aktuelbakis.com



Güncel