E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
Çünkü ben orada doğdum.Orada büyüdüm. Orada okula gittim. Orada okuldan kaçtım. Orada kaçağa çıktım, o şehrin sokaklarına özgürlüğün sloganlarını yazdım. Orada sevdim, orada sevildim ve hep orada; Van Gölü'nün kıyısında seviştim...
Geçmişime dair en ufak bir iz kalmasa da, her şey kaybolsa da, her yan harabeye dönse de gitmek istiyorum.
Çünkü içimde her akşam yola çıkma isteği uyandıran Van benim yüreğimin başkentidir.
Sürgünü yaşadığım Köln ise yalnızlığımın...
Derin Acılar Dilsizdir /Günay Aslan
Bu şehir benim şehrim.
Gerçi ben burada doğmadım. Burada büyümedim. Burada okula gitmedim. Burada okuldan kaçmadım. Ne bu şehrin sokaklarında bilye oynadım, ne topaç çevirdim. Bu şehrin gökyüzünde dalganan kırmızı kuyruklu bir uçurtmam da olmadı.Yaz aylarında burada kuzu çobanlığı da yapmadım, karakışta karları yara yara kaçağa da gitmedim.
Yeni yetme bir delikanlıyken daha yanaklarını ısırdığım kızlar da buralı değil. Buralı değil sahilde seviştiğim kadınlar. Günde beş vakit evlerinin önünden geçip geldiğim, pencerelerine aynalar çevirdiğim, teyzeleriyle mektuplar gönderdiğim aşklarım da buralı değil.
Bu şehir benim şehrim.
Burada doğmasam, burada büyümesem, burada okula gitmesem, burada okuldan kaçmasam, çobanlık yapmasam, kaçağa gitmesem, bu şehrin sokaklarını “Kahrolsun Sömürgecilik Yaşasın Özgürlük” sloganlarıyla donatmasam, burada hapis yatmasam, işkence görmesem, kaçıp saklanmasam da, bu şehir benim şehrim...
Çünkü ben bu şehre sürgün edildim.
Bin dokuz yüz doksan beş senesinde, Şubat ayının on ikisinde, „defterimde düş sesleri“, sırtımda bıçak izleriyle ben bu şehre sürgüne geldim. Bu şehir kucakladı beni, sardı sarmaladı. Zaman zaman sırdaşım, kimi zaman kardeşim, yer yer yoldaşım oldu. Bu şehir benim oldu. Burada da anılarım, kanayan yaram kadınlarım; yarım kalmış sevdalarım var.
Ve bugün benim bu şehre sürgüne gelişimin 11'inci yıldönümü.
11 yıl önce; soğuk bir Şubat gecesinde ülkemden kaçtım ve gelip Köln kentine sığındım. Bu nedenle bugün sürgünü yazmak, sürgüne dair bazı duygularımı paylaşmak istiyorum. Elbette her şeyi yazacak ve herşeyi paylaşacak değilim. Bunu istesem de yapamam; içimden geçen her şeyi anlatamam. Romalı düşünür Seneca’nın dediği gibi bugün; “hafif acılar konuşacak, derin acılar dilsiz kalacak...”
Bugün hafif acılarımı anlatacak, derin acılarımı ise dilsiz bırakacağım.Yüreğimi dağlayan, beni derinden sarsan o dayanılmaz azabı, o korkunç ızdırabı içimde taşımayı sürdüreceğim. Derin ve dilsiz acılarımı anlatmak için dönüş gününü bekleyeceğim. Her şeyi anlatmayı hep hayalini kurduğum dönüş gününe ertelemeye devam edeceğim.
Ülkesinden, ailesinden, sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalan, yurdunu yitirmiş olan ve gidecek bir yeri de olmayan her sürgün gibi ben de, konuşmak için dönüşünü düşlediğim yere döneceğim günü beklemeyi sürdüreceğim. Derin ve dilsiz acılarımın hafifleyeceği o gün konuşacak, yüreğimi ve dilimi kavuştuğum o gün çözeceğim.
