Öcalan: Erdoğan'a sesleniyorum benimle görüşün

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


AKP'nin çözüm paketi olmadığını, paket denilen şeylerin Çiller'den önce hazırlanmış çözüm getirmeyen paketler olduğunu vurgulayan Öcalan, "Erdoğan'a sesleniyorum, siz bu şekilde 'terörü' bitiremezsiniz ancak 'terörü' tahrik edersiniz. Teorik gücüm de, pratik gücüm de daha fazla, gelip burada benimle konuşun" dedi.

Bir haftalık tecritten sonra avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan'ın önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, cezaevi koşullarına değinen Öcalan, "Koşullarım bildiğiniz gibi; Burası biraz soğuk, kalorifer yok, klimayla çalışıyor, pencereyi sürekli açık tutmak zorunda kalıyorum, kaloriferli olsa iyi olurdu. Üç aydır kış mevsiminde dayanmaya çalışıyorum. Benim koşullarım belli, bu koşullara ilişkin burada yapabileceğim çok fazla bir şey yok. Belki burada kalmak olabilir ama şartlar önemli; bu koşulların değiştirilmesi gerekiyor. İmralı rejiminin iyi anlaşılması ve değiştirilmesi gerekiyor" dedi.

DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİM

"Ben 9 yıldır burada direniyorum ve direnmeye de devam edeceğim" diyen Öcalan, "İntiharvari herhangi bir girişimde bulunmayacağım, ben ömrümün sonuna kadar da burada kalırım, bu benim için sorun değil. Bunu kendim için değil, Kürt halkına faydalı şeyler yapabileceğime, bu nedenle yaşamam gerektiğine inandığım için yapıyorum. Ben Kürt halkının özgürlüğü için buradayım. İmralı rejiminin iyi anlaşılması lazım; İmralı rejimi benimle ilgili değil, Kürt halkının özgürlüğünün tasfiyesi ile ilgilidir. Biliyorsunuz, tarihte de imparatorluklar döneminde de buraya liderler, imparatorlar, yine başbakanlar getirildi; onlar buraya ölmek üzere gönderildiler. Zaten iklimi onları öldürmeye uygundur, bunun için ölüme terk edilmişler, yazar Rıfat Ilgaz da bahsediyor kitabında. Gerekirse ben de ölürüm, ölüm benim için sorun değil. Önemli olan Kürt halkının özgürlüğü ve özgürlük iradesidir" şeklinde konuştu.

TASFİYEM KARARLAŞTIRILMIŞ

Öcalan, şöyle devam etti: "Bugün yeniden belirtiyorum; devlete, hükümete de aynı şeyi söylüyorum. Bu sorun milyar dolarlar harcanarak çözülmez. Benim hakkımda da tasfiye kararı alınmış. Kürt özgürlüğü tasfiye edilmek isteniyor. M. Kemal de bağımsızlık ve özgürlük düşüncesiyle yola çıktı ancak dış güçler onun ilerlemesini engellediler. Bu dış güçler şimdi benim etrafımda çember oluşturdular, beni tasfiye etmeye çalışıyorlar. M. Kemal'i de biliyorsunuz Çankaya'ya hapsettiler. Hapis diyorum, çünkü durum öyledir. M. Kemal'i Çankaya'ya hapsederek boğmak istediler. Hatta bir defasında onu gerçekten öldürmek istediler, çarşaf giydirerek bir kadın kılığında Çankaya'dan çıkararak kurtarabildiler. Ben de 98'de Avrupa'da Yunanistan'da benzer şekillerde kaçarak, kılıktan kılığa girerek dolaştım."

