E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Lahanalar nasıl PKK'li oldu?
- Kürtler ne zaman isyan edecek?/Gülay GÖKTÜRK
- Susmam için Bakan bile beni tehdit etti
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Mardin'deki kayıplar bu kuyuda!
- Gladyo ve buzdağının katmanları…/Ali Bayramoğlu
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- Leyla Zana 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
- Denizli'de faşist saldırı: 1 öğrenci 17 yerinden bıçaklandı
- MİT adına çalışan iki gazeteci
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
- Suskun Özlemim!..
- Gerilla Avareş’i binlerce kişi toprağa verdi
Sokaklara dökülen insanların “ kan” istemesini hayretle seyrediyorum. Daha fazla kan dökülünce acaba ne hissedecekler? Bu kadar intikamcı duyguları geliştiren anlayışın kime özellikle sokaklara dökülenlere ne faydası olacak? 29 Ekim kutlamalarını Kremlin meydanındaki kutlamalar gibi yapmanın amacı ne? Diktatör rejimlerinde yaşanacak olayları tekrar sahneye koymak ne kadar doğru olabilir. Hem de bu çağda…!
‘TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR’ / Dicle Anter
Bu başlığı bilinen bir kitabın adından esinlenerek koydum. Gerçekten de günümüzün akışına bakarsak bu soruyu kendimize sormak gerektiğine inanıyorum. Sokaklara dökülen insanların “ kan” istemesini hayretle seyrediyorum. Daha fazla kan dökülünce acaba ne hissedecekler? Bu kadar intikamcı duyguları geliştiren anlayışın kime özellikle sokaklara dökülenlere ne faydası olacak? 29 Ekim kutlamalarını Kremlin meydanındaki kutlamalar gibi yapmanın amacı ne? Diktatör rejimlerinde yaşanacak olayları tekrar sahneye koymak ne kadar doğru olabilir. Hem de bu çağda…!
Sorunlara tepeden bakmakla olmaz bu işler derinlere gitmek gerekir. Bu kutlama harcamaları da işin başka bir boyutu. Haberlerde her gün bomba yağdığını ve PKK’lilerin sıkıştığı yönünde bilgiler alıyoruz. Bombalanan yer neresi; Türkiye toprakları. Ormanların yakılması doğanın alt üst olmasının kime faydası olur ki? Sonrada küresel ısınmadan dolayı İstanbul ve Ankara’da su sıkıntısı çekildiği zaman bahaneler üretilir. En somut bahanenin üstü de örtülür. İnsan kıymetinin olmadığı bir toplumda ağaçların ne kıymeti olur sözü burada kendisini doğruluyor. PKK yi bitirmek için kullanılan kurşun, akaryakıt ve bombaların maliyeti ayrıca operasyona çıkan askerlerin mesaisi de eklenince büyük bir maliyet ortaya çıkıyor ama doğada yapılan tahribatın maliyeti söz konusu dahi edilmiyor. Kaz dağında siyanür, Cudi’de bombalar, sokaklarda yağmalamalar… Bunlar sonu gelmeyecek bir savaşın korkunç bilânçosu.
Çözüm için kürsüye geçenlerin konuşmalarını dinleyince insanın tüyleri ürperiyor. Bahçeli hücum pozisyonunda, saldırıyor. Ecevit, Clinton’ın yanında durduğunda senin görevin neydi o zamanlar diye sorarlar adama. Öcalan size teslim edildi sorunu çözün diye ama sizlerin yanlış politikası ülkeyi bugünkü durumuna getirdi. Şimdide ne yüzle Bush’u Ankara’ya çağırıyorsun. Birkaç fazla oy alma düşüncesiyle kitleri kışkırtmanın anlamı ne. Baykal’ın önerisi daha da düşündürücü. Onun konuşmaları zaten kimsenin umurunda değil. “Sınırların çizgisi değiştirilsin”- Karayalçın’ın bu fikrini benimsiyor - ve ayrıca “oraya bir güvenlik hattı kurulsun” diyor. Çözüm önerileri hep savaş üzerinden. Siyasi bir önerileri yok Çünkü kapasiteleri o kadar, hep hazıra konmuşlar.
Gözler şimdi 5 Kasıma çevrilmiş durumda. Bu güne kadar ordu elindeki bütün imkânları kullanacak ve oradan gelen bir çift söz üzerine durumunu değiştirecektir. Kimseden icazet almayız sözüne de kimse inanmıyor, zira geçmişte yaşanan olaylar bunun bir göstergesidir. Şu an NATO üyesi olarak bazı girişimlerde bulunulmasına bakmayın ABD’nin çıkarlarına ters düşen bir hareket olursa tıpış tıpış geri adım atılacaktır. Amerika 1 Mart tezkeresini hiç unutmaz. ABD’siz Türkiye’nin savaşa girmesinin boyutları çok farklı olacaktır ve bundan en zararlı Türkiye çıkacaktır. Şu da bir gerçektir ki savaşı isteyenler Türkiye’nin de bölünmesini istemektedir. Savaşın ayrıca alan genişletmesi ve şehirlere taşınması demek felaketin başlangıcı olacaktır. Şehirdeki sivil insanların ölüm ve yaralı haberleri başlayınca yeni durumlar ortaya çıkacaktır. Hiç kimse bu gibi şeyleri yaşamak istemez. Başa geldikten sonra önlem almanın bir anlamı yok esas başımıza gelmeden önlem olmak önemlidir.
Türkiye şu anki siyaseti ve askeri duruşuyla savaşa koşuyor ama koşu şekli maraton mu olacak yoksa kısa koşucu yarışı mı olacak önümüzdeki günlerde buna tanık olacağız. Ne olursa olsun savaşı durdurmak için herkes elinden geleni yapmalıdır. Yetkili ağızlar beyanlarına dikkat etmelidir. Kürt- Türk çatışmasını destekleyen demeçler acıların üzerine daha da acı katacaktır. Kitlesel refleks barış için olmalıdır savaş için değil.



Güncel