E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
- Tarihin en büyük 10 komplo teorisi
Türkiye Ankara’dan ibaret değil elbette. Fakat insan baktığı kadar görür derler ya. İnsanlar öylesine tedirgin ki kaygılanmamak elde değil. Hele ki birde darbeler yaşamışsanız, sevdikleriniz, yoldaşlarınız dar ağaçlarına gitmişse, işkence tezgahlarında ser verip sır vermemişse…
Evlerinizin kapısına çarpı işaretleri konmuşsa, o kendinizden çok sevdiğiniz insanı faili meçhul bir kurşunla yitirmişseniz, şehit mezarlıklarıyla doluysa etrafınız…
Savaş olağan hale gelmişse, ölü toprağı serpilmiş gibiyse ezilenlerin, devrimcilerin üzerine…
Birileri baş örtüsünü bahane edip insanları kurşunluyorsa, şeriat isteriz diye çığlıklar atıyorsa…Egemenler, sizin ölülerinizi parçalıyor, kendi ölülerine görkemli mezarlar yaptırıyorsa…
Harf harf ceza evleri yükseliyor, sahte sorgularla zindanlarda çürümeye mahkum ediliyorsa devrimciler… Ve öteki olarak görülenin yaşam hakkı kısıtlanıyorsa…
Korkularınız, kaygılanmanız boşuna değildir.
Nerden alıyorlar bu cesareti? Egemen güçlere göre egemenlik mutlak, tanrısal ve değişmezdir. Yani hep vardır ve var olacaktır. Oysa egemenliği sağlayan o toplumun içindeki toplumsal güçler değil midir? Belli bir toplumsal desteği ardına almadan varlığını sürdüren egemen var mıdır? Ekonomik ve askeri güç, siyasi güç egemenlerin emrine amadedir. Yoksa bu güçlerin desteği olmazsa neyine güvenecek egemen?
“Pek çok vahşi yaratık vardır; fakat hiçbiri insandan daha vahşi değildir”
Sopokles’in bu sözü bizim insanlarımıza ne kadar çok yakışıyor. İyiyi, kötüyü içinde barındıran insan, korkan, sevinen, ağlayan, gülen insan. Korku içinde yaşıyor insanlarımız. Korku, en yaşamsal duygu olsa bile benliğimizi esir alacak kadar sarmamalı yine de. Herkes birbirinden korkuyor. Kimse kimseye güvenmiyor, güveniyor gibi yapıyor. İşini, eşini, aşını kaybetmekten, eve dönememekten korkuyor insanlar… Geceden, gündüzden korkuyor insanlar. Postal seslerinden, şeriat isteriz çığlıklarından, bölünme fobisinden korkuyor insanlar!
Yüksel caddesi…İnsan hakları anıtını Ankara’ya yolu düşen pek çok insan anımsar. Hani o eskiden, çoook eskiden her hafta insan hakları ihlallerini halkla paylaştığımız meydan. Şimdi tinerci çocuklar, ayakkabı boyacıları, uyuşturucu satıcıları ve gizli fahişelerin yaşam alanı. Arada bir kadın dernekleri ve üç beş kişinin katılımıyla sol örgütlerin basın açıklamalarına şaşkınlıkla bakan tinerci çocukların, dilencilerin kocaman açılmış gözleri… “Ortak düşman Amerika” konseri biletlerini satmaya çalışanların sloganları.
Sonsuzluğun bir parçası olan zamanı yakalama telaşı içindeler insanlar. Bu nafile bir çaba mıdır? Elbette değildir. Hayata fiilen müdahale olanağı insana özgüdür ve insan bunu başarma yolunda hızla ilerlemektedir. İnsanın ne kadar uzun yaşadığından çok toplumsal bir varlık olarak insanın tarihe not düşmesi toplumsal tarih içinde yer almasıdır. “İnsanın çabası eşit ve özgür koşullar sunmak, insanlığı bir adım ileri sıçratmaksa, “Ortak düşman Amerika” konserine neden gidilmesin ki” Bilet kuyruğundaki gençlerden birinin sözleri bunlar. Yaşı epeyce geçkin bir kadın; “N’ olmuş evladım Türkiye Amerika’ya füze mi atmış? PKK mı saldırmış yoksa evladım.” Diye soruyor. Gençler kahkahalarla gülüyorlar. Kadın sağına soluna bakınarak uzaklaşıyor.
İnsan işte dünyanın her yerinde aynı duyguları yaşıyorlar demek ki. İnsanlar gelip gidiyor, sağımdan solumdan. Bağırıp çağıranlar, küfür edenler. Gülen, ağlayan insanlar. Ne kendi kıymetlerini ne de bu dünya da var olmanın anlamını bilmeyen insanlar. Uyanık ve uyuyan insanlar, ölüler, Hades ülkesine yolculuğa çıkanlar. ölü numarası yapanlar.
Şu koskoca, insan dolu dünyada yine yapayalnızım işte! Kaç milyar insanın yaşadığından çok kaç milyar insanın ölüler ülkesine gittiğini ve bu ölüler ülkesine yolcu ettiğimiz sevdiklerimi, onlar olmazsa yaşayamam dediklerimi düşünüyorum. Son günlerde çok korkuyorum. Korkularımın bir değil, bin bir nedeni var. Geceden, gündüzden, evden çıkmaktan, çıktığımda eve dönememekten korkuyorum. Sevdiklerimin hastalanmasından ve onları yitirmekten korkuyorum.
Solcular sağcılardan, Kürt Türk’den, Türk ise kendinden olmayandan korkuyor. Ülkemize yerleşen yabancı uyruklular kara peçelilerden korkuyor. Korkuyoruz.
Bende çok korkuyorum yalan yok şimdi. Savaşa karşı duramamaktan korkuyorum. Var olan ya da olmayan ne varsa korkuyorum. Tanrı ile kulun, egemen ile ezilenin hesaplaşmasının Hades ülkesine bırakılmış görünmesinden korkuyorum. Korkudan çatlayan yüreklerimizle Hades’e doğru yola çıkıyoruz yarım kalan bedenlerimiz ve ruhlarımızla.
Ülkem senden korkuyorum.
Ne biçim insanlarsınız siz ülkemin yöneticileri, ülkemin ezilenleri…Ne müşterek bir düşüncede ne müşterek bir amaçta birleşiyorsunuz!
cennetbilek54@mynet.com
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen mehmet, 20 Şubat, 2008 15:19:57Seni imgenin olduğu heryerde görmek beni sevindiriyor... Bu güzel yazın için teşekkür ederim...
-
Gönderen berrak diler, 18 Şubat, 2008 15:37:17yalın korkularımızı ,endişelerimizi çok güzel dile getirmişsiniz.Ancak duyulan korkuların da denk düşüncelerde, yakınlık motivasyonu sağladığını düşünüyorum.teşekkürler



Güncel