M. KEMALİ TASFİYE ETMEK İSTEDİLER

Öcalan, M. Kemal konusunda şu değerlendirmeleri yaptı: "M. Kemal'in etrafını da çevirmişlerdi. Birçok şey yapmak istiyordu ama etrafında bir çember vardı. Bunlar O'nu bile tehdit ediyordu. Birçok şeyi yapmadı, birçok şeyi de yapmak zorunda kaldı. M. Kemal'i saran bu kadro güçlü bir kadrodur. M. Kemal bir defa bile yurt dışına çıkmadı, hep Türkiye'de kaldı. Aslında M. Kemal bir cumhuriyetçidir, milliyetçi değildir, kendisini koruma altına almak için Türkçülüğü geliştirdi. Kürt sorunu konusunda da özerklik anlayışına sahipti, yani muhtariyet istiyordu. Bunu dile de getirmişti ama Mustafa Kemal'in Kürtlerle uzlaşması engellendi. Her defasında karşısına bir şey çıkardılar; Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması. Şeyh Sait İsyanı'nda Fethi Okyar Başbakandır, "Benim en yakın arkadaşlarım Kürttür, ben Kürtlerin üzerine gidemem" dedi. Bunun üzerine Fethi Okyar'ı düşürdüler ve Kürtlerin üzerine gittiler. Seyit Rıza'nın idamından önce M. Kemal'e ulaşılmaya çalışıldı ancak ulaşılamadı. Kim bunu engellemeye çalışıyordu engelleyen güçler kimlerdi? Bunlar bir kliktiler ve İngilizlerle bağlantıları vardır. Kazım Karabekir'in M. Kemal'e yapılan suikastta ismi geçmesine rağmen O'na hiçbir şey yapamadılar çünkü O da o gruptandı. Bunların M. Kemal'i Çankaya'ya hapsetmeleri çok bilinçli bir olaydır ve bir yerden kontrol ediliyor. Rahşan Ecevit ülkeyle ilgili bazı kaygılarını dile getiriyordu ve Bülent Ecevit de bu konuda bazı şeyleri biliyordu. Yalçın Küçük de söylüyor, bazıları onun için deli diyor ama bence deli değil, bazı şeyleri de biliyor. Onun bazı kaynakları var ama bu kaynakları için "ben açıklayamam" diyor. Demek ki bazı yerlerden bilgi alıyor."

KEMALİZM BUGÜNÜ ANLAŞILIR KILAR

Öcalan, şöyle devam etti: "M. Kemal'in kurduğu devlet 1922'den beri o kontrole girmiştir. M. Kemal boşuna bağımsızlık, özgürlük demiyordu, onu yalnızlaştırmaya çalışıyorlardı, çocukluk arkadaşı olan Arif'i tasfiye ettiler. M. Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'a yönelecekti, bu güçler engelledi, çünkü onlara yönelseydi sıra kendilerine gelecekti. 1926'da bir Türklük geliştirdiler. Zaten Mustafa Kemal 1930'larda ne yaptı ki? Pek bir şeyle uğraşmadı, Türk Dil Kurumunu, Türk Tarih Kurumunu kurdu, daha çok bunlar üzerine çalıştı. Kendisi hiçbir zaman Kemalizm dememiştir. Zaten Kemalizm kavramı, Mustafa Kemal'den bağımsız, onun dışında ortaya çıkarılmış bir kavramdır. Sıra Kürtlere gelene kadar Sosyalistleri de tasfiye ettiler, Mustafa Suphileri kim öldürttü? Burada üç kesim tasfiye edildi. Sosyalistler, Kürtler ve İslamcılar. Bu politikalar bugün iflas etmiştir. Ben bunları dile getirince bana Kemalist diyorlar, hayır ben Kemalist değilim. Bütün bunları iyi anlamak lazım. Kemalizm anlaşılmadan bugünkü durum anlaşılamaz. Mustafa Kemal'in bilim kapasitesi sınırlıdır. Ancak Bilime önem verdiği çok okuduğu söylenir. Kendisi birtakım düşünceleri geliştirmek istiyordu. Anadolu uygarlığını araştırıyordu. Dil için söylediği teoriler, tarihle ilgili söyledikleri farklı olabilir, "Sümerler Türktür" diyor, Hititler için de bir şeyler söylüyor ama ben bunların derdinde değilim, tabii ki bunlar tartışılır, mesela ben de "Sümerler Kürttür" diyorum, Kürtlerin tarihini, kaynaklarını araştırıyorum. Ancak burada benim için önemli olan Mustafa Kemal'in bilime önem verişidir, biliyorsunuz "hakiki mürşit ilimdir" gibi sözler sarf ediyor. Kendilerini Kemalist olarak tanımlayanlar Mustafa Kemal'i bilmiyorlar. Mustafa Kemal'e azıcık saygıları varsa O'nu doğru anlarlar. Ben bunları ifade ettiğim zaman başka şekilde yorumlanıyor disiplin cezalarına gerekçe yapılıyor."

