Kozmopolit devlet sistemi

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 22 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031


Sosyoloji profesörü Ulrich Beck’in The Guardian gazetsinde yayımlanan ve 15.1.2008 tarihinde Radikal gazetesinde ‘ulus-devletin miadı doldu’ şeklinde tercüme edilen makalesi birçok yönüyle ilginç ve günümüzde yürütülen devlet modellerine yol açacak nitelikte yeni bir tezdir. 

Beck’in ortaya attığı bu teze göre, devleti ulus olgusundan ayırmak gerekiyor. Bir başka deyimle devleti ulus üzerinden inşa etmemek analmına geliyor bu tez.

Tarihsel açıdan bakıldığında 17.yüzyılın dini nitelikli iç savaşları devlet ile kilise arasında bir ayrıma yol açmış ve devleti din işlerinden ayırmıştı. Laiklik olarak bilinen din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, 17.yüzyıl da bir devrim niteliğindeydi. Yine aynı dönemlerde Avrupa’da ortaya çıkan ulus-devlet modeli, dönemine göre ilerici ve ayrıca gerekliydi. Çünkü güç ve iktidarı elinde bulunduranlar genelde Monarşiler ve İmparatorluklardı. Dönemin Monarkları güç ve iktidarı ellerinde bulundurdukları için egemen devlet olarak kabul ediliyorlardı. Toplumu oluşturan farklı sosyal grupların herhangi bir şekilde bireysel veya vatandaşlık hakları bulunmamaktydı.

İlk defa ulusun tanımlanmasıyla birlikte farklı dil, din, etnik kökene sahip olan insanlar bir devlet sınırları içinde vatandaşlık haklarına kavuştular ve ulus olarak ifade edildiler. Bununla birlikte Monarklara ait olan egegenlik ulusa geçmiş oldu. Bu şekilde devleti ulus üzerinden inşa süreci başlamış oldu. Bu modelin fikir babası Fransa’dır. Fransa ‚da ortaya çıkan ulus-devlet modeli kısa zaman içinde 19.yüzyılın ulusçuluk akımıyla birlikte sadece Avrupa ile sınırlı kalmayıp, dünyanın bir çok yerinde uygulanmaya başlandı.

Imparatorlukların yıkılmasıyla birlikte dünyanın birçok yerinde hayata geçirilen ulus-devlet modeli aynı zamanda Yakın ve Ortadoğu gibi bölgelerde de uygulandı. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla birlikte ortaya çıkan Türkiye, Iran, Irak, Suriye gibi devletler, bahsedilen ulus-devlet sistemi üzerine kuruldular ve zamanla anti-demokratik ve diktatoryal sistemlere dönüştüler. Temel sorun bu devletlerin hiç birinde tam anlamıyla bir ulus yoktu ve ilk önce yaratılması gerekiyordu. Ulus-delet modeli Ortadoğu gibi bir yere uygulanacak bir model değildi ve bundan dolayı da baştan itibaren yenilmeye ve çürümeye mahküm olan bir devlet modeliydi. Belirtilen devletlerin hiç biri homojen değildi, aksine devlet sınırları içinde farklı sosyal tabakalar olmak üzere bir çok farklı etnik kökene ait olan halk grupları bulunmaktaydı. Herhangi bir devlet içinde bir ulus yaratmak demek, sadece bu farklı sosyal ve etnik grupların asimilasyonuyla mümkündü. Bu anlamda; Türkiye bu devlet modelini uygulayan en katı devletlerden biri oldu. 

Ulus-devlet modelinin uygulandığı bütün ülkelerde farklılıkların yok edilmesi, daha doğrusu farklılıkların tek ulus içinde eritilmesi temel hedef olarak algılandı. Bunun sebebi ulusun yöntemsel formülasyonuyla ilgiliydi. Metodolojik olarak ulus tek ve bölünmez olarak tanımlanmıştı. Bu tanıma göre egemenlik tek ve bölünmez olarak tek bir ulusa aitti. Bunun Türkiye’deki yansıması egemenliğin bölünmezliği; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği gibi tanımlanmalardır ki, bu ulus-devletin temelini oluşturan vazgeçilmez ilkelerdir. Bu ilkelerden vazgeçmek üniter ve merkezi devlet sisteminin yıkılması anlamına gelir ve bunun alternatifi de adem-i merkezi ve federal devlet sistemleridir.

Avrupa’da ortaya çıkan ulus-devlet modeli Avrupalı halkların yaklaşık 250 yıl birbirleriyle savaşmalarına yol açtı. İkinci dünya savaşının bitimiyle birlikte bu modelin ne kadar insanın hayatına mal olduğu anlaşıldı ve buna alternatif olarak Avrupa Birliği projesi ortaya çıktı. İkinci dünya savaşından sonra Nürnberg mahkemesinin yargılamaları kozmopolit Avrupa’nın ilk yazılı kurucu belgeleridir. Nürnberg mahkemesi ulus-devlet egemenliğinin ötesinde adli katagoriler ve yargılama prosedürleri yarattı. Bu, ulus-devlet anlayışını ve mantığını kıran, ayrıca yeni bir modelin başlangıcı sayılabilecek ve oldukça önemli tarihsel bir ilkedir.

Küreselleşme ile birlikte ulus-devlet dünya ölçeğinde birçok soruna yanıt verebilecek durumda değil. Küresel ısınma ve ulusaşırı terörizm gibi sorunlar bile tek başına ulus-devletlerin çözebileceği sorunlar değil artık. Butün bu sorunların çözümüne uygun olan yeni bir devlet modeline ihtiyaç var.

Ulrich Beck’e göre bu, ancak ‚kozmopolit devlet’ sistemiyle mümkün olabilir.

Ulus-devlet modelinin temellerini atan Avrupa, artık günümüzde bu modelin ortadan kalkması için fikir üretiyor ve tartışıyor. 200 yıllık bir geçmişe sahip olan bu devlet modeli, yaşanan savaşlarla birlikte milyonların yaşamına yol açtı. Bundan dolayı da farklılıkların birarada yaşaması ve korunmasın bu devlet modeliyle mümkün olmadığı anlaşıldı. Bunu yaşadığı acılardan dolayı iyi kavrayan Avrupa, artık bu devlet modelinden kurtulmak istiyor. Darısı taklitçilerin başına!

      topcuoglu@aktuelbakis.com

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com