DÜŞÜNCESÌ BÌZDEN OLMAYANIN PRATÌĞÌ BÌZDEN OLMAZ

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031



Bu başlıkta ifade edilen düşünce aslında genel bir doğruyu yansıtıyor. Bu belirleme, farklı sözcüklerle de ifade edilebiliniyor ve ediliyor. Kimi yerde ise bu anlatım, karşımıza veciz olarak da çıkabiliyor. Islami anlatımla ; “fikri bizden olmayanın zikri bizden degildir. “ ya da “ içi ve dışı aynı olmayan münafıktır” gibi. Lenin de şöyle diyor ; “devrimci teori olmadan devrimci pratik olamaz.” Buna benzer birçok belirleme ve veciz var. Ama en son bunu Cemil Bayık`ın bir yazısında okumuştum. Döneme uygunluğundan olacak, çok anlamlı ve çok şeyi ifade ettiğini düşünmüştüm. Yerinde ve güncelle buluşan bu tür belirlemeler, bazen ciltlerle ifade edilmekte zorlanan olguları tek bir cümle ile ifade edebilmektedir. Düşüncesi bizden olmayanın pratiği bizden olamaz belirlemesi söylendiği anda da bugün de çok anlamlı ve üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Genelde, her alanda derin bir oportünistlik yaşanıyor. Duruş ve düşüncelerde büyük çarpıklıklar sözkonusu. Ìnsanlar duruşları ve düşünceleri arasındaki çarpıklığı giderme cabasına girmiyor. Üstelik bu pratik ile teori arasındaki çelişkiyi politika sanıyorlar veya öyle gösteriyorlar. Ya da bir meziyet sanıyorlar. Bu da pek çok tahribata yolaçabiliyor.
Böyle durumlar sadece özgürlük hareketinin bünyesinde olan durumlar değil, genelde devrimci ve yurtsever olarak konumlanan kitlede yoğun olarak yaşanıyor. Bu toplumsal kültür ve kişiliğin bir yansımasıdır. Dünyayı konumuzun dışında tutuyorum. Ben sadece, bizim üzerinde politika yaptığımız topraklar üzerinde yaşayanları konuya dahil ediyorum. Burada PKK karşıtlığında bu durumlar daha vahim yaşanıyor. Bu duruma toplumsal kişilik ve kültürün yansımasıdır dedim ama ; bu değişmez bir alın yazısı değildir. Devrimcilerin, yurtseverlerin ve demokratların görevi; mevcut toplumsal yapıyı değiştirmektir. Bu aynı zamanda mevcut kişilik ve kültürü dönüştürme mücadelesidir. Malesef , bu düşünce ve pratiğin diyalektik birliğindeki bu çarpıklık her dönem bir biçimde yaşandı ve yaşanıyor. Bu durum , zor tarihsel momentlerde kendini kimi kişiliklerde şiddetli bir biçimde dışavuruyor. Nasıl mi ? Eskiden, yani ; 1980 ve 1990 öncesi sözde keskin sosyalit olanlardan pekçok insan bugün sosyalist olmadıklarını söylemenin ötesinde, sosyalizme ve sosyalistlere düşman olabiliyorlar. Geçmişlerinden duydukları pişmanlığın intikamını sosyalizme saldırarak almak istiyorlar. Yine belli dönemlerde PKK saflarında yer almış kimileri, benzer tarzda PKK`ye saldırarak bunu yapıyor. Belki birileri diyebilir; ben PKK`ye değil Abdullah Öcalan`a karşıyim. Bence hiçbir fark yok. Bu farklı bir savunma psikolojisidir. Birileri kendisini böyle ikna edebilir. O böyle düşünenlerin sorunu.
Bugün tüm dünyaya Kürt halkının haklı davasını tanıtmış ve davayı evrensel boyuta ulaştırmış  bir harekete karşı çıkarak sen bu hareketin temsilcisi değilsin demek ne kadar sağlıklı bir düşünce tarzı olur ? Bunu okuyucuya bırakıyorum. Yine bu hareketle özdeşleşmiş hareketin bir önderi var. Beğenirsin veya  beğenmezsin. Ben Apo`ya karşıyım ama PKK`ye kaşı değilim demeye kargalar bile güler. Neden böyle durumlara tanık oluyoruz? Ìnsanlar değişemez mi? Zamanla farklı düşünceler edinemez mi? Elbette insan değişebilir ve farklı düşünceler edinebilir. Değişmeyen tek şey değişimdir. En azından ben böyle düşünüyorum. Ama burada konu ettiğim, zamanla değişenler değildir. Bu arada şunu da belirteyim, herkesin düşüncesine saygım var. Her insan istediği düşünceyi savunabilir. Bunu kimse engelleyemez. Zorla ve şiddetle de engelenemez. Engellenmemelidir de. Birilerini düşüncelerinden dolayı fiziksel olarak ortadan kaldırsan bile düşüncesini engellenmiş olmazsın. Düşünce öldürülemez. Elbette demokrasi ve özgürlük adına da her düşünceyi