BENİ YALNIZLAŞTIRMAK İSTEDİLER

Öcalan, kendisine karşı Şam'da düzenlenen suikastlere değinerek şunları söyledi: "Aynı şekilde bana da biliyorsunuz suikastlar düzenlendi. Yakın arkadaşlarım tasfiye edildi. 1990'da Beka'da bana karşı bir plan yapılmıştı, ben fark edip Şam'a çekildim. Onlar Beka'da kaldılar. Beka da, o vadide bana karşı ne yapabilirlerdi ki? Vadi bana bağlıydı. Orada bir şey yapamadılar. Ben de biraz tedbir almıştım. Daha sonra oradan çekildim Şam'a gittim. Şam'da onları tek tek çağırarak dinledim. Onları anlamaya çalıştım. Şener'le Metin'i biliyorsunuz. Daha sonra Hasan Bindal'in şahadeti oldu. Kendisini çocukluğumdan beri biliyorum. Çok değerli bir arkadaşımdı. Benim etrafımı da yalnızlaştırmaya çalıştılar. Tabi ben bunları başta tam anlayamadım, daha sonra bilgiler parça parça birleşince daha iyi anladım. Cemil Bayık da yanımdaydı. Ben olmazsam onların hepsini götüreceklerdi, tasfiye edeceklerdi. Onlar nasıl tasfiye edileceğini dahi anlayamadan tasfiye edileceklerdi. Hiçbir şeyden haberleri yoktu. Öyle söyledikleri gibi Şam'da siyaset kolay değildi, çok zordu. Şam'da siyaset aslanın sırtında olmak gibidir. Çok dikkatli olmak gerekiyordu. En ufak bir hatada yere düşüp aslana yem olabilirdin. Şam'da da beni bitirmeye çalıştılar. '96'da yaşananları diğer birçok suikastı vardı. Hürriyet, bana 17 kez suikast girişiminden bahsetti, hiçbirisi başarılı olamadı."

KÜRTLERİ KÜRESEL SERMAYEYE BAĞLIYORLAR

"Mehmet Şimşek'in hiçbir gücü yokken neden Türkiye'ye getirildi?" diye soran Öcalan, "Çünkü bunlar küresel sermayenin sözcüleri. Talabani Türkiye'ye geldi. Talabani'yi Türkiye'ye getiren de, Mehmet Şimşek'i Türkiye'ye getiren de aynı iradedir. Talabani'yi Ankara'da asker istemiyordu, camlı köşkte ağırladılar. Küresel sermayeyi kontrol edenlerin amaçları Güney'de Arap emirlikleri gibi emirlikler kurmayı hedefliyorlar. Dubai gibi yerleşimler kurmak, Erbil'de Diyarbakır'da Holdingler kurmak, merkezler oluşturmak istiyorlar. Kürtlerin topraklarının yarısı satılmış diğer yarısını da almak istiyorlar. Yer altı ve yer üstü kaynaklarına da sahip olacaklar. Kürtleri de karın tokluğuna kendilerine, patronlarına bağlayacaklar. Kadın nasıl erkeğe muhtaç hale getirilmişse, kadınlar böylece nasıl karılaştırılmışsa, Kürtleri de bu şekilde kendilerine bağımlı kılmaya çalışıyorlar. Kürtlere nasıl davranması gerektiğini öğretiyorlar şöyle davranacaksın şöyle giyineceksin, böyle yapacaksın, şöyle evleneceksin gibi. İşte Osman'ın düştüğü durum ortada. İkide bir fotoğraf çektiriyorlar şöyle yapacaksın diyorlar. Osman ve Botan'ı da bu şekilde kopardılar, bunlarla birlikte bin kişiyi de kopardılar. Bu işi parayla yapmaya çalışıyorlar. Onların projesi bu. İsim vermek istemiyorum ama krediler alarak üç günde Holding kurduruyorlar. Böyle kısa zamanda Holding mi kurulur? Krediler alarak üç gün gibi kısa sürelerde Ağrı'da Bitlis'te Holdingler kurarak Kürtler üzerinde denetim kurmaya çalışıyorlar. İşte bunların etrafına insanları toplayarak Kürtleri parçalamayı hedefliyorlar. Ben kredi almasınlar demiyorum ama neye ve niçin hizmet ettiklerini iyi bilsinler. Bu şekilde Kürtleri kendilerine bağlıyorlar Kendilerini de Küresel sermayeye bağlıyorlar. Ancak bu konuda Barzani daha ihtiyatlı yaklaşıyor." ifadelerine yer verdi. Öcalan, "Bana da zamanında elli kez geldiler, teklif ettiler. Denizler ve Mahir Çayanları tasfiye ettiler. Ben de o dönem vardım, beni de tasfiye edeceklerdi ama ben neden tasfiye etmek istediklerini anlamaya çalışıyordum. Bunları sezdim ve bir çıkış sağlayarak yurt dışına çıktım. Şam'da bir İngiliz yetkilisi, "Talabani'ye, Barzani'ye yardım ediyoruz neden size yardım etmeyelim" diyordu. Bununla benim fikrimi öğrenmek ve onların denetimine girmemizi istiyorlardı. Ben kabul etmedim. Benim için önemli olan özgürlüktür, özgürlük hareketinin büyüyüp gelişmesidir." dedi.