Gerçi bazı sürgünler döndükten sonra bile konuşmamış, konuşacakları kimseyi bulamamışlardır. Bu yüzden daha da sessizleşmiş, suskunlukları dilsizliğin dipsiz kuyusunda daha da derinleşmiştir. Odessus gibi, geri döndükten sonra kendisini dinleyecek birini bulamayan, hayal kırıklığı yaşayan, hayatın süpürgesinden geriye kalanları kabule yanaşmayan, sessizliğini sonsuza kadar sürdüren sürgünler de vardır.
On yıllarca ayrılık acısı çekmiş, sevdiklerinin özlemiyle yanıp tutuşmuş olan Odessus, geri döndükten,”büyük dönüşü” gerçekleştikten sonra kendisini özleyen ve dinlemek isteyen bir kişi bile bulamamıştır. Anlatmak istemiş anlatamamış, konuşmak istemiş konuşamamıştır. O, sanki geride kalanlar için hiç olmamış, hiç yaşamamıştır. Unutulmuştur ve onun derin acıları bu yüzden dilsiz kalmayı sürdürmüştür.
Oysa onun anlatacak çok şeyi vardı ve yirmi yıl boyunca bu amaçla 'mevzu' biriktirmişti. Ancak aradan geçen zamanda her şey de değişmişti. Ne İthaka şehri eski İthaka'ydı, ne karısı eski karısı, ne halkı eski halkıydı. Hayatın süpürgesi bir çok şeyi; değeri, kişiyi, ilişki biçimini süpürmüş bir kenara itmişti. Odessus işte buna isyan etmiş, sessiz kalmaya devam etmişti.
Sürgün insanı geri döndükten sonra kendisini dinleyecek birini bulamasa da, zaman zaman bu korkuya kapılsa da konuşmamayı sürdürür. Konuşmaz sürgün, biriktirir. O mecbur kaldığında hafif acılarını anlatır, derin acılarına sıra gelince de sesi büyüsünü yitirir, dili kilitlenir, yüzü kızarır, soluğu tıkanır ve susar. ..
Sürgün insanı sürgünde hep sürgün hayatının öncesi ve sonrasını yaşar. Onun günleri geçmişi anmak ile geleceğin hayalini kurmakla geçer. O dünde ve yarında yaşar. Onun bugünü olmaz. Sürgünün bugünü olsa eğer, onu yaşatmaz. Bugün, vahşi bir hayvan gibi boğazlar onu, parçalar ve bir kenara atar.
Sürgün insanın içinde hasret ateşiyle yanıp tutuşan bir geri dönme özlemi vardır. Sonu hayal kırıklığı, hüsran ve yeniden hüzün olsa da, başka bir arzusu yoktur onun.
Evet bu şehir benim şehrim...
Burada doğmasam, büyümesem, okula gitmesem, okuldan kaçmasam da bu şehir benim şehrim. Çünkü ben bu şehre sürgüne geldim. Orta yaş yıllarımı burada geri dönmenin özlemiyle tükettim. Aradan geçen on bir yıl bu şehri benim 'yalnızlığımın başkenti' haline getirdi.
Tabii bir de yüreğimin başkenti var. Ormiye'nin batısında, Fırat'ın doğusunda, Dicle'nin kuzeyinde, Ağrı Dağı'nın güneyinde, etrafı sur gibi sıra dağlarla çevrili Van Gölü'nün kıyısında kurulmuş olan ölümsüz aşkların ve ateşli arzuların kenti Van'da doğdum ben.
Ve yıllardır Van'a dair içimde yanıp tutuşan bir geri dönme özlemi taşıdım. Hayal kırıklığı yaşama düşüncesi, bıraktığım gibi bulamama endişesi taşısam da hep gitmek, doğduğum kenti yeniden görmek istedim. Çünkü Van şehri benim hayat haritamın başlangıç çizgisini oluşturuyor. Benim hayatımın haritası benden habersiz orada çizildi. İlk nokta oraya konuldu, ilk çentik oraya atıldı.
Hayat haritamın son çizgisinin nerede çizileceğini, haritanın nerede ve nasıl noktalanacağını bilmiyorum. Onu hayatın haritacısı biliyor. Ama o son çizgiyi çekmeden, haritaya son noktayı koymadan Van'da olmak, orayı yenide görmek istiyorum. Derin acılarımı anlatacağım kimseyi bulamasam da, beni dinleyecek biri olmasa da, hayal kırıklıkları yaşasam da git-mek istiyorum.
