E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- İnfaz edip kulağını kestiler, üzerinde sigara söndürdüler
- Gerilla TV yayına başladı
- PKK vuruyor, ancak istediğini elde edemiyor/Mehmet Ali BİRAND
- HPG hayatını kaybeden 9 gerillanın kimliklerini açıkladı
- Obama Kürt devletini kurdurur /Serar Turgut
- TOPAL OSMAN’DAN ERGENEKONA/Sadık Varer
- Sanatçı Brader gözaltına alındı
- Biz Dört Bacıydık..! /Şerif Kaplan
- Mardin'de sağ yakalanan iki gerilla kurşuna dizildi
- HPG Komutanı Nuda Karker yaşıyor
Çok Yorumlananlar
Kürdlere gelince, Aysel Tuğluğun son açıklamasının üzerinde uzun bir süre geçmesine rağmen neden öyle bir açıklama yaptığı konusunda bir şey söylememesi, sessiz kalması büyük bir talihsizlik olarak bu seçimlere gölge ettiğini biliyorum. Sesli ifade edilmese de çok ciddi anlamda sandıklara yansıyacağını biliyorum. Kürdlerin okumuş, bir şekilde Kürd özgürlük Mücadelesine omuz vermiş kesimlerin bunu içine sindirmediğini, kendilerine bir hakaret olarak gördüklerini tahmin etmek zor değil. Bu noktada bana gelen çok sayıdaki e-maillerde de kestirebiliyorum.
Seçimler ve Vicdanlar / Şerif Kaplan
Bir insanın bünyesine, kanına irin bulaşmışsa, bu demektir ki o insanın her yeri irinleşmiştir. Toplumlar ve sistemler içinde aynı şey geçerlidir. Toplumlar veya sistemler bir insan yapısı gibidirler. Kirlilik başladı mı, onun temiz tutmak çok zor oluyor.
Türkiye’deki sistem baştan sona kirli olduğunda, onun bir yerinde tutup, şurası iyidir, şurası temizdir veya şu iyidir bu iyidir diyemesin.
Sistemin kirliliği, kendisini oluşturan ayakları da kendisine benziyor ve baştan aşağı aynı kanla besleniyor.
Seçimlere kısa bir süre kala, Türkiye’de hiç eksilmeyen askerin ayyak sesleri, temposunu biraz daha yükseltti. Söylemler daha açık bir şekilde dile getirildi. İstekten çok bir emir gereği, olması gerekenmiş gibi dayatıldı. Askeri emir komuta zinciri içinde insanları tek tip yapmak, tek tip düşünmek, zaman ve modası geçmiş söylem ve düşünceler peşinde sürüklemek için, olması gerekenin çok ötesinde bir noktada açıktan müdahale edildi.
Sistemin ayaklarından birisi olan Türk Siyasi partileri gecikmediler, gereği ne ise onu yapmak için bir yarış içine girdiler. En çok kim “en büyük asker, bizim asker” diye bağırırsa, yarışı o kazanacakmış gibi askerin ayyak seslerinin temposuna göre onlarda seslerini yükselttiler. Ve şimdi sokaklarda politika üretmek, mevcut krizlerin nasıl aşılacağı, ekonomik gelişim, insan hak ve özgürlüklerin nasıl daha iyi güvence altına alınacağı, sağlık, eğitim, kültür vb konularda kamuoyuna projelerle gitmek, onlara kendilerini anlatmak yerine, askeri rahatlatmak, onları ikna etmek, onların güvenini almak için ellerinde geleni yapıyorlar. Bu noktada da askeriye hedef göstermişti zaten. “Ne Mutlu Türküm demeyen her kes düşmandır” Eh, mevcut koşullarda kim demiyor? Kürdler. O halde politika belirlenmiştir. Başka bir şey söylemenin gereği yoktur.
Bütün partilerin seçim meydanlarındaki söylemleri “Apo'yu asma ve G.Kürdistan'a müdahaleye” kitlenmiş durumda. Sanki Türkiye bütün sorunlarını çözmüş, geriye bir tek bunlar kalmış. Hadi diyelim siz bu söylediklerinizi yaptınız, sorunları çözecek misiniz?
Sayın Öcalan'ı astınız, G.Kürdistan' a girdiniz? ne olacak, Kürd sorunu bitecek mi? veya Kürdler bitecek mi? elbette hayır, sadece kendinizi kandırıyorsunuz.
Aslında şöyle bir aynaya baksalar, kendilerinin görüntülerini görecekler. Ama onlar aynada yansıyan politik yüzü görmek istemediklerinde, yansıyanların kendileri ile alakası yokmuş gibi pişkin davranıyorlar.
