E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Lahanalar nasıl PKK'li oldu?
- Kürtler ne zaman isyan edecek?/Gülay GÖKTÜRK
- Susmam için Bakan bile beni tehdit etti
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Mardin'deki kayıplar bu kuyuda!
- Gladyo ve buzdağının katmanları…/Ali Bayramoğlu
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- Leyla Zana 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
- Denizli'de faşist saldırı: 1 öğrenci 17 yerinden bıçaklandı
- MİT adına çalışan iki gazeteci
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
- Suskun Özlemim!..
- Gerilla Avareş’i binlerce kişi toprağa verdi
Kapitalizmin yeni bir tarihsel evresi olarak algılanan küreselleşme süreci uluslar arası ilişkilerde güç dengelerini yeniden şekillendirmektedir. Büyük kapitalist güçler arasındaki rekabet, çatışma, ittifak vb. kavramlar yeniden tanımlanmaya başlandı. Sermayenin uluslar üstü yani küresel bir boyut kazanması, aynı zamanda dünya kapitalist güçlerin ilişkilerini önemli oranda etkiledi.
Dünyanın en büyük küresel işgal gücü ABD, dünyayı tek başına yönetemeyeceğini çok açık olarak gördü. Özellikle Ortadoğu ve Avrasya’da denemeye çalıştığı ‘Küresel ABD İmparatorluğu’ hayali fiilen boşa çıktı. Bunun için AB ile dünya’nın egemenlik alanlarını paylaşımı konusunda zorunlu olarak bir ittifaka gitti. Kapitalizmin iki önemli gücü olan ABD ve AB arasında stratejik bir uzlaşma oluşmaya başladı. Böylece küresel merkez güçlerin belirlediği ‘transatlantik’ politikası fiilen uygulanmaya konuldu. Bu aynı zamanda dünyanın politik güç dengeleri bu iki blok arasında yeniden belirlenmesi anlamına geliyor.
2006 yılı verilerine göre dünya ülkelerinin Gayri Safi Milli Hâsılası yaklaşık olarak 36 trilyon dolardır. ABD yüzde 33 pay ile GSMH’nın 12 trilyon dolara sahip. AB’nin payı ise 13 trilyon dolarıdır. Yani dünya ekonomisinin yüzde 67’sini, bu iki küresel kapitalist blok oluşturmaktadır.
Dolar dünya ekonomisinde belirleyiciliğini korumakla birlikte, uluslar arası ekonomik ilişkilerde dolar-Euro dengesi oluşmuş durumdadır. Küresel sistemin iki stratejik kurumu olan Dünya Bankası(DB) ve Uluslar arası Para Fonu(İMF) yönetimleri bu iki blok arasında paylaşılmaktadır. DB Başkanlığına ABD’li bir bürokrat, İMF Başkanlığını ise AB kökenli bir bürokrat yürütmektedir. Küresel kapitalist sistem bakımından son derece önemli olan Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) içerisinde ABD-AB ittifakı belirgin olarak ön plana çıkmaktadır. Dünya kapitalist sistemin küresel askeri gücü işlevine sahip olan NATO, bu iki blok adına dünyanın işgal edilmesi için kullanılmaktadır. NATO’nun askeri giderlerinin 155 milyar dolarını ABD, 143 milyar dolarını AB ülkeleri karşılamaktadır. Sanıldığı gibi NATO, ABD tarafından yönetilmiyor. AB’nin askeri yönetim mekanizmasında etkinliği ciddi oranda artmaktadır.
2005 yılında ABD’nin AB’ne ihracatı 760 milyar dolar, AB’nin ABD’ye ihracatı ise 830 milyar dolarak olarak gerçekleşmiş. Ekonomileri iç içe geçmeye başlayan iki blok arasındaki yapılan ekonomik anlaşmalarla fiili bir ortak Pazar oluşturulmuş durumda. Bundan ABD ve AB patentli küresel tekelleri arasında artan uluslar arası işbirliğinin önemli bir etkisi var. ABD patentli en büyük şirketlerinin en büyük ortakları AB kökenli tekeller oluşturmaktadır. Tersen AB sınırları içerisinde bulunan tekellerin hisse senetlerinin önemli bir kısmı ABD patentli küresel tekellerin elinde bulunmaktadır.
ABD ile AB’nin stratejik eksen ülke ve bölgelerinin birbirlerinin denetimine açmaktadırlar. Latin Amerika kıtasına yönelik ekonomik yatırımlara fiilen ambargo uyguluyordu. ABD- AB küresel ittifakı ekseninde Brezilya ve Meksika, AB’nin stratejik eksen ülkeleri kategorisine girdi. Tersten AB’nin denetiminde bulunan Kuzey Afrika’da ABD’nin ciddi bir etkinliği artmaktadır.
ABD-AB ittifakının ön plana çıkan en önemli yanı ‘azami karın’ yoğunluklu olduğu bölgelerin birlikte kontrol altına alınmasıdır. Özellikle enerji yataklarının bulunduğu Ortadoğu ve Avrasya bölgesinin denetim altına alınması için, ortak stratejiler geliştirilmeye başlandı. Afganistan birlikte işgal edildi. Irakta bulunan işgalci güçlerin önemli bir kesimi ABD’den sonra AB ülkelerinde oluşmaktadır. Küresel sömürgeciliğin deneme alanı olan Ortadoğu politikası artık ABD-AB ortak stratejisi olarak değerlendirilebilinir. Özellikle Filistin, Lübnan, Suriye ve İran’a yönelik geliştirilen politikalarda bu tek merkezli durumu görmek mümkündür.
ABD ve AB’nin stratejik hedeflerinden biri olan Avrasya kıtasına yönelik geliştirilen politikaların ‘tek’leştirilmesi Rusya ve Çin’e yönelik uygulamaya konulan ‘çevreleme’ stratejisi çok askeri ve ekonomik alanda çok belirgin olarak hissedilmektedir. Avrasya için oluşturulan iki blok’un stratejik ittifakı küresel sömürgecilik bakımından oldukça önemsenmektedir.
Dünya kapitalist sisteminin uluslar arası ilişkileri, kürsel ekonominin aldığı yeni biçimler ekseninde şekillenmektedir. Dünya çapında birbirleriyle rekabet ve çatışma halinde olan iki küresel blok’un oluşturmaya başladığı stratejik ittifak hem dünya kapitalist ilişkiler sistemini önemli oranda etkileyecek hem de kapitalist küreselleşmeye karşı gelişen uluslararası toplumsal hareketlerin pratik politik yönelimlerinde bir kısım değişiklikleri kaçınılmaz hale getirecektir. Bu nedenle küresel kapitalist sistemdeki gelişmeleri doğru okumak ve gerekli politik-ideolojik sonuçları çıkarmak önemlidir.
Mustafa Peköz
Gokyuzu9@msn.com



Güncel