E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- PKK vuruyor, ancak istediğini elde edemiyor/Mehmet Ali BİRAND
- Obama Kürt devletini kurdurur /Serar Turgut
- Gerilla TV yayına başladı
- Biz Dört Bacıydık..! /Şerif Kaplan
- Bir kardeş dağda biri askerde!
- Sanatçı Brader gözaltına alındı
- TOPAL OSMAN’DAN ERGENEKONA/Sadık Varer
- Mardin'de sağ yakalanan iki gerilla kurşuna dizildi
- HRW: Zelâl, Bermal ve Abdurrahman helikopterden atıldı
- Bitlis'teki çatışmada 5 korucu öldü
Ne diyelim şimdi biz bunlara. Bunların teorisi çoktaaan yapıldı. Türkiye’yi çok sevdiğini iddia edenlere bakın hele, köstebekler. Yarasalar. Devrimci, yurtsever, aydın insanları ardından vuranlar! Kiliseleri, camileri çete yuvasına dönüştürenler siz ne zamandır yurtsever oldunuz?
“Aslanlar kendi tarihçilerine sahip olana kadar avcılık öyküleri her zaman avcıyı yüceltecektir”
Buradan bakıldığında tarih yazıcılığının çok çetrefil ve her öznenin kendi kurduğu gerçeklikle kendi durumunu meşrulaştırdığını görebiliriz. Bunun için tarihsel varlık alanında söz sahibi olmak için insanlık durumlarını doğru değerlendirmek gerekir.
Elbette tarihte olup bitenler önemlidir fakat bu olup bitenleri sonraki kuşaklara aktaranların tutumları daha da önemlidir. Anadolu’ya baktığımızda Malazgirt savaşından önce bu coğrafyada kimler yaşıyordu? Elbette şunu demek istemiyorum. Atlarımıza binip orta Asya’ya geri dönelim. Ama Sezar’ın hakkını da Sezar’a verelim.
Bu günün düşünce dünyası ne yazık ki şiddet sevici, dar kafalı magandaların ve resmi gerçekçilerin insafına bırakılmıştır. Odip kompleksli bu şiddet seviciler, toplumsal ilişkilerin kurulmasında nedense hep resmi gerçekçi bir tutum sergileyerek istemlerini şiddet üzerinden dile getirmektedirler. İlişkilerin bu tarzda kurulduğu toplumların, toplumsal bilinçaltlarında iç düşman kaygısı hep var olagelmiştir.
Bu durum elbette iktidarı ellerinde tutanların işini kolaylaştırmıştır. Sevgiyi sevgi ile güveni güven ile yaratanların işlerini de zorlaştırmıştır. İnsanın onurunu ve değerini koruyan bir dünyanın yaratılmasının koşullarını güçleştirmiştir. Oysa postal iplerinin bir gün kendi boyunlarına geçirileceğinden habersizdirler. Haşhaşiyun tarikatı bunların beyinlerini resmi gerçekçilikle uyuşturmuştur çünkü.
Ne diyelim şimdi biz bunlara. Bunların teorisi çoktaaan yapıldı. Türkiye’yi çok sevdiğini iddia edenlere bakın hele, köstebekler. Yarasalar. Devrimci, yurtsever, aydın insanları ardından vuranlar! Kiliseleri, camileri çete yuvasına dönüştürenler siz ne zamandır yurtsever oldunuz?
Türkiye Cumhuriyetinin kurulması elbette kolay olmamıştır. Bu ülkede yaşayan her ulustan insanın kanı vardır bu topraklarda. Bazı şövenistlere göre, Türkiye sadece Türklerindir. Bu cumhuriyet kurulurken sadece Türklerin kanı mı akmıştır. Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in kanı kan değil de su muydu?
Kendi dilimiz dışında dil, kendi kültürümüz dışında kültür, kendi bayrağımız dışında bayrakların da olduğunu bilmeli ve saygı duymalıyız. Onların, dili dil değil, onların toprağı bile yok, bayrağı bile yok demekle bir yere varılmıyor ne yazık ki… Birazcık tarih, birazcık sosyoloji bilgimiz bile aşağıdaki değerlendirmeleri yaptırabilir bize.
Emperyalist kapitalist sistemin eşitsiz gelişim kuralı, tarih boyunca yaşanan işgaller, göçler, sürgünler, kıyımlar, soykırımlar coğrafyaların demografik yapısını bozmuş, homojenliği ortadan kaldırmıştır.
Uluslar topraklarıyla, dilleriyle, kültürleriyle var olurlar. Fakat tarihsel süreç içinde toprak birliği kaybolmuş olsa da diğer özelliklerini koruyan uluslar vardır. Yahudiler ve İsrail devleti,Kürtler gibi. Bir ulus toprak birliğini nasıl olur da kaybeder? Eşitsiz gelişim koşulları ve sosyoekonomik koşulların yarattığı göçler, sürgünler, zorla göç ettirmeler, katliamlar, siyasal şiddet ve birçok neden sayabiliriz.
Yahudilerin dramları yüzyıllardır belleklerimizde canlılığını koruyor. Tarihte haksızlığa uğramış halkların durumunu tartışırken slogancı ve şövenist yaklaşımlardan uzak durmak ve tamamen gerçekçi ve tarafsız olmak zorundayız. Elbette biz tarihçi değiliz ve fakat büyük çoğunluk gibi de “üç maymunu “ oynamak zorunda da değiliz. Ya da bizi bölmeye, bitirmeye çalışıyorlar korsuna da dâhil olmak zorunda değiliz. Dünyanın en ücra köşesindeki Türkün başarısı bizi sevindiriyor, esareti üzüyorsa bu duyguları başka uluslarında kendi bireyleri için duyduğunu asla unutmamak lazım diye düşünüyorum. Kürt’lerin de kendi kardeşleriyle ilgili mutluluk ve başarıları bizim için neden saldırı nedeni oluyor anlamak kolay değil!
Evet, Türk ya da başka bir ulusun bireyi olabiliriz. En önemli şey VİCDAN dır, iç sesimizdir. Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkasına yapmamaktır. KENDİMİZİ KARŞIMIZDAKİNİN YERİNE KOYMAKTIR.
Kant, "Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkeye göre eyle" demiştir, Fichte ise"Vicdanına göre eyle" der. Ve elbette bu iki değerlendirme tarihi kendileri ile başlatanlar için geçerli değildir. İnsan hakları kavramının gelişmediği toplumlarda yürümek çok zordur. Çoook…
Ulusların kendi kader hakkını tayin etmeyi dilemek Kürtçülük değildir. İnsanların üniversite kapılarında özgürce giyim kuşamını savunmak irticaya çanak tutmak değildir. Komşusu aç yatarken, tok yatmak Müslümanlık değildir….Değildir, değildir, değildir…..



Güncel