O şehir de benim şehrim...
Çünkü ben orada doğdum.Orada büyüdüm. Orada okula gittim. Orada okuldan kaçtım. Orada kaçağa çıktım, o şehrin sokaklarına özgürlüğün sloganlarını yazdım. Orada sevdim, orada sevildim ve hep orada; Van Gölü'nün kıyısında seviştim...
Geçmişime dair en ufak bir iz kalmasa da, her şey kaybolsa da, her yan harabeye dönse de gitmek istiyorum.
Çünkü içimde her akşam yola çıkma isteği uyandıran Van benim yüreğimin başkentidir.
Sürgünü yaşadığım Köln ise yalnızlığımın...
12 Şubat 2006
Yorum Yaz
Yorumlar (4 Yazılmış)
-
Gönderen evin, 10 Şubat, 2008 17:06:09size ve yazdiklariniza deger veriyorum.ama kafami bir sey kurcalayip duruyor.neden edebi yazi denince ille icinde sevisen kadin adi geciyor.halbuki bir kadin yazar icinden gectigi erkegi edebi bir sekilde duygularini yazinca cok dislayici bulunuyor.birde cok buyuk bir huner degil sizin kadinlarinizin cok olmasi.bu donemlerde bazilari ozentimi ne tutmus ya hayyam gibi yada ahmet altan gibi olmaya calisiyor.agirmi oldu bu yorumum bilmiyorum ama icimden gecenlerdir tamamen.saygilar
-
Gönderen helin, 09 Şubat, 2008 14:59:32Gözlerim buğulu bir camdan dışarıyı seyreder gibi okudu yazınızı...
-
Gönderen Lokman, 09 Şubat, 2008 14:59:32Nasıl başlanır ki söze bilemiyorum.bütün kelimeler, bütün sözcükler boğazımda düğümleniyor senin gidişinle… Çekip gittin! Sürgün edildin. Bütün şehirleri,bütün yaşamları beraberin de götürdün.En iyi çiçekleri,en güzel baharları en güzel yağmurları ve en sevdiğin rengi beraberinde götürerek.aslında sen giderken bizi sürgün ettin farkında mısın?Bizi sensizliğe mahkum ederek! Şimdi benim de rengim yok! Sen maviydin! En güzel renktin… Seninle birlikte biz de mavi olmuştuk.Tıpkı Van gölünün maviliği gibi… Sen olan, senin olan her şeyden içimize ve yüreğimize saklamıştık…çocukken, hani oyuncakları elinden alan bir çocuk gibiydik.henüz genç yaşlardaydın.sene bin dokuz yüz doksan üçtü,Cizre’ye gelişini hatırlıyorum da gencecik bir gazeteciydin.Gazetecilik aşkıyla cizre’ye ve o zamanların en kötü dönemiydi.zaten o günde anlamıştım sürgün edileceğin günü… İki sene Sonra gittin bütün aşklarını ve bütün sevdalarını sırtında taşıyarak gittin.Aslında gitme diyemiyecektim. çünkü gitmeliydin herkes bir yerlere gider ve orda ölür belki alnında yazılmıştı.tıpkı Ahmet kaya’nın gidişi gibi,tıpkı yılmaz güney’in gidişi gibi…sen büyük bir düş oldun herkesin hayalinde ve herkesinde dilinde adın olacak…sen giderken bütün kuşlar arkanda ağlamıştı.bütün aşkların arkanda bir sürü gözyaşı dökmüştü.ama sen yoktun sürgün edildin bilinmeyen bir yere…
-
Gönderen Hasan DENIZ, 09 Şubat, 2008 01:07:44Yazini okurken benimde surgune gelisim hikayem canlandi gozumde. Bende 6 subatta gelmistim. Bir kac gun once benimde sekiz yilim doldu. Demekki duygular bu kadar benzeyebiliyor birbirine. Yazida kendimi yasadim. Bir defa degil uc defa okudum. Her okuyusta kendime ait baska bir parca buldum. Her misrasinda bana ait olan ve simdi ait oldugum yerlerde huzunbaz mevismleri yasadim. Yuregine saglik. Iyiki varsin...



Güncel