ciddiye almak zorunda  da değil insan. Benim anlatmak istediğim farklı düşünenlere eleştiri değildir. Herkes kendi düşünce formuna göre, duruşunu almalıdır. Ve düşüncelerinin asgari gereklerini yapmalıdır. Yani münafık veya oportünist bir duruşu kendisi için temel bir varoluş haline getirmemelidir. Ancak bizim toplumda ve politik ortamımızda bunlara çokça rastlanır. Ìşin ilginci ilgi görüyorlar. Düşüncelerine uymayan bir zeminlerde politika yaparlar. Adına politika yaptıkları yapının, çizgisine ;düşünce ve pratiğine karşıt bir duruş içinde olabiliyorlar. Bu durumlarını da çok normal ve doğal görüyorlar. Daha da ileri giderek, hareketin ideoloji ve politikasını iyi bilen ve onun gereklerini yapmaya çalışanı karşıt gibi göstermeye ve manüpüle etmeye çalışabiliyorlar. Ìşin ilginci zaman zaman bu tür davranışlar ve kişilikler etkili olabilmektedir. Bu pratiğin sahipleri, masum ve doğal bir tepki gösteriyormuş gibi algılanabilmektedir. Hatta dağdan gelen bağdakini kovalıyor misali bir durum yaşanabiliyor.  Bu da ideoloji ve politikanın diyalektik birliğini önemli oranda sekteye uğratabilmekte ve giderek ideolojik bulanıklığa yolaçabilmektedir.
Düşüncesi bizden olmayanın pratiği bizden olamaz yaklaşımı burada gözardı edilmemelidir. Bu çıkarsama veya belirleme ideolojik mücadelenin önemini vurgular. Ìdeolojik mücadelenin yetersiz kaldığı bir yerde, bu tür vakalar olağan hale gelir  ve çizgi belirsizleşir. Bu nedenle, Cemil Bayık`ın bu belirlemesi dikkatimi çekmişti. Ve yine  bu nedenle, bu belirlemeyi makalenin başlığı olarak kullandım. Her hareketin veya partinin belli bir ideolojisi vardır. Hareketin önüne görev olarak koyduğu sorun biçim olarak ne olursa olsun hareketin kendisinin dayandığı ideoloji esastır. Örneğin bir hareket, kendi halkının ulusal ve demokratik sorunlarının çözümünü stratejik bir hedef olarak önüne koyar. Bu biçim hareketin çizgisini belirlemez. Hareket hangi ideoloji ve sınıf anlayışı temelinde bu biçimi çözüme ulaştırmayı düşünüyorsa hareketin belirleyen çizgi odur. Ulusal veya bir halk hareketinde, öncüsünün ideolojisi ne olursa olsun; kendisinin çıkarlarını bu toplumsal program ve projede bulan her sınıf, tabaka ve birey yer alabilir. Ama önderlik kendi çizgi ve ideolojisinin gerekleri doğrultusunda kitleyi yönlendirir ve önderlik eder. Çizgisinin veya ideolojik  önderliğin sürekliliği için de yoğun ve derin bir ideolojik mücadele verir ve verilmek zorundadır. Aksi taktirde ideolojik önderlik el değiştirir.
Eğer, düşüncesi bizden olmayanlar düşüncemizin pratikçisi olurlarsa; hem düşüncenin gerekleri yerine getirilemez ve hem de yanlış ve sonuç alıcı olmayan bir pratik egemen olur. Bu da hareketin amacına ve değerlerine zarar verir. Zamanında önlem alınamazsa ve ideolojik mücadele derinleştirilemezse hareketin içi boşaltılır. Bu anlatıklarım bütün parti ve hareketler için geçerli bir durumdur. Ama bizi yakından ilgilendiren elbette özgürlük hareketidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, boşuna şu vurguyu yapmıyor ; “benim asıl mücadelem partiyle oldu.”  Ve şunun altını çizebiliyor ; “ben enerjimin büyük çoğunluğunu iç mücadeleye harcadım.” Hatta bir oranlama yapıyor; “mücadelemin yüzde yetmişini parti içinde verdim,ancak  yüzde otuzunu düşmana karşı verebildim” Bu da iç mücadele veya başka bir anlatımla parti içi ideolojik mücadelenin zorunluğunu ve yakıcıliğını anlatmaktadır. Böyle bir zorunluluk ve gereklilik olmasaydı ; düşmana karşı yüzde yüz tam  kapasiteyle bir mücadele verilirdi. Ki, bu sonuç almayı veya sonuca ulaşmayı en az üçe katlar. Burada iç mücadelede sarf edilen enerji ve gücün büyüklük ve ağırlığını fark edebiliyoruz. Öte yandan bunun kaçınılmazlığının da farkındayız.
