SAVAŞ VE BARIŞ YA DA BARIŞ VE SAVAŞ

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Bu iki sözcük birbirine anlam veren ve birbirini sınırlayan iki kavramdır. Et ve tırnak gibiler adeta. Kimine göre barış iki savaş arası ateşkesdir. Ya da savaşa hazırlık dönemidir. Taraflar ateşkesle veya barışla soluklanır, güç toplar ve yeni bir savaşa hazır olunca barış sürecinden savaşa geçilir.Elbette bu sınıflı toplumlar için tanımlanmış bir barıştır. Çünkü sınıflı toplumlarda başka halkların zenginliklerini talan ve topraklarını işgal karekteristik bir özelliktir. Burada savaş bir süreklilik arzeder; biçim ve yöntemler de farklıliklar olsa da... Bu nedenle komşu devletler arası sürekli bir sınır ihtilafi vardır  ve karşılıklı milliyetçı- ırkçı temelde düşmanlık hep canlı tutulur. Bu sınır ihtilafları da düşmanlıklara ve savaşa hep kaynaklık eder. Savaş için, şöyle genel bir tanım vardır ; savaş politikanın şiddet araçları ile devamıdır.  Söze bu iki kavramı açıklamakla yazıya başladım; çünkü genelde bir kavram kargaşası var. Bu da yanlış yorum ve açıklamaları beraberinde getiriyor. Bir de ağzı olan herkes konuşunca işler daha da karmaşıklaşıyor. Aslında tüm kavramların canına okunmuş ama bu iki kavram konumuzu ilgilendirdiğinden bunları açıklama gereğini duydum. Bunun sıkıcı olduğunu biliyorum; bu iletişim dünyasında insanları sıkabilir. Ama ne yapalım bazen sıkıcı konulara dalmaktan yarar var diyorum.
Ìnsanlar durduk yerde savaşır mi? Sanmıyorum. Mutlaka bir nedeni vardır. Toplumlarda durduk yerde savaşmaz. Başka bir anlatımla halklar da durduk yerde savaşmaz. Her savaşın bir ekonomik / çıkar boyutu vardır. Sınıfsal şavaşlarn temelinde de ekonomik / sınıfsal çıkarlar yatar. Ulusal savaşların da temel nedeni son tahlil de budur. Devletler arası ve emperyalist savaşların temelinde de bu vardır. Bu dünya da sınıflar, ulsular varoldukça savaşlar bir biçimde devam edecektir. Bu genel girişten sonra, özgün ve güncel konumuza dönebiliriz. Yani Kürdistan coğrafyasına...
Bu ülkede, yaklaşık otuz yıldır bir ulusal kurtuluş mücadelesi verilmektedir. Bu sürenin onbeş yılı ise silahlı mücadele biçiminde yaşanmaktadır. Burada, savaşı silah boyutu ile sınırlı tutacak olursak ,  onbeş yıldır bir silahli savaş verilmektedir. Kürdistan halkı , sömürgecilere karşı haklı bir savaş başlattı ve bu savaş devam ediyor. Bu savaş zaman zaman tek taraflı ateşkeslerle “ kesintiye uğrasa da” savaş tüm acımasızlığı ile kendisini duyumsatıyor ve yıkıcı sonuçları tüm çıplaklığı ile karşımıza çıkıyor. Burada savaşın acımasızlığını ve kirliliğini görmemek için kör olmak gerekiyor. Savaşın amacı ne olursa olsun savaşlar kötüdür. Ne var ki, bazen kaçınılmaz olabiliyor. Çünkü sömürgeci ve emperyalist işgal ve istila ;  halklara , bağımsızlığı ve özgürlüğü için silaha başvurmaktan başka seçenek bırakmıyor. Bu nedenle; savaşın kirliliğinden ve çirkinliğinden ; sadece bağımsızlık ve özgürlügünü kazanmaktan başka bir amacı olmayan ezilen ve sömürge halklar sorumlu tutulamaz. Böyle bir durumda, başkaldırı doğal ve vazgeçilmez kutsal bir hakktır. Savaş ancak tüm demokratik veya barışçıl  yolların tükenmesi veya tıkanması ile  kaçınılmaz olarak devreye girer. Savaş ancak, sözkonusu  tıkanma ve tükenmeyi ortadan kaldırdıktan sonra devreden çıkar ve yerini barışçıl ve demokratik çözüme bırakır. Aksi taktirde niyet ne olursa olsun tüm barış çabaları sonuçsuz kalır ve yine savaş devreye girer. Ama bu durum, barış istemeyi ve dillendirmeyi engellemez.
Şimdi yaşanan tamamen budur. Özgürlük hareketinin geldiği noktada, silahlı mücadele; barışçıl ve demokratik çözüm için önemli koşul ve ortam yaratmıştır. Herşeyden önce Kürtler, özelikle Kuzey Kürtleri`nin mücadelesi bölge ve dünya sorunu haline getirmiştir. Halkı bir temsil gücüne kavuşturmuştur. Yine halk önemli politik, sosyal ve kültürel kurumlarını yaratmıştır. Ve bu kurumları koruyacak demokratik ve askeri bir güce ulaşılmıştır. Böyle bir durumda Kürdistan halkı ve politik gücünün ; barış istemesi ve ateşkes ilan etmesi onun kendisine olan güveninden ve olgunluğundan kaynaklanıyor. En önemlisi silahli mücadele, özgürlük savaşını üst bir bir aşamaya getirmiş ama zaferle taçlandırma ve sonuçlandırmada ;  sadece silah gücü ile başarmak ;  mevcut dünya, bölge ve ülke koşullarında olanaksız gibi görünüyor. Yani mücadelenin savunma ve denge aşamasından sonra saldırı aşamasına geçilmesi olanaksiz gibi görünüyor. Bir denge durumuna gelinmiş. Başka bir anlatımla, sömürgeci güçleri ülkeden söküp atmanın iç ve dış koşulları yoktur. Bu da silahli mücadelede bir “pat” durumu yaratmaktadır. Bu noktada demokratik veya barışçıl yöntemler devrye girmek zorumdadır. Bu koşullarda kaynaklı olarak bağımsızlıktan “ vazgeçilmiştir.”
