Yeryüzünün Lanetlileri

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 22 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Eğer bir insanda utanma duygusu yoksa, sorumluluk hissi taşımıyorsa, ahlaki değerlere sahip değilse, hak ve hukukun ne olduğunu bilmiyorsa, o insan herşeyi yapabilir. İnsanlığın ortak değerlerine saldıran, kendine ve ulusuna layık gördüğü hiç bir hak ve hukuku başka bir bireye ve ulusa layık ve reva görmeyen bir insan, lanetli bir insandır. Her toplum bireylerden oluşur; her birey kendi topluma karşı, hatta yabancı toplumlara karşı sorumluluk taşır veya taşımalıdır. Insanları, toplumları birarada tutan şey, bu karşılıklı sorumluluk duygusu ve etik değerleridir. Etik değerleri ve sorumlulukları olmayan bireyler ve toplumlar birarada yaşayamazlar.

Lanetli olmak sadece insanlara ait bir olgu değildir. Aksine devletler de lanetlidirler. Bunun en bariz örneği Türkiye’de yaşanıyor. Türkiye lanetli bir devletdir; yurttaşını köle eden, kişiliksizleştiren, kendine boyun eğmesini bekleyen, zihinsel olarak ortaçağ döneminde kalan bir devlettir. Bireyini ve toplumunu kendine benzeten bir devletin, sadece lanetli bireyi ve toplumu olabilir zaten. İnsan, her şeyden önce insandır ve insan olmaktan kaynaklanan hakları vardır. Bu haklar, dünyada yaşayan bütün bireyler, halklar ve uluslar için eşit derecede geçerlidir. Devletin çıkarlarını koruma adına hiçbir insanın hakkı ve hukuku ihlal edilemez. Sorun ne olursa olsun, insan ilk etapta etik değerleriyle, sorumluluk duygusuyla hareket edebilmelidir.

Fakat bu etik değerlere sahip, sorumluluk hissi taşıyan –istisnalar hariç- ne bir bireye, ne de kuruma rastlamak mümkün Türkiye’de. Etik değerlere sahip olan bir insan veya bir kurum, insanların üstüne 100 ton bomba atıldığında sevinmez, aksine kendini rahatsız hisseder ve sorumluluk duygusuyla devletinden hesap sorar. Hesap sorar, çünkü vicdanı rahat değildir. Fakat vivdanı rahat olanlar, etik değerlere, sorumluluk duygusuna sahip olmayanlar, 100 ton bomba birilerinin başına atıldığında rahatsız olmazlar, aksine daha çok sevinirler. Çünkü onlar lanetlidirler.

Ortaçağ zihniyetini taşıyan Türk devleti bireyini ve toplumunu kendine benzetti. Toplumda etik değeri olmayan, sorumluluk taşımayan, vicdanı ile hareket etmeyen bireyler yarattı. Bu toplum ve bireyleri devleti korumak adına yüzyıllardır birlikte yaşadığı bir topluma karşı vicdansızlaştı. Bundan dolayı da lanetli bir toplum haline geldi.

Ben bir insanım, insan olduğum için düşünebiliyorum ve vicdanım var. Düşünebiliyorsam, vicdanım varsa, acı çekebiliyorum demektir. Gerekçesi ne olursa olsun, ister devleti korumak, ister stratejik ilişkiler, ister politik ve ekonomik çıkarlar olsun, eğer birilerinin kafasına 100 ton bomba yağarsa, o zaman ben insan olduğum için utanırım. Bundan utanç duyarım, çünkü ahlaki değerlerim müsaade etmez buna. İnsani vicdanıma, etiğime, sorumluluğuma sindiremem bunu. Sindirirsem eğer, o zaman bende lanetlenmiş olurum. Lanetlenmek istemiyorsam eğer, o zaman kimin başına 100 ton yağarsa yağsın, ister seveyim ister sevmiyeyim, insan olduğum için karşı çıkarım buna. Karşı çıkışım sadece insan olduğum içindir, yoksa herhangi bir millete ait olmakla, herhangi bir devletin vatandaşı olmakla, herhangi bir etnik grubun dilini konuşmakla ve kültürüne ait olmakla ilgili değildir. Kendisine insanım diyen herkesten de bunu beklerim ben.

Türk medyasının ünlü asker kalemşörlerinin adlarını bile anmak istemiyorum burada. Mesela Ertuğrul Özkök’ü düşündüğümde midem bulanıyor. İster sağcı, ister solcu, ister liberal, ister sosyalist olsun, büyük çoğunluğunun kaleminden kan akıyor bu tür yazarların. Bunların hepsi insan olmayı unutmuş, unuttukları içinde lanetlenmiş yazarlardır. Aslında yazar demek doğru olmaz. Bunlara en iyisi lanetlenmiş kan tüccarları demek lazım.

İnsan olmak varolmak demektir. Yazarın dediği gibi; ‘Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’. Ne kadar güzel söylemiş edebiyatın ustalarından Milan Kundera. Var olmanın hafifliği acı çekebilmektir; utanç duyabilmektir; etik değerlere sahip olabilmektir; sorumluluk duyabilmektir. Vorolmanın felsefesini anlamak için Jean-Paul Sartre’yi okumak lazım. Yıllar önce okuduğumda bana birşeyler verdi Sartre; sadece varolmanın felsefesini öğrenmedim ondan, aynı zamanda Franz Fanon’u tanıdım.

Evet, Franz Fanon’un ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ dediği ünlü klasik eserine önsöz yazmıştı Sartre. Okuduğumda derinden etkilenmiştim. Fanon, siyah ve ikinci sınıf vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliğini, ırkçılğa maruz kalmanın ne anlama geldiğini, batı sömürgesinin sömürge ülkelerde yarattığı ezik, yitik, hasta kişilikleri eserinde eleştirisel bir üslupla ele alıyordu. Fanon, ne de olsa, hem psikiyatr hem de bir düşünür/felsefeciydi. Fakat çok genç bir yaşta kan kanserine yenik düşmüştü (1925.1961). Fanon, Afrikalı bir siyah olarak yaşamının en önemli yıllarını ‘Cezayir Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nde yer alarak geçirmişti.

Fanon için lanetli olan sadece batı sömürgesi ve aydını değildi, aynı zamanda batı sömürgesinin yarattığı sömürge insan kişiliğiydi. İnsan Türk medyasnı takip ettiğinde Fanon’un ne demek istediğini daha iyi anlıyor. Aradan yaklaşık elli yıl geçmiş olsa da...


topcuoglu@aktuelbakis.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (2 Yazılmış)

  • Gönderen Hüseyin Aydogdu, 20 Aralık, 2007 19:08:06
    Günlerden beri takip ettigim TR-Meydasinda 'Taraf'daki 'Paşa çocukları' haberinden hic bahsedilmiyordu-Neden acaba?: http://tarafgazetesi.wordpress.com/ 2007/12/12/ turkiye%e2%80%99deki-butun-sorunlari-cozecek-formul-pasa-cocuklari/ #more-9
  • Gönderen Ayfer, 20 Aralık, 2007 13:20:23
    Bir benzetme ve yorum ancak bu kadar guzel olur. kaleminize saglik.

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com