Kabile toplumlarda bile görülmesi zor bir karmaşa ile karşı karşıyayız. Avrupa toplumlarında, politik başarısızlığa uğrayan bir lider, bir siyasi kişilik hemen kendi köşesine çekilir ve bir daha politik sahneye çıkmaz. Ama Türkiye de başka bir şey yaşanıyor. Yıllarca “solculuk” “alevi”, “sağcı”lık yapmış biri, bir başka partide rahatlıkla yer alabiliyor. İnsan dışarda şöyle bir bakınca, “bu kadar yüzsüzlük çok fazla” diyor. Çünkü Hiçbir ahlaki kural, hiçbir değer yargısı bunu kabul etmiyor. Sen yıllarca “solcu”luk yapacaksın, avrupa da Alevi Federasyonu adına yöneticilik yapacaksın, bilmem hangi partinin milliyetçi kanadından yer alacaksın, sonra da gidip dini veya “sol” bir parti içinde yer alıp, “efendim ben orda yapamadıklarımı burda yapacağım” diyeceksın ve bunu değişim adına yapacaksın. Bunun adı her yerde ve her düşüncede “dönekliktir” ve kimse de döneklere inanmaz. ancak onları işlerine geldiği kadar kullanırlar ve çöpe atarlar. Gittiğin yeri bir tarafa bıraksan, sen hiç mi kendinden utanmıyorsun? Tabi ki utanma olsa zaten böyle bir şey yapmaz.
Kim bilir belki Ertuğrul Günay karısını kapatır, türbanlı yapar veya Erdoğan açılışlara ellinde şarap bardağını havaya kaldırarak kutlar. Orası Türkiye belli mi olur!
Bütün bu gelişmeler resmi olmayan bir talimat gereğidir. Herkesin bildiği, Evren döneminde cezaevleri için çıkarılan bir talimname vardı, “Karıştır Barıştır” Kenan Evren bütün baskılarına rağmen başaramadı ama Siyasi Partiler arasında gerçekleşti.
Benzer bir durum da Kürdlerin bazı kesimlerinde yaşanıyor. Yani, onlarda efendileri veya moda deyimle “Beyaz”a özeniyor. Özendiğin beyaz bir kez kendisi için bir şey değil, sen daha ona bezemeye veya gölgesi gibi davranmakla ne elde edeceksin.
Seçim propagandaları Kürdlere hakaret etmek ve Sayın Öcalan’ı asmaya kitlenmiş durumda. Böylesi, kendi vatandaşına düşmalık eden bir başka devleti çağımızda görmek olanaksızdır. Bir kere Öcalan , senin yasalarına göre yargılamış gereken ne ise yapıyorsun. Bu noktadan sonra onun yaşamı üzerine polilitika yapman, ancak acizliğini ve tükenmişliğini gösterir ve birde Kürd halkına olan düşmanlığını. Öcalan belki ellinde ve onun üzerinde politika yapıyorsun ama arka planda senin ne kadar Kürd halkına düşman olduğunu gösteriyor ve artık Kürdler de bunu farkındalar.
Evet, bazı Kürdler, sahibine benzemek istiyen, hatta şu andaki politikalara yağ, destek anlamına gelen açıklamalar yapıyor olsalar da, sizin kirli politikanızı gizlemez.
Askeriye CHP-MHP'li bir koalisyonu görmek istiyor, aksisi olursa, mevcut bunalım ve kriz iyice derinleşerek devam edecek.
Kürdlere gelince, Aysel Tuğluğun son açıklamasının üzerinde uzun bir süre geçmesine rağmen neden öyle bir açıklama yaptığı konusunda bir şey söylememesi, sessiz kalması büyük bir talihsizlik olarak bu seçimlere gölge ettiğini biliyorum. Sesli ifade edilmese de çok ciddi anlamda sandıklara yansıyacağını biliyorum. Kürdlerin okumuş, bir şekilde Kürd özgürlük Mücadelesine omuz vermiş kesimlerin bunu içine sindirmediğini, kendilerine bir hakaret olarak gördüklerini tahmin etmek zor değil. Bu noktada bana gelen çok sayıdaki e-maillerde de kestirebiliyorum.
Doğru olanı, Aysel Tuğluğun bu noktada halkı aydınlatmasıydı veya adaylıkta çekilmesiydi ama bunu yapmadı.
Tamda bu noktada yanlışa karşı, yanlış bir politika ile gitmemek gerekiyor. Kimi Kürdlerin yaptığı gibi karşı durarak, kampanya açarak yanlışlar düzeltilemez. Doğru durmak, doğruyu söylemek ve doğru üstüne gitmek gerekiyor.
Bu seçimlerin çok açık sonuçları olacağını kestirmek için kahin olmaya gerek yok. Seçimlerden sonra, Kürd halkının kaderi yeniden belirlenecek bir anlamda. Kuzeyi ile Güneyi ile. Şu anda ki gidişat, kürdlerin yok edilmesi üzerine planlar yapılıyor.
Bu nedenle Aysel Tuğluğun açıklamasını bütün Kürdlere mal edip, bağımsızlara oy vermemek, en azında Aysel’in açıklaması kadar yanlış bir duruştur.
Sözün kısası, seçimlerden sonra başımızın üzerinde Demoklasın kılıcı sallanacaktır. Bu nedenle herkes elini vicdanına koyup oyunu kullanmak zorunda. Ya askeriyenin istediğine oy verecek, Kürdlerin başında salanan Demoklasını kılcını güclendirecek veya karşısında oy kullanacak.
Sonrasında kimsenin sana hakaret etmesine izin vermeyeceksin...
Şerif Kaplan



Güncel