Ne var ki, T.C. tarafı tüm ateşkes ve barış istemlerini elinin tersi ile itmektedir. Yani barış istemiyor. Kürt halkınin demokratik ve ulusal taleplerini görmezden geliyor ; inkar ve imha politikasından ısrar ediyor. Şimdi hiçbir uluslararası ve T.C. sisteminde hiçbir yasal güvencesi olmayan Kürt halkının meşru savunma güçlerinden silahları birakmasını istemek ne kadar demokratik ve insansal olur?  Devletten bir açılım istemeden ve böyle bir açılım yapılmadan ; PKK`den silahlı mücadeleden vazgeçmesini istemek ne kadar yerinde bir istem olur acaba?  PKK`den kat kat güçlü ve silahlı / donanımlı bir devlet var karşımızda. Bu devlet, Kürtleri tanımıyor. Silahlı ve poltik güçlerini düşman görüyor. Ve her yöntemi kullanarak saldırıyor. Üstelık devlet olanaklarıni kullanarak uluslararası emperyalit ve sömürgeci güçlerin desteğini arkasına alarak hareketi boğmak istiyor. Ancak.devlet , askeri olarak;  gerila gücünü yenemiyor ve ortadan kaldıramıyor. Bunu 29. Operasyon bir kez daha kanıtladı. Buna rağmen, imha ve inkara devam diyor.
Bütün bunlara karşın , birileri ; demokratlık, insan hakları ve barış adına PKK`den silahları birakmasıni istiyebiliyor. PKK sanki emperyalist ve sömürgeci bir devlet ve tüm sorunları PKK`nin silahlı mücadelesi yaratmış; PKK silahları birakırsa sorun hal olacakmış gibi... Insaf !... Fırsat buldukça kimi yazar ve aydın ; Kürdistanlı demokratik güçlere ve PKK`ye silahları bırakın diyor. Ama devletlerinden bu sorunu artık demokratik bir biçimde çözün demiyorlar.
Bu savaş gerçek barışın sağlanması için veriliyor. Savaşı yaratan koşullar ortadan kaltıktan sonra silahlı mücadele kendiliğinden anlamsızlaşacaktır. Ki, ulusal demokratik güçler, sorunun demokratik çözümü sağlandıktan  ve ulusal haklar yasal bir çerçeveye oturtulduktan sonra silahları hemen birakmaya hazırız diyor. Burada, sorun yaratan kim? Barış istemeyen kim?  Elbette Türk Devletidir ! Kısacası bu koşullarda PKK`den silahların koşulsuz bırakılmasını istemek; mevcut halk hareketini tasfiye etmesini istemektir. 30 yıllık mücadele sonucu kazanılmış bütün hakların ve mevzilerin terkedilmesini istemektir. Kürt halkını ve mevzilerini savunmasız bırakmaktır. Bu da yeni bir savaşın başlaması için yeni koşullar yaratmaktır. Bu anti demokratik bir istemdir. Niyet ne olursa olsun. Kürt halkından teslim olmasını beklemekle özdeş bir istemdir. Bunu için böyle bir istemle Kürt sorununa yaklaşmak çözüm yerine savaş üretir. Niyetlerden bağımsız olarak.
Mevcut mücadele veya ulusal demokratik savaş barışı amaçlıyor; savaşın son bulması için de güçlü ve caydırıcı olmak zorundadır. Yani barışı tesisetmek için karşı tarafı masaya oturtmak ve demokratik çözümü sağlamak politik ve askeri bir güç olmaktan geçer. Başka biçmde barışı gerçekleştirmek hayal olur. Başka bir anlatımla, savaşı barışa dönüştürmek için savaş kaçınılmazsa; bunun tam tersini Kürt halkından istemek haksızlıktır. Barış için savaşanlarla ; barışı istemeyen  savaş yanlılarını bir kefeye koymak haksızlıktır. Gerila ile Türk Devleti aynı güç ve statükoda görmek ve tarafsızlık adına geriladan silahlara veda etmesini istemek büyük bir haksızlıktır. Olması gereken devlette bir bir an önce demokratik çözümü dayatmak ve tüm operasiyonlarına karşı durmak tır. Demokratlık, barışçılık ve doğruluk budur. Herşeyi elinden alınmış bir halkın kendisini savunmak için elindeki tek mevzi ve silahını bırakmasını istemek onu yokolmasını istemek anlamına gelir. Barış için savaımak herkesin hakkı ve görevidir. Bundan vazgeçilmesini istemeye kimsenin hakkı olmamalıdır.

10.03.2008 Bern

Hamit Baldemir.

mahir_1959@hotmail.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com