Tüm partilerde, yani burjuva olsun, feodal olsun veya sosyalist olsun; her parti kendi ideolojisi doğrultusunda, içte çizgisini koruma veya çizgi mücadelesi verir. Dışa karşı mücadelenin başarısı iç mücadeleyle parelellik arzeder. Parti içi mücadeleyi kaybedenler; mücadelede önemli bir araç ve mevzilerini kaybeder. Bu da partinin el ve çizgi değiştirmesi demektir. Düşünün modern, demokrat ve sosyalist bir parti; feodallerin veya burjuvazinin eline geçiyor. Bu parti, artık burjuva ya da feodal bir parti olur. Böyle bir partinin pratiği ve toplumsal projesi de bu sınıfın ulusal ve evrensel çıkarlarına uygun olur. Burada düşüncesi bizden olmayanın pratiği bizden olamaz`ın anlamı ve önemini daha iyi kavrıyoruz. Devrimci pratiği ancak devrimci teoriye sahip olanlar gerçekleştirebilir. Buna kimsenin bir itrazi olabileceğini sanmıyorum. Bunlar genel doğrular. Ne var ki, teoride karşı çıkılmayan ve kabul gören düşünce ve belirlemeler pratikte kırılmalar yaşıyor. Buna bağlı olarak, hedef ve projeler farklılaşabilyior. Mesela, sosyalizm; pratikte şekillenmesine hepimiz tanık olduk. Hiç de teoride formüle edilene benzemedi. Bunun belki de en önemli nedenlerinden biri ; düşüncesi sosyalist olmayanların sosyalizmi uygulayan duruma gelmeleriydi. Üzerinde düşünülmesi gereken  hem de binlerce kez düşünülmesi gereken bir olgu ve durum.
Bugün de, devrimci teori pratikte en çok nesnel gerçeklik veya halkımızın değer yargıları denilen prizmada kırılma gösteriyor. Halkımızın değer yargıları denilince “ akan sular duruyor.” Peki nedir bu değer yargıları? Bu deger yargılar nesnel gerçeklik üzerinde yükselen ve anlam bulan değer yargılarıdır. Devrimcinin görevi nesnel gerçekliğe teslim olmak değil, onu dönüştürmek ve değiştirmektir. Devrimci, gücünü buradan alır. Yani değiştirme ve dönüştürmeden. Ne var ki, devrimci düşünceler ; bugüne dek nesnel gerçekliğin prizmasında hep belli kırılmalar  yaşadı. Reel sosyalizmin şahsında ise, maalesef  devrimci düşünceler  nesnel gerçekliğe yenildi. Böyle bir durumun tekrarlanmaması için nesnel gerçekliği dönüştürme gücünü elimizde tutmak zorundayız. Yoksa “atı alan Üsküdar`ı geçmiş” olacak. Elbette halkımızın değer yargılarına saygılıyız ve olmak zorundayız. Ama gerici, yoz ve çağdışı olana karşı bir duruş da olmak zorundadır. Başka bir biçimde toplumu dönüştürmek mümkün değildir. Eğer nesnel gerçeklikten memnun idiysek neden devrimci olundu ve neden alternatif proje üretme gereksinimi duyuldu?
Elbette, bunlar hemen gerçekleşecek durumlar değil. Zaman ve emek sorunudur kesinlikle. Ama düşüncesi bizden olmayanlar, düşüncemizin pratikçileri olurlarsa; nesnel gerçekliği devrimci bir tarzda dönüştürmek asla mümkün olmayacak. Bu nedenle, düşüncesi bizden olanlara ihtiyacımız var. Hem de yakıcı bir biçimde. “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz” belirlemesini güncelleştirmek kendini dayatıyor. Bu da devrimci düşünceyi güncelleştirmekten geçer. Sosyalizmi güncelleştirmekten geçer. Makaleyi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan`ın bir belirlemesiyle noktalamak istiyoum. “Sozyalizmde Israr Ìnsalıkta Isrardir. “

 

mahir_1959@hotmail.com

 

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen ERDEM, 24 Mart, 2008 14:28:39
    Merhaba,sayın Baldemir!İdeolojisi bizden olmayanın pratiğide bizden olmaz olamaz anlayışı hatalıdır; çünkü her ne kadar ideolojimiz politik hattımızı belirleme noktasında ön belirleyici olsa da politika ideolojiden şablon değildri nihayetinde.Politika kendine özerk alanlar açar sürekli.Politika anda başlar ve anda biter.Örneğin marksistler hareketleri sistem karşıtı aldıkları konumlara göre değerlendirirler.Belirli bir tarihsel momentte sistemik yapıyı zorlayan onun dışına çıkan bir islami ya da dini hareket sırf gericidir söylemiyle politika dışına itilemez göz ardı edilemez.Ortadoğu buna en güzel örnektir.Marksist devrimciler için.İdeoloji bizim durduğumuz yeri kendi konumumuzu ve sınırlarımız belirler

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com