AKP'NİN PAKET MAKETİ YOK

Hükümeti eleştiren Öcalan, şu tespitleri yaptı: "Anadolu uygarlığı önemlidir. Mezopotamya uygarlığı var, ortada. Bunlar esas alınabilir. Bir çözüm gelişebilir. Hükümet de artık Hükümet değil, iradesi yok. Çözüm yerine operasyon yapıyorlar, operasyonların başarılı olmayacağını ve çözüm getirmeyeceğini defalarca dile getirdim. Türkiye şu anda bir karmaşa ve keşmekeş içinde, kimse ne yaptığını bilmiyor. Bütün bu politikaların nedenleri araştırıldığında ucu birçok yere gidiyor, Merkezi Londra'dır. Bütün bunlar Küresel sermaye tarafından kontrol ediliyor. AKP'nin herhangi bir çözümü de yok, paket maketleri de yok. Ellerindeki paket dedikleri şeyler, Çiller döneminden hatta Çiller'den de önce hazırlanmış çözüm getirmeyen paketlerdir. Özellikle yirmi yıldır Kürtler açlığa mahkûm ediliyor. Başbakan Erdoğan bugün "Teröre karşı 12 milyar dolar" ayırarak terörü bitireceğini söylüyor. Cumhurbaşkanı Gül'ü dinledim, Gül de aynı şeyi söylüyor. Daha önce de "Teröre Karşı GAP Projesi" dediler. Atatürk Barajı yapıldı, suyu bir tünelle Harran'a götürdüler. Viranşehir, Ceylanpınar, Suruç susuz bırakıldı. Oysa o su, hepsine yetecek kadardı ama suyu Harran'a götürdüler. Neden sadece Harran'a götürüldü? Bu projeler de başta bize karşı kullanıldı. Orada ilginç bir olay var: Harran Belediye Başkanı bir kadınla aşk yaşadı, kadın sonra milletvekili yapıldı. Sözde bir aşk hikayesi diye yazdılar. Ama onlar her türlü yolsuzluğu, pisliği yaptılar. Adam Arap, iki-üç karısı vardı ama gidip yabancı bir kadınla aşk yaşadı. Bu ilişkiyi incelediğinizde her şeyi çok açık-net göreceksiniz, bu ilişkinin içinde rantı görürsünüz, AKP'nin gerçek yüzünü görürsünüz, Urfa'yı görürsünüz, Harran'ı görürsünüz. Bunların incelenmesi gerekir, inşallah incelenir, o zaman her şeyi, oynanan tüm oyunlar görülür ve anlaşılır. Yine Bahçesaray Belediye Başkanı'nın kızı milletvekili yapıldı."

