E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
ABD’nin istihbarat ve araştırma servislerinin ‘İran’ın nükleer silah araştırmalarını durdurduğu’ biçiminde hazırlamış olduğu raporun kamuoyuna yansıması ile ABD’nin önde gelen stratejisyenlerinin ve Pentagon danışmanlarının eş zamanlı olarak yaptıkları açıklamalar birbirini tamamlar niteliktedir. ABD, önümüzdeki süreçte Ortadoğu politikasındaki dengeleri orta erimli bir süreçte büyük bir olasılıkla yeniden belirleyecektir. İran’ın politik stratejinin merkezi olma olasılığı yüksektir. Bu değişimde askeri güç kullanımı giderek zayıflayan bir olasılığa dönüşürken, uluslar arası diploması öncelikli olarak ön plana çıkmaktadır.
Pentagon’un en önemli askeri stratejisyenlerinden Thomas Barnett, ABD’nin Ortadoğu’da başarılı olması için ‘ İran politikasında’ gerekli değişikliklerin yapılması gerektiğini vurgularken şunları belirtiyor: “İran’la yapılacak büyük pazarlığı hayal etmek zor olmamalı. İran nükleer bombayı elde eder, diplomatik tanıma gerçekleşir, yaptırımların kaldırılması ve serbest ticaretin açılmasını İran’ın şer ekseninde çıkarılması izler. Karşılığında, İran, ABD’ye Filistin’de iki devletli çözüm ve Şii çoğunluğun kontrolündeki istikrarlı bir Irak için uzun dönemli destek vermeli, bölgedeki terörist gruplara sağladığı desteği kesmeli, Suriye’ye Lübnan üzerindeki egemenliğine son vermesi için ortak baskı uygulanması ve daha çok sembolik olarak İsrail’in diplomatik tanınma süreci ile bu devletin var olma haklarının resmi deklarasyonu. Bu adımların atılmadığı bir ortamda Ortadoğu’nun gelecek barışını hayal edemeyiz. Bu nedenle İran’ın on yıllar içinde nükleer bomba elde etmesinin Ortadoğu barışı için olabilecek en iyi olasılık olarak görüyorum…”
ABD’nin politik stratejisinde meydana gelebilecek bir değişiklik, İran’ın bölgesel güç olma politikası ile de doğru orantılıdır. Doğal olarak İran’ın bölgesel güç ilişkileri içerisinde konumlandırılması, aynı zamanda İran’ın küresel sisteme bütünlüklü olarak adapte olmasını sağlayacaktır. “Eğer Amerika, İran’ın sorumluca hareket etmesini istiyorsa, İran’a bölgede sorumluluk vermek zorundadır…” değerlendirmesinde bulunan ABD eski savunma bakan yardımcılarından Joseph Nye Jr, İran’ın bölgesel güç olması gerektiğine ilişkin ABD’nin politikalarında meydana gelebilecek bir kısım değişikliklere önemli bir vurgu yapmaktadır. İran’ın istediği tam da böylesi bir roldür.
Bu değişiklikler ABD ve İran arasındaki ilişkilerin alacağı boyuta bağlı olarak somutlaşacaktır. ABD’nin yürürlüğe koyduğu bu politika, daha çok orta ve uzun vadede uygulanacak bir stratejidir. Bunun ilk verileri somut olarak ortaya çıkmış durumda. Irak sorunu nedeniyle dışişleri heyetleri arasında başlayan görüşmelerin fiilen dışişleri bakanları görüşmesine dönüşmesi, ABD’nin İran politikasında belirgin bir değişikliğe gittiğini göstermektedir. ABD ile İran ilişkilerindeki gelişme, Ortadoğu’nun politik yönelimlerinde, stratejilerinin belirlenmesinde ve bölge ülkelerinin konumlanışlarında önemli değişimleri ‘zorunlu’ hale getirecektir.
Birincisi, İran’ın ile ABD arasındaki ilişkilerin resmileşmesi ve stratejik yönelimlerinin gelişmesi, aynı zamanda Çin ve Rusya’nın İran üzerindeki ekonomik egemenliğini yeniden dengeleyecektir. AB-ABD ittifakı da İran’ın ekonomik ve politik yönelimlerini önemli oranda etkileyecektir.
İkincisi, ABD bakımından önemli bir eksen ülke olan Türkiye’nin stratejik durumunda bir değişiklik gündeme gelebilir. İran’ın hem jeografik yapısı hem de jeoekonomik ve politik rolü, dengeleri Persler lehine değiştirebilir. Stratejik konumu nispeten zayıflayan bir Türkiye, Ortadoğu’da daha edilgenlik bir konuma gelebileceği gibi iç politikada çok daha ciddi sonunlar yaşayacaktır.
Üçüncüsü, Böylesi bir politik yönelim, ABD’nin Kürt politikasında bir değişikliği gündeme getirebilir. Bugünkü konjektürel durumun etkisiyle Güney Kürt bölgesini koruduğunu iddia eden ABD, İran ile ortaya çıkabilecek ilişkilerde Kürtlere karşı tersten bir tutum alma olasılığı oldukça yüksektir. Kürt sorunu İran’ın da en önemli iç politik sorunudur. Türkiye gibi iç politik krizin ana halkasını Kürt sorunu oluşturacaktır. Bu nedenle PKK’nin tasfiyesi için Türkiye önemli destekler sunan ABD, aynı şekilde İran’a da gerekli stratejik ödülü verecektir. Bu nedenle Güney Kürdistan’ın devletleşme sürecini kesintiye uğraması ‘ciddi bir tehlike’ olarak görülmelidir.
ABD’nin İran ve Türkiye ilişkisinin en önemli halkası, işgalci devletlerin mevcut statükocu yapılarının korunmasıdır. Bu nedenle ABD’nin ‘PKK bizim de düşmanımızdır. Türk ordusu, PKK’yi bitirene kadar operasyonlarına devam etmeli’ biçimindeki bir yaklaşımı, aynı şekilde İran ile olan ilişkilerin düzeyine bağlı olarak gündemleşebilir. Özellik 2 Kasım 2007 tarihinde, İstanbul’da yapılan ‘Irak Zirvesi’nin en önemli gündem maddesinin Kürtler ve özellikle de PKK’nin olması, Ortadoğu’da gündemleşen yeni politik yönelimlerle ilişkilidir.
ABD endeksli PKK’ye yönelik saldırılar Türk devletine verilmiş ödüllerin bir parçasıdır. Yarın aynı ödül İran’a verilebilinir. Pers ve Türk siyasal güçlerinin küresel sistemin bölgesel ihtiyaçlarına vereceği yanıta bağlı olarak ABD, Kürtlerin bölgesel tasfiyesini, statükocu güçlere bir ödül olarak sunmaya kalkarsa kimse şaşırmasın.



Güncel