ERDOĞAN KÜRTLERİ PAKETLE KANDIRAMAZ

Öcalan, Erdoğan'a seslenerek şu çağrıları yaptı: "Başbakan Erdoğan " Teröre karşı 11 Milyar dolar ayırdık" diyor, "bununla terörü bitireceğiz" diyor. Bunların amacı 11 milyar buradan ayarlamak 15 milyar İsrail parasından ayarlamak, bilmem ne kadar milyar nereden ayırmak. Siz çözümü Washington'da şurada burada arayacağınıza gelin benimle konuşun. Daha önce ifade etmiştim genelkurmay temsilcisi yanımıza gelmişti "neden şiddette ısrar edelim, sorunlarımızı demokratik şekilde çözelim, bu oyunu birlikte bozalım" demişti. Ama ben şimdi daha iyi anlıyorum sorunu ciddi anlamıyorlar. Ben Erdoğan'a sesleniyorum, siz bu şekilde "terörü" bitiremezsiniz ancak "terörü" tahrik edersiniz. "Anadili serbest bırakacağım, bir kanal kuracağım" diyor. Sen kimsin ki dil hakkında karar veriyorsun? Seksen yıl bu dili yasaklayacaksın, sonra da ben karar verdim diyeceksin. Bu dil senden önce de vardı senden sonra da var olacak. Kürtlere bir kanal verecekmiş! Kürtlerin zaten kanalı var. Burada kimse çocuk değil, kimseyi bu şekilde kandıramazsın. Bir küçük çocuğu kandırır gibi yok paket açacağım, yok şunu yapacağım, bunu yapacağım, okus-pokus gibi şeylerle Kürtleri kandırmaya çalışıyorlar. Tamam, ben de biliyorum. Bir maaşla, kendilerini teslim edenler var ama bu şekilde Kürtler kabul etmez. Kürtler namuslarına düşkündür, Kürtlerin kırk bin şehidi var, hepsi birer abide gibidir. Bu sorunu da bu şekilde çözemezler. Halkımla aramda bir bağ var. Onları tehlikelere karşı koruyorum, uyarıyorum. Kendileri de belirtiyor, Cevat Öneş söylemişti "Apo'nun politik-manevi gücü var" diye. Benim de burada politik gücüm var. Yalçın Küçük, "Apo'nun politik gücü büyük ama ekonomik gücü yok" demişti. Bu doğru olabilir ama politik güç önemlidir, politik güç ekonomik gücün üstesinden gelebilir, doğru çalışılırsa eğer."

GELİN BENİMLE GÖRÜŞÜN

Öcalan, şöyle devam etti: "AKP'de on yedi eğilim olduğu söyleniyor, Başbakan bunları nasıl kontrol edecek bilemiyorum ama buradan Başbakan'a sesleniyorum; benim teorik gücüm de pratik gücüm de daha fazla, gelip burada benimle konuşabilirler. Önderliğim de ayrı bir konudur. Ben kimsenin daha fazla gözyaşı dökmesini, bir askerin dahi ölmesini istemiyorum. Bizim Türk halkıyla hiçbir sorunumuz yok. Benim nenem Havva bir Türk köyündendi. İlk namus dersimi Havva nenemden aldım. Doğduğum yerde Türk köyleri vardı. Daha fazla kan ve gözyaşı dökülmesini, sorunun İsrail-Filistin gibi olmasını istemiyorlarsa, anlamlı bir diyalog geliştirmeliler. Burada yanlış anlaşılmasın ben Ortadoğu'da Yahudiler de, onların devletleri de olmalıdır diyorum, anti-semitist değilim ama demokratik bir şekilde olmalılar. Benimle görüşürler veya görüşmezler bu da bir yerde önemli değil, önemli olan anlamlı bir diyalogun gelişmesidir. Çözümü dışarıda arayacaklarına neden gelip benimle konuşmadıklarını iyi analiz etmek gerekiyor."

DTP'LİLER DİKKATLİ OLSUN

Öcalan, DTP'lilerin TBMM Başkanı Köksal Toptan ve Cumhurbaşkanı Gül ile yaptığı görüşmelere de değindi: "Basından izledim; DTP'liler de bazı görüşmeler yapıyormuş. Bu görüşmeler önemlidir. Görüşmeler iyi niyetle yapılırsa onları desteklerim. Eğer tasfiye veya baskı altına alma temelinde kullanılırlarsa Kürt halkı bunu kabul etmez, buna karşı çıkar. DTP'liler görüşmeler elbette yapacaklar ama çok dikkatli olmalılar. AKP üzerinden bir işbirlikçi Kürt-İslam partisi kurmaya çalışıyorlar. AKP içindeki yetmiş milletvekiliyle bunu yapmaya çalışıyorlar. Bir dönem Şerafettin Elçi üzerinden yapmaya çalıştılar, başaramadılar, Sertaç Bucak üzerinden yaptılar, başaramadılar, şimdi bu yöntemi kullanıyorlar, Kürtleri bölmeye çalışıyorlar ama bunu da başaramayacaklar."

DTP O. DOĞAN PARTİ OKULU KURSUN

Öcalan, DTP'ye şu öneriyi yaptı: "Ama Kürtler her şeyden önce demokratik siyaset akademisi oluşturabilmeliler. Diğer partilerin AKP'nin, CHP'nin, MHP'nin, DSP'nin bile siyaset okulları var değil mi? Bunlar üzerinden örgütleniyorlar. Neden DTP'nin de olmasın. Orhan Doğan'ın anısına bunu yapabilirler. Her yerde Orhan Doğan Demokratik Siyaset Akademisi açılabilir. Demokrasinin gelişmesini, demokratik siyasetin güçlenmesini istiyorlarsa bu akademiler şart, herkes için de gereklidir. Demokratik siyaseti iyi bilmezseniz kendinizi geliştiremezsiniz. Gençler için gereklidir, kadınlar için gereklidir. Sizler siyaseti bilmezseniz bu oyunları nasıl anlayabilirsiniz. Ben aydınlanmış bir insanım, en azından bilimi biliyorum. Siz bunları bilmezseniz farkına varmadan sizi bitirirler, geleceğinizi karartırlar. Ben hayatımın geri kalanını cezaevinde geçiririm, bu benim için sorun değil, zaten önemli olan fikirlerimdir hatta ölümüm daha da güçlendirebilir. Her ilde Meclisler kurulabilir, ilçeler ve köylerde de bir şeyler kurulabilir. Bu şekilde örgütlenebilinir. Demokratik güçler, Sol kesim de çözüm için çalışmalıdır. Ant-i Tekel bir hareket geliştirilebilir. Demokratik Cumhuriyet Kongresi temelinde bir hareket veya partileşmeye gidilebilir. Benim fikirlerim biliniyor. Önemli olan anlamlı diyalogdur, çözüm bulunur, mekanizmalar geliştirilir. Urfa için de bir park düşünülüyor "Dinler Bahçesi" adı altında. Ben de daha önce önermiştim aynı şeyi fakat benim amacım farklıdır. Özellikle belirtiyorum, özelde Urfa'yı anlamak gerekiyor. Savunmalarımda ve daha önceki İbrahimî çözümlemelerimde belirtmiştim. Bu söylediklerim Urfa'da bir Rönesansa neden olabilir. Harran biliyorsunuz İbrahim'in kardeşinin adıdır. Gençler araştırabilir, araştırma yapılabilir. Ben gerçekten gençleri de severim, en çok onlar özgürlük için mücadele etmeliler. Gelecekleri söz konusu."

GÜL VE ERDOĞAN BENİMLE DİYALOĞA GEÇSİN

"Önümüzde bahar var. Bu sorun ciddi, Erdoğan'ı da aşar. Jandarmaya, Emniyet Genel Müdürlüğüne, devlete, hükümete sesleniyorum demokratik bir çözüm geliştirilebilir. Sayın Erdoğan ve Gül'den de rica ediyorum demokratik çözüme katkıda bulunabilirler benimle diyaloga da geçebilirler. Talabani ve Barzani'nin de demokratik bir çözüme katkıları sağlanabilir" diyen Öcalan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Dört parçadaki halkımıza selamlarımı iletiyorum, Urfa'ya da selamlarımı iletiyorum. Urfa kazanacaktır, biliyorum, er ya da geç tarihine ve Hz. İbrahim'e yakışır rönesansını gerçekleştirecektir. Kadınlara selam ve sevgilerimi iletiyorum. Tüm cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum."

ANF NEWS AGENCY 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen Karin Polat, 14 Mart, 2008 16:44:51
    Bir kelime ile bile CPT'nin kendisi ile ilgili raporuna deginmemesi neden acaba? http://www.cpt.coe.int/documents/tur/2008-14-inf-